Bloklaşma

Ortadoğu’da, birbirinin karşıtı iki askeri blok ortaya çıktı. Rusya, İran ve Lübnan; Şam yönetimini destekliyor ve bu ülkeler anlaşması yapılmamış bir blok oluşturmuş durumda. Çin bu gruba yakın duruyor. Bunlara karşı, ABD’nin başını çektiği; Suudi Arabistan, Katar, İsrail ve Kürtlerden oluşan başka bir birliktelik var. Avrupa Birliği ise bunları destekliyor. Türkiye, ulusal güvenliği için çekince oluşturmasına karşın bu blokta yer alıyor. Kendi geleceğine karar veremez durumda.

ABD, Suriye Kürtlerini asker olarak kullanıyor. Onları; Kuzey Irak’ta Barzani’ye kurdurduğu Kürt devletini, Akdeniz’e bağlayacak Kürt Koridoru’nu gerçekleştirmek için örgütlüyor. İşid’e karşıymış gibi açıklamalar yapıyor onları bombalıyor görüntüsü veriyor ancak gerçekte koridor açmada Kürtlerin önünü açıyor.

Rusya’nın Amacı

Rusya, Avrupa’nın doğalgaz gereksinimini karşılayan bir ülkedir ve bu konuda rakipsizdir. Durumdan rahatsız olan Avrupa Birliği ve ABD, bağımlılığın sona erdirilmesi için yeni seçenekler peşindedir. Günümüz koşullarında bu seçenek, Basra Körfezi’nde bulunan ve dünyanın en zengin yatağı olduğu söylenen doğalgazın, Katar’a düşen kesimden Avrupa’ya taşınmasıdır. Bu tasarıma, şimdi İsrail’in çıkardığı Doğu Akdeniz doğalgazı da eklendi.

Rusya, kurmuş olduğu tekelin kırılmasını önlemek için, geleneksel müttefiki Suriye’nin yanındadır. 2011’de; İran, Suriye ve Lübnan arasında yapılan anlaşma, Basra doğalgazının İran karasularındaki bölümden Şam’a ulaştırılmasını, burada Lübnan doğalgazıyla birleştirilerek Avrupa’ya taşınmasını öngörüyordu. Aynı yıl Suriye’nin orta kesimlerinde bulunan doğalgaz, bu hatta bağlanacaktı. Katar gazını Avrupa’ya taşıyacak boru hattının ülkesinden geçmesine izin vermeyen Esad, bu tasarımın içinde yer almıştı.

Rusya’nın katılımıyla gerçekleştirilecek bu tasarım, kıyametin kopmasına neden oldu ve Suriye savaşları başladı. AKP hükümetinin, aşırı dostlukla başlayan ilişkilerinin anidenEsad düşmanlığına dönüşmesinin nedeni bu gelişmelerdi.

Suriye ve Rusya

Rusya’nın Suriye’yle ilişkisi 1950’li yıllara dek gidiyor. Bugün, petrol ve doğalgazdaki ayrıcalıklı konumunu korumak ve terörün Kafkasya’ya taşınmasını önlemek için Suriye’de bulunuyor. Suriye’nin bütünlüğünü savunuyor görünüyor ama Kuzey Suriye’de kantonlar kuran PYD’ye karşı çıkmıyor; onları amacı yönünde kazanmaya çalışıyor. Kürtlerden, Koridor’dan fazla söz etmiyor. IŞİD’i, ABD politikasının parçası olduğu için bombalıyor.

Esad’a sahip çıkıyor ama muhaliflerin de yönetime katılması gerektiğini söylüyor. Suriye’nin baş düşmanı İsrail’le stratejik anlaşmalar yapıyor. Suriye’nin bütünlüğünden söz ediyor ama onun asıl derdi; askeri üs kurmak ve Akdeniz’e yerleşerek enerji yollarının denetiminde söz sahibi olmak.

Amacına uygun düşen her türlü yönetim seçeneğine açık. Büyük devlet politikası bunu gerektiriyor. Çarlık Rusya’sının ve Batı sömürgeciliğinin, 19.yüzyıl Kürt politikası yeniden gündeme geliyor. Türkiye, içinde ve çevresinde emperyalizmin örgütlediği Kürt kalkışmasıyla uğraşmak zorunda kalıyor.

ABD ve Ortadoğu

ABD, 1998’de saptadığı ve 21.yüzyılı kapsayan “Yeni Bir Yüzyıl İçin Amerikan Ulusal Stratejisinde”, Ortadoğu’dan 2050 yılına dek vazgeçmeyeceğini açıklamıştır. Açıklama yönünde Büyük Ortadoğu Projesi’ni uygulamaya sokmuş ve bugüne getirmiştir. Ortadoğu’dan çekilmeyi aklından bile geçirmemekte, Rusya’nın bölgeye yerleşmesinden rahatsızlık duymaktadır.

İki büyük silahlı güç, Türkiye’nin de içinde olduğu Ortadoğu’da, çatışma olasılığı bulunan bir konumda karşı karşıya gelmiştir. Nükleer silahların tehlikeli gücü, tarafları görüşmelerle sağlanacak bir uzlaşmaya zorlamaktadır. Olasıdır ki uzlaşacaklardır.

“Ortak Vizyon Belgesi”

AKP hükümeti 2006 yılında imzaladığı “Ortak Vizyon Belgesi”yle, Ortadoğu’da ABD ile birlikte yürümeyi kabul etmiştir. Bugüne dek Belge’ye sadık kalmış ve Washington’un istemlerinin tümünü yerine getirmiştir. Belgede, “ortak endişe kaynağı olan uluslararası krizlere birlikte, etkin ve çok taraflı çabaların teşvik edilmesi gerekmektedir”1 denilmektedir. AKP hükümetleri, sürekli Belge’ye sadık kalacağını açıklamış ve açıklama yönünde davranmıştır. Süreceği görülen bu tutum, Türkiye’yi tehlikeli serüvenlere götürecektir.

Düşünsel Karmaşa

Türkiye’de kimileri, Rusya’nın Ortadoğu’ya inmesini, olumlu bir gelişme olarak gördü. Rus karışmasının; ABD’yi güç duruma düşüreceği ve Büyük Ortadoğu Projesi’nisekteye uğratacağı söylendi. Türkiye’nin yararına bir girişim olarak değerlendirildi. Aynı çevreler, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra, Türkiye’nin ABD’den uzaklaşıp, Rusya’ylastratejik ilişkiler kuracağını sanıyor; bu yönde açıklamalar yapıyor.

Aydın sayılan kimi kişiler ham hayaller içindeyken, ülkeyi yönetenler, 2023 hedefine doğru emin adımlarla yürüyor. Bunlar, ABD ve AB’nin yanında yer almaya devam edecektir. ABD’den ayrılmaya ne istekleri, ne bilinçleri ne de güçleri vardır. Darbe girişiminden sonra, Batı’yla ilişkileri azalmayacak, tersine artacaktır. İlerici kesimde, “AKP’nin ülkeyi emperyalizm safından çıkarma olasılığına” yönelik akıl dışı yorumlar yapılmaktadır.2

Darbe Sonrası

Darbe girişiminden sonra Rusya’yla kurulan ilişki, ticareti eski düzeyine getirmeninötesine geçmeyecektir. Bu ilişkinin, mal ve turist alışverişi gibi basit bir ereği vardır. Türkiye’nin NATO üyesi kalarak Rusya’yla stratejik ilişkiler kurması mümkün değildir. Bu gerçeği en iyi, Türkiye’yi 70 yıldır kendisine bağlayan Batı bilmektedir. Bu nedenle, Türkiye’nin Rusya’yla kurduğu blöf ilişkisinden etkilenmemektedir.

Türkiye’nin Rusya’yla Suriye konusunda anlaşması, mevcut koşullarda mümkün değildir. Rusya, Ortadoğu’dan Avrupa’ya, denetimi dışında doğalgaz çıkışını önlemek için, herşeyi göze alarak Suriye’ye yerleşmiştir. Suriye’yi kan gölüne çeviren süreç, doğalgaz aktarımındaki çıkar çatışmasına dayanıyor. Türkiye’nin tutumu belli. Bu konuda Batı’dan yana tavır almıştır. Esad’ı düşman ilan ederek iç savaşı desteklemiş, Katar’la ittifak kurmuş ve İsrail’le doğalgaz anlaşması yapmıştır. Rusya’nın mücadele ettiği ve edeceği her konuda, onun karşısında yer almıştır.

Hava Sahası ve NATO

Recep Tayyip Erdoğan, hava sahası ihlallerinden söz ederken Rusya’yı eleştiren tepkisel açıklamalar yapmış, “Türkiye’nin hava sahası NATO’nun hava sahasıdır; Türkiye’ye saldırı, NATO’ya saldırıdır” demişti. NATO Genel Sekreter Jens Stoltenberg, “NATO Türkiye’yi korumaya kararlıdır, gerekirse Türkiye’ye asker göndermeye hazırdır” diyerek bu açıklamayı tamamlamıştı.3 Açıklamalar bugün için de geçerlidir. Türkiye, hava sahasını, darbe girişiminden bir hafta önce NATO uçaklarına açmıştı. Darbe girişiminde önemli bir işlevi olan İncirlik’te herhangi bir statü değişikliği yapılmamıştır. Askeri okullar kapatılmıştır ama darbecilere hizmet veren incirlik’e dokunulamamıştır. ABD ve NATO,üssü kullanmayı sürdürüyor.

Kendini Bağlamak

Türkiye, Ortadoğu’nun en güçlü devleti olmasına karşın, yönetimde bulunanların niteliği nedeniyle, olayların edilgen izleyicisi durumdadır. Kendini, ABD ve AB’ye kalıcı bağlarla bağlamıştır. Ancak, enerji başta olmak üzere Rusya’ya da bağlanmıştır. Batı’nın istediği biçim ve doğrultuda hareket etmektedir. Etmeyi de sürdürecektir. Kimi aklı evvelaydınların yaptığı gibi; darbe girişiminden sonra, AKP’den 14 yıldır uyguladığı iç ve dış siyasette bir değişim beklemek siyasi öngörüsüzlüğün ötesidir; en hafif tanımla aymazlıktır.

Sorunlu Gelecek

Doğu’da ve Güney’de; Batı’nın desteklediği bölünmeye yönelik Kürt hareketi yükselecektir. Tasfiye sürecine sokulan ordu savaşma gücünü önemli oranda yitirmiştir. Doğu’dan gelen şehit sayıları artacak Suriye’de koridorun ilerlemesi önlenemeyecektir. Gerçek tehlike olan Barzani kabullenilmiş durumdadır. Yaklaşmakta olan ekonomik bunalım, yeni borçlarla atlatılmaya çalışılacak, halka yeni vergiler çıkarılacaktır. “Sonuna dek gidileceği” söylenen terörle mücadele eski durumuna geri dönecek, “demokrasi” ve “milli birlik” söylemleriyle yeni bir barış süreci başlatılacaktır. Suriyeli göçmenler sessizce vatandaş yapılacak, Türkiye’nin Araplaşma süreci hızlandırılacaktır. Muhalefet olmayan muhalefeti de yanına alan AKP, 2023 hedefine özgürce yürüyecektir.

Türkiye, oluşmakta olan tehlikelere karşı, ulusal nitelikte bir yönetime kavuşupAtatürkçü politikayı günün koşullarını gözeterek uygulamak zorundadır. Bunu yapmadığı sürece, giderek karmaşık duruma gelen olaylar karşısında kendi yolunu belirleyemeyecek, Birinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi, büyük gördüğü gücün peşinden sürüklenecektir.

Gelişmeler ve açıklamalar Türkiye’nin varlığıyla ilgili karmaşık bir dönemi gösterirken, muhalefet partileri, AKP’yle birlikte demokrasi şenlikleri yapıyor. Halk, bilgisiz ve sahipsiz. Her türlü olumsuzluğa karşı korumasız durumda. Olay ve gelişmeleri değerlendirip önlem geliştirecek bir ulusal irade bulunmuyor.

