Haziran 2014’te terör örgütü IŞİD Irak’ın Musul şehrini Irak ordusunun direniş göstermemesinin de etkisiyle kısa bir sürede işgal etti. Yaklaşık 2,5 yıldır bölge IŞİD etkisi altında. Geçtiğimiz Eylül ayı sonlarına doğru Musul’u kurtarma operasyonunun sinyalleri koalisyon güçlerinin bölgede etkin ülkeleri İngiltere ve ABD tarafından verilmişti. Ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan da Ekim ayında operasyonun yapılacağını duyurdu. Son olarak 15-16 Ekim tarihlerinde Musul çevresinden IŞİD bölgelerine yapılan şiddetli saldırılar da artık sona gelindiğinin habercisi oldu.

Uzun süredir beklenen Musul operasyonu, 17 Ekim’de gece saat 01.40’ta Haydar el-İbadi’nin yaptığı basın açıklamasıyla tüm dünyaya duyuruldu. Operasyonun başladığına dair yapılan açıklamada belki de en dikkat çekici ifade şuydu: ”Operasyonlara komuta eden kuvvetler şanlı Irak Ordusu ile Federal Polis Güçleri olacaktır. Musul’a ilk giriş yapan bu kuvvet olacaktır, başkası olmayacaktır.” Bu cümleden alınan ilk mesaj Musul’u Irak ordusunun kurtaracağı, kente yabancı askeri güçlerin giremeyeceğidir.

Ancak saatler ilerledikçe basına yansıyan bilgiler doğrultusunda operasyona katılan birliklerin sayısı da netleşmeye başladı. BBC’den gelen bilgiye göre Musul harekatına 30 bin Irak askeri, Şii milis ve peşmerge, 3 bin kişilik Türkiye destekli Sünni yerel güç ve danışmanlık yapan 600 ABD askeri katılıyor; buna karşılık 8 bin IŞİD militanının da Musul’da bulunduğu tahmin ediliyor. [1]

Operasyona katılan birlikleri sayısal verilerin dışında da incelemek gerek. Irak güçleri içinde yer alan Şii milis ve peşmergeler kritik önem taşıyor. Örneğin, Türkiye Musul operasyonu öncesi koalisyon güçleri ve Irak’a bir uyarıda bulundu Şii milislerin Musul kent merkezine girmemeleri konusunda. Türkiye’nin endişesi, Sünni nüfusa sahip olan Musul’da Şii güçlerin hakimiyeti sağlaması durumunda katliama yol açabilecek bir mezhep çatışması ihtimali idi. Operasyona katılan güçler bu uyarıyı dikkate alarak yalnızca Musul çevresinde düzenlenecek olan harekata Şii milislerin katılacağı güvencesini verdi. Operasyon güçleri Türkiye’nin endişelerini ne kadar dikkate alacak, ilerleyen günlerde göreceğiz.

Ve peşmerge…

Eski Dışişleri Bakanı ve şu anki Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı olan Feridun Sinirlioğlu 4 Kasım 2015’te Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başkanı Barzani ile Başika’da askeri üs kurmak için bir mutabakat imzalamıştı.[2] Mutabakatla birlikte 600 Türk askeri Başika’ya yerleşti. Zaten 2014 yılından beri askerlerimiz IŞİD ile mücadele kapsamında peşmergeye hem askeri eğitim veriyordu hem de malzeme, teçhizat ve bakım desteği de sağlamaktaydı. Barzani-Sinirlioğlu mutabakatıyla da bu işbirliği resmiyet kazandı. Ancak o tarihten itibaren Bağdat Yönetimi ile Türkiye arasındaki ilişkiler gittikçe gerginleşti; sebebi ise Türkiye’nin artık Bağdat’ı değil Erbil’i muhattap almasıydı. Nitekim artan tansiyon Musul operasyonu öncesi Türkiye’nin harekata dahil olma ısrarıyla zirve yaptı, Irak Başbakanı Haydar el-İbadi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın birbirlerine söyledikleri ağır sözler diplomatik krize sebep oldu.

Bu noktada Türkiye’nin yaptığı belki de en büyük hata Bağdat ile irtibatı koparması ve yüzünü tamamen Erbil’e dönmesiydi. Barzani’nin hala Merkezi Hükümet’e bağlı olduğu ve Musul konusunda tek başına karar veremeyeceği unutuldu. Nitekim Erdoğan’ın Musul operasyonuna katılmak için yaptığı ve Abdülkadir Selvi’nin açıkladığı ”Barzani desteği ile Musul’a girmek” olan B planı, Barzani’nin ”Ankara operasyona katılmak istiyorsa, Bağdat’la anlaşmalı.” açıklamasıyla suya düştü.[3][4]

Geriye kaldı Musul’daki Sünni Araplar’ın Türk güçlerini yardıma çağırması fikrini içeren C planı.

Peki bu gerçekleşir mi?
Zor.
Bağdat Hükümeti’nin bilgisi ve izni olmadan bölgedeki Sünni grupların başlarına buyruk hareket etmeleri ihtimal dahilinde değil.

Barzani’nin askeri olan peşmerge kuvvetlerine dönersek, her geçen gün kahramanlaştırıldıkları bir süreç yaşanıyor özellikle IŞİD’le mücadele konusunda. Barzani’nin dünkü sözleri, artık peşmerge güçlerinin neredeyse Bağdat ordusundan bile daha üstün olduğunu açıklar nitelikteydi:

”Peşmerge 2 yıldır insanlığın en tehlikeli ve azılı terör örgütü ile kısıtlı imkanlarda kendi kapasitesiyle büyük bir kahramanlık örneği göstererek insanlığı korumuştur. Beraberinde ise tüm dünya, uluslararası kuruluşlar Peşmergeye saygı göstererek üstlendiği rolü önemsemiştir. Bugün büyük operasyon