Yıllardır PKK terörüne şehit veriyoruz.

Yine iki gündür toprağa düşerken vatan evlatları içimiz dağlandı, duvarları yumrukladık…

Onlar şehit düşerken bunları yazmamak olmazdı.

*

Herkesin aklında aynı sorular var:

Neden yıllardır bu terör örgütüne onca şehit vermişken hala üstlerine kararlılıkla gidilmiyor?

Neden Fethullahçı Terör Örgütü’nün kamudaki, yargıdaki, ordudaki tüm bağları kesilirken PKK’nın ülkedeki kökleri sökülmüyor?

*

Başbakan Binali Yıldırım’ın açıklamaları bu kaygıları arttıracak türden.

Yıldırım: “PKK terör örgütüyle bağı olduğunu tespit ettiğimiz 14 bin öğretmenin yerlerini değiştireceğiz.”

AKP hükümeti bu sözleri şehit analarına nasıl açıklamayı düşünmektedir?

Milli Eğitim Bakanlığı bünyesindeki 30 bine yakın öğretmeni FETÖ üyeliğinden meslekten ihraç eden AKP hükümeti söz konusu PKK olunca neden çekinmektedir?

Üniversitelerde, kamuda, yargıda, Meclis’te yer eden onca terör sempatizanı ve destekçisi neden hala bu kadrolarda tutuluyor?

*

Evet, haklısınız, yukarıdaki sorular AKP hükümetine yıllardır sorulan sorular.

O zaman daha ağır konuşalım ve bir adım ileri götürelim sorularımızı.

*

Selahattin Demirtaş bugün Alman basınına yaptığı açıklamada “PKK’yı terör örgütü olarak görmüyoruz. PKK’yı devletin ya da hükümetin tanımladığı gibi tanımlamak zorunda değiliz.” ifadelerini kullanmış ve açıkça bir terör grubunu meşrulaştıracak söylemlerde bulunmuş.

Bu açıklamalar yapılmışken, her gün şehit haberleri geliyorken HDP hakkında kapatma davası neden açılmaz?

Hangi hukuki engeller var?

Geçmişte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin İspanya Batasuna Partisini kapatma gerekçelerine ve 2009’da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının açıkladığı, Demokratik Toplum Partisi (DTP)’nin kapatılma gerekçelerine dayandırarak HDP’yi kapatmak mümkün değil midir?

Mümkünse ve yapılmıyorsa AKP hükümetinin çekindiği bir şeyler mi vardır?

“Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”da geçen bir madde mi acaba buna engeldir?

Madde aynen şu:

“MADDE 4 – (2) Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri kapsamındaki görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluğu doğmaz.”

Peki nedir bu (a), (b) ve (c) bentleri?

“MADDE 2 – (1) Hükümet, çözüm süreci kapsamında aşağıdaki hususlarda gerekli çalışmaları yürütür.

a) Terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesine yönelik siyasi, hukuki, sosyoekonomik, psikolojik, kültür, insan hakları, güvenlik ve silahsızlandırma alanlarında ve bunlarla bağlantılı konularda atılabilecek adımları belirler.

b) Gerekli görülmesi hâlinde, yurt içindeki ve yurt dışındaki kişi, kurum ve kuruluşlarla temas, diyalog, görüşme ve benzeri çalışmalar yapılmasına karar verir ve bu çalışmaları gerçekleştirecek kişi, kurum veya kuruluşları görevlendirir.

c) Silah bırakan örgüt mensuplarının eve dönüşleri ile sosyal yaşama katılım ve uyumlarının temini için gerekli tedbirleri alır.”

HDP’li vekillere “Neden PKK’yı terör örgütü görmüyorsunuz? Nasıl özerklikten bahsediyorsunuz? Nasıl bebek katili terörist başına sayın diye hitap ediyorsunuz?” sorularını sorduğunuzda “Efendim, biz bunların hepsini çözüm süreci boyunca söyledik. O günlerde söylediklerimizden farklı bir şey söylemiyoruz. Dönemin hükümeti o zaman bu laflardan hiç rahatsız olmuyordu. Hatta terörle müzakere de ediyordu. Şimdi söylediklerimizin hepsi çözüm süreci boyunca söylediklerimizle aynıdır. Terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesine dair kanuna göre bu dönemde söylediğimiz hiçbir şeyden ötürü bizi yargılayamazsınız.” diyorlar.