Kapıdaki Tehlike

Geçmişten günümüze yarım yüzyıllık olay ve söylemler ortada. Ülke yönetiminin kişi egemenliğine indirgendiği; yasama, yargı, yürütme ve savunmanın dumura uğratıldığı, devlet yetkisinin talan aracı olarak kullanıldığı ve muhalefeti olmayan bir ülkede herşey olur.

Göstermelik söylemlerin, yalana dayalı sözverilerin ve yapay gösterilerin önemi yoktur. Çıkar hesaplarıyla yapılan kalıcılığı olmayan eylemlerin de bir önemi yoktur. Toplumsal gerçekler, insanlar anlasın ya da anlamasın kendi kuralını egemen kılar ve geleceği göremeyenlerin önüne daha büyük sorunlar halinde dikilmekte gecikmez. Bilmeyenlere bildirir, öğrenmeyenlere öğretir.

Olaylar herkesin gözü önünde gelişiyor. ABD; Ortadoğu’dan çıkmayacağını, Kürt devleti kuracağını, Koridoru açacağını ilan ediyor ve açıklamaları yönünde adım adım ilerliyor. Rusya, Suriye’de askeri üslerini kuruyor, kurduklarını genişletiyor ve bölgeye yerleşiyor. Ortadoğu, karmaşık olaylara gebe.

Türkiye’de ise, Cumhuriyet devleti ortadan kaldırılıyor. Orduyu köklerinden kopararak savaşamaz duruma getirecek uygulamalar yapılıyor. Din siyaset için kullanılıyor. Çıkar çatışması içindeki tarikatlar, devletten pay almak için birbiriyle yarışıyor. Halk yoksul ve örgütsüz. Çıkar örgütleri haline gelen partiler onu görmüyor. Bu dünyadan umudu kesmiş, kendini öbür dünyadaki yaşama hazırlıyor. Türkiye, 1914’ün koşullarını yaşıyor.

Gelmekte olan tehlikeyi görenler huzursuz ancak ellerinden birşey gelmiyor.

Herşey Karşıtıyla Vardır

Yaşanan olumsuzluklar kendi karşıtını da yaratıyor ve ülkenin her yerinde ulusal bir uyanış, bir arayış yaşanıyor. Durumdan hoşnut olmayanlar, kendi örgütünü henüz yaratabilmiş değil. Bu örgüt ne denli ivedi yaratılırsa, gelecekte yaşanacak acılar o denli azalacaktır. Türk ulusunun, konu yurt savunması olduğunda, yedek bir direnme gücü her zaman vardır. Yeter ki çok geç kalınmasın ve bu güç harekete geçirilsin.

Yurtseverleri bekleyen görev, bilgi ve bilincini yükselterek halkın içine girmektir. Bunun ön uygulamaları kendini göstermeye başladı. Yurtseverler, somuta dönük eylem ereğiyle birbirini buluyor. Ortadoğu’daki karmaşaya ve Türkiye’deki işbirlikçilere karşı, ulusal bilinci yükseltecek öncüler ortaya çıkıyor. Gelecekten kaygı duyan insanlar, Türkiye’nin her yerinde, olumsuz gidişe karşı ne yapmak gerektiğini tartışıyor. Mustafa Kemal Atatürk, yeniden keşfediliyor, Kemalizmi yol gösterici görenlerin sayısı artıyor.

Metin AYDOĞAN


DİPNOTLAR

(×)    ”Suriye üzerindeki gizli saçma Suudi-ABD anlaşması: Petrol doğalgaz boru hattı savaşı” medyada fakat. net

  1. “Yeni Bir Harita Doğuyor” Cumhuriyet, 29.07.2006
  2.  Soner Yalçın, Sözcü, 10 Ağustos 2016
  3. www.bbc.com/türkçehaberler 08.10.2015

(Bu yazı Metin Aydoğan’ın “Kuramsal Aktarım” bloğundan alınmıştır.)

Bir Cevap Yazın