17 Ağustos 2016.

Farklı gün ve anlarda gördüğüm, okuduğum, duyduğum parçalar bir bütün olma isteğiyle toparlanıyorlar, “bütün”ün parçalanma tehdidini gördüğünde istemsizce.

Önce, Komutan’ın makamında söylediği sözler geliyor aklıma:

“Yükselen, terfi eden, çok iyi mevkilere gelen komutanları araştır iyice. Bu görevlerinden önceki görevlerine bak. Nerelere gitmişler? Gittikleri yerde askerler neler yapmak, neleri kabul etmek zorunda kalır? Hangi kabullerden sonra askerler belli noktalara gelir? Bunları araştırırsan parçalar daha net birleşecektir kafanda.”

Bu sözlerden sonra yaklaşık 2 sene önce İstanbul’da katıldığım Sessiz Çığlık etkinliği sonrası Teğmen Çelebi’nin sözleri çınlıyor kulaklarımda:

“TSK, idealist askerlerini kusar. Bizi de bu yüzden kustu.”

Ezberlememiz için verdikleri marş kitapçığı “Asker nedir?” sorusuyla başlıyor, sorunun devamında yanıtı geliyor:

Asker(ESKR) kelimesinin, askerin taşıması gereken özellikleri anlatan kelime öbeklerinin birleşiminden oluştuğunu öğreniyorum.

E: Ulviyet-i ruhiye, yani yüksek bir ruh yapısı.
S: Selamet-i fikriye, sağlam muhakeme yeteneği.
K: Keramet-i Tabiye, taktik bulurluk, sezgi.
R: Rizayat-ı bedeniyye, vücut dayanıklılığı.

Askeri asker yapan ve askerde olması gereken özellikler böyle sıralanırken epeydir aklımı kurcalayan sorular yine buldukları çatlaklardan sızıyor zihnime, oradan da kalem taşımacılığı ile kağıda…

Üniformalarını teröristlere ezdiren, yerlerde üniformalarını sürükleten, karargahını işgalcilere kaptıran kuvvet komutanları neden en iyi ihtimalle onurlu biçimde hayatına son vermek yerine görevlerine devam ederek kendileri üzerinden kurumun itibarsızlaştırılmasına izin verdiler? (Ne yapılması gerektiğini merak edenler Reşat Çiğiltepe’ye baksınlar.)

Ve FETÖ’ye en ağır operasyonları yapmak zorunda kalan siyasi irade; bu kişilerin televizyonda haklı şekilde topçu atışına maruz kalmalarına “onay” verdikleri halde yargılanacak durumda olan bu komutanlara neden yetki vermeye devam etti?

Bu, neyin karşılığında, neyin pazarlığında oldu?
Terazinin bir tarafına kendi çıkar ve keyfiyetini koyanlar, terazinin diğer tarafında daha ağır basması gereken neleri “sattılar” da hafifletip ibreyi kendilerinden yana koydurdular?

Bu soruları sorunca da aklıma bugün başçavuşun odasındaki duvarda yazılı olanlar geldi:

“Şerefle bitirilmesi gereken en ağır görev hayattır.

Bu nedenle;

Bir lokma ekmek için şerefini ayaklar altına almaya

Bir anlık zevk için namusunu lekelemeye

Bir anlık mevki için ayak öpmeye

Günlük menfaatlerin için faziletini karartmaya değmez.”

***

Daha da yaklaşıyor birbirine parçalar.

Bazı gelişmeler sorulara yanıt oluyor.

Örneğin, askeri liseler kapatılıyor.

Üstelik Cumhurbaşkanı çıkıp bu durumu meşrulaştırmak için “O okullardan çıkanlar, bu darbeyi yapmaya kalktılar.” diyor; diyor da birileri de çıkıp “Tamam da o gece o girişimi bastıran esas komutanlar nerede yetişti, ağaç kavuğundan mı çıktılar?” diye sormuyor.

Bazı komutanlarımız devlet aklı ile hükümet savunmasını birbirinden ayırırsa, belki onlar sorarlardı ama olmuyor, sorulmuyor.