Şimdi AKP hükümetinin çekindiği bir şeyler mi var sorusunu tekrar yüksek sesle soralım.

Çıkardıkları bu kanunun acaba kendilerine dönmesinden çekindikleri için mi HDP’nin ve PKK’nın sivil kadrolarının üstüne gidilmiyor?

*

Başka bir soru daha.

Batı emperyalizminin en yaramaz çocuğu “Kürtçü terör grupları”nın olduğunu, batının yüz yıllık planlarında Orta Doğu’da kukla bir Kürt devleti olduğunu biliyoruz.

“Bu terör gruplarının üstüne gitme çekincesi neyden kaynaklanıyor?” diye sorsak,

“Amerika’nın tepkisinden mi çekiniliyor?” desek…

Ne dersiniz?

Eğer cevap evetse, yine soralım:

Peki öyleyse, söz konusu FETÖ olunca Saray’dan, Meclis’ten Beyaz Saray’a naralar atabilen hükümet, PKK konusunda neden aynı kararlılığı sergileyemiyor?

Fırat Kalkanı operasyonuyla hükümetin Amerika’ya kafa tuttuğunu ve Kürt koridoruna çomak soktuğunu iddia edenler, yurt içinde PKK’nın sivil kadrolarına neden dokunulmadığını bizlere nasıl açıklayacak?

15 Temmuz sonrası FETÖ’ye karşı yapılan operasyonlarla terörle nasıl mücadele edilebildiğini kendi elleriyle herkese gösteren AKP hükümetinin PKK terör örgütüne karşı aynı kararlılığı sergileyebilmesi için illa PKK’nın Erdoğan’a suikast düzenlemesi mi beklenmektedir?

Şehit düşen onca vatan evladının canının kıymeti yok hükmünde midir?

*

AKP hükümetinin bir başka çekincesi “FETÖ ile mücadele ederken aynı anda başka bir örgütle bu kadar ciddi mücadeleye girmenin zorluğuysa” eğer, kaygıya hiç yer yok.

Bu ülkede terör (FETÖ, PKK) sempatizanlarından boşalacak kadrolara girecek on binlerce vatansever, zeki ve yetenekli genç var. Yıllarca “birileri” tarafından hakları gasp edilen, kendileri yerine ülkeye ihanet edenlerin kamuya yerleştirildiğini bilen ve işsizlikten kırılan o vatansever gençler verilecek bir fırsat bekliyor.

Kararlı mücadele edildiği görüldüğü takdirde de bu millet bu vatana binlerce evlat verdi, yine verir.

Ama evladının canının hiçe sayıldığını ve yok yere şehit olduğunu anladığında gün gelir tokadını tüm iliklerinde hissettirir.

*

Gün, her türlü terör örgütüyle mücadele etme günü.

Aynı zamanda,

Gün, terör örgütleri arasında ayrım yapanların maskesini düşürme günü.

Gün, terörle mücadeleye ket vurup, telsiz kapatıp, onunla müzakere edenlerle de hukuk önünde hesaplaşma günüdür.

Milli birlik ve beraberlik diyorsanız biz varız.

Ama milli olmayan eylemler deneyip, pişman olup döndüğünüz şeyleri bize “milli beraberlik” diye de yutturmayın.

Önce yüzlerce canın hesabını verin, sonra düşmana karşı kolumuza girin.

*

Mehmet Anıl Parlak
3 Eylül 2016

Paylaş
Önceki İçerikMücadelenin Ulusallığı Sivas ile Tescillendi
Sonraki İçerikKandırmanın Tarihçesi – Özge OZANSOY

23 Eylül 1990’da Mersin’de doğdu. İlköğretimini tamamladıktan sonra lise öğrenimini İngilizce ağırlıklı bir lisede bitirdi. Çukurova Üniversitesi Matematik Bölümünü tamamladıktan sonra pedagojik formasyon alarak öğretmenlik hayatına başladı.

Milli Mücadele döneminde kurulan Yeni Adana Gazetesinin Genç Yeni Adana bölümünde yazıları yayımlandı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte “Vardiya Bizde Adana”nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu. 2014 yılında yayın hayatına başlayan Üçüncü Yol’un kurucularındandır.

Hayattaki en büyük hedefi, ulusuna bağlı nesiller yetiştirmek…

1 Yorum

Bir Cevap Yazın