Kahraman” ve “hain“…

Ortalarından kalın bir çizgi geçmez. Hatta hiçbir şey geçmez. O kadar ki farklı dünyaların kavramlarıdırlar.

Evet sözü Sevr‘e getireceğim.

Şüphesiz bir insanı hain ya da kahraman ilan etmek, bizim toplumumuza çok kolay gelse de tarih ve diğer sosyal bilimler bunu birçok bilimsel kanıta dayandırmak zorundadır. Lafı uzatmadan, eğip bükmeden, hainliğin koynundan kahraman çıkarmaya doyamayanlara doğrudan sormak lazım…

Milletini “koyun sürüsü” diye tarif eden ve kendisini bu sürünün başı olarak gören yaratık sizce kahraman olabilir mi?

Başka bir devlete, hele ki savaştığı bir devlete mektup yazıp, “ülkenin gerçek kurtuluşunu 15 yıllığına İngiltere yönetimindeki iktidarının devamına” dayandıracak kadar soysuzlaşmış bir zat… Kahraman olabilir mi?

Düşünün…

Başınızdaki kişi bunu yaparken… Siz bir avuç vatansever kimseler olarak toplanıp, ülkenin, eşinizin, dostunuzun yani milletinizin namusuna, şerefine yönelmiş bütün namluların önüne göğsünüzü siper ediyorsunuz. Kan veriyor, can veriyor, vatan toprağını (Batı’nın sözlüğüne 18. – 19. yüzyılda girmiş olsa da Türk’ün tarihinde “vatan” kavramı geçmişten beri vardır.) kutsallaştırıyorsunuz…

Bir bakıyorsunuz ki…

Sizi “haydut, hain” ilan ediyorlar. Kellenize fetva çıkarıyorlar. O soysuzlaşmış zat en büyük kahraman, dindar olurken… Siz, dinsiz ve hain oluveriyorsunuz. Ne güzel dünya değil mi?

Bununla da bitmiyor…

O zat… Vatan toprağını peşkeş çektiği devletin savaş gemisiyle kaçıp, sığınma talep edip, haysiyetsizliğin bin bir çeşidini sergilerken; siz harap olmuş, viraneye dönmüş, nüfusu kıyıma uğramış bu topraklarda, kimilerine göre “koyun sürüsü” görülen bu milletle tüm dünyayı koyuna çeviriyorsunuz.

Kanla, irfanla kurduğunuz yeni ülkenin sorunları bir yana bir de dışarıda kahraman geçinen bu zatın ortalığı karıştırmalarıyla uğraşıyorsunuz…

Güya giderken hazineye dokunmayan, kahramanlaşan zat(!) İtalya’da San Romeo’da Magnoli (Manolya) adlı, yıllığı 600 İngiliz lirası olan köşkte kalırken, siz sade iki katlı bir evi devletin ve milletin yeni evi yapıyorsunuz…

Sonra ne mi oluyor?

Siz yaptıklarınızla dünyaca “tarihin kalbi” ilan ediliyor, milyonlarca insanın gönlüne taht kurup, gömülüyorsunuz. O zat elindeki parayı çarçur edip, bu millet aleyhine kullanıp, yine de vazgeçemediği görkemli köşk ve şatafattan da olup, sefalet içinde ölüyor.

Evet…

Sevr, hezimet bile değil ihanetin ta kendisidir. Buna yukarıda anlattığımız gibi çanak tutmakla kalmayıp hizmet eden Vahdettin ise hainin ta kendisidir.

Tarih affetmez.

Sevr‘e karşılık, Lozan gönderir gerçek zaferi, gerçek kahramanı; görmeyen gözlere, inanmayan kalplere, anlamayan zihinlere bile kavratır.

Bu topraklar turnusol kağıdı gibidir. Kahraman ile hain arasındaki fark, Mustafa Kemal ile Vahdettin arasındaki fark kadar ortadadır.

Ve aynı tarih… Yaklaşık bir asır sonra yine aynı farkı bu millete gösteriyor. Anlatıyor. Çünkü ders almadık. Çünkü tam anlamıyla anlamadık.

O yüzden siz, siz olun rehberiniz her zaman Mustafa Kemaller, Lozanlar olsun.

Burak KETMEN
10 Ağustos 2016