Geçen bir komutan anlatmıştı. Güneydoğu’da terör örgütü sempatizanı bazı doktorlar, yaralı askerler ameliyata girmeyi reddedince -ki böyle bir hakları var- girmişti kademeye.
Bugün yerinde gören asker arkadaşım anlattı. İşte o gün personellerini bölgeye sevk ederek kademeye giren “sivil” açığını kapatan GATA kapatılıyormuş. Yarın tabelası indirilecekmiş ülkedeki tüm tıp fakültelerinin anası olan hastanenin.

Ne güzel değil mi?

Bu yapılanların izahında kullanılan sakız da aynı: “Ordu sivilleşiyor.”

En son askeri vesayetten kurtuluyorken bunun sonuçları ortada.
Birileri, “aldatılma” haklarının sınırsız olduğunu düşündükçe daha çok “kaya” oynar yerinden.

Bu mantıkla önce Akp’nin, Diyanet İşleri Başkanlığının, Milli Eğitim Bakanlığının kapatılması gerekir.

Hatta bir kurum hariç tüm kurumların kapatılması gerekirdi.
Hariç olan kurum hangisi mi?

Yüksek Seçim Kurulu.

Yüksek Seçim Kurulu yetkililerine helal olsun. Cumhurbaşkanı’nın, Genelkurmay Başkanı’nın yaverliğine bile sızan örgütün kendi kurumlarına sızmalarına engel olmuşlar.

Düşünsenize, ya Yüksek Seçim Kuruluna da sızmış olsalardı?
Tüm seçimlere şaibe bulaşmaz mıydı?

Ne?
Bunu soracak, sorgulatacak muhalefet partisi mi?
Yok be canım.
Epey oldu o biteli,
Kalmadı.

Bir felakete demokrasi konvoyu şeklinde gidiyoruz.
Devlet aklı, güvencesiyle itiliyoruz uçuruma.

Sloganında “Etkin, Caydırıcı, Saygın” yazan kurumun:

Saygınlığı,
Vali’nin “Bu bizim çocuk, sevin onu la, ehehe.” diye tanıtılan Korgeneral’in bunu sorun etmeden politize biçimde “Halkımızın hizmetkârıyız.” deme pişkinliği, sığlığı, hatta merkez sağlığı kıvamında.

Etkinliği,
Masasında Milli Savunma Bakanlığının, İçişleri Bakanlığının, Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın sunacakları birbirinden farklı bir emirle dağılacak olan emir komuta sistemine bakmakta.

Caydırıcılık mı?
2-3 KHK’lik işi kaldı.

Geçmişte olmasın diye yazdık ama artık kaçınılmaz sonun başlangıcındayız.

Eğer TSK ile ilgili gerekli “geri” adımlar atılmazsa, önümüzdeki iki yıl tek bir kelimenin tekrarı ile özetlenecek:

Kan
Kan
Kan.

“Ordu-millet olayını abarttılar.” dedi bugün bir asker arkadaş.

Haklıydı,
Abarttılar ve yanlış anladılar.

Millet; ordusunun terhis edilip dağıtıldığı yerde ordu oldu, ordusuna terörist sokup sonra o bahaneyle ordusunu lağvedenlere kucak açıp onlarla bir olmadı.

Onlarla bizzat savaştı.
Silahıyla, süngüsüyle;
Varıyla, yoğuyla.

Bugün yapılan, tabutumuzu itinayla çakan emperyalizme bir öneridir: “Çivi bizde var. Hem de yüzde yüz yerli. Buyur, bununla çak. Hatta zahmet etme, elin acımasın. Çekiç de var bizde, biz çakarız.” şeklinde.

Vebali ağırdır bunun.
Sadece vicdanla da değil,
Beden ve ruhla ödenir.
Karşındaki düşman, daha azına tatmin olmaz artık.

OTONOM PİYADE
17 AĞUSTOS 2016

Paylaş
Önceki İçerik”KIRMIZI ÇİZGİ”YE NE OLDU?
Sonraki İçerikMurat Eren Tahliye Oldu! Yetmez: BERAATİNE!
Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin'de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü'nin her kademesinde görev aldı. Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte "Kemalizm"in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T'ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu. Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı. Milli Mücadele döneminde kurulan ve "Kemalizmin İleri Karakolu" unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana'daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti. Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu'nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı. Genç Yeni Adana'daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol'u kurdu. Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı'nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta. Milli İrade Birliği'nin "Milli İrade Nedir?" ve Mustafa Mutlu'nun "Dön Kardeşim" kitaplarında yazıları yayınlandı. Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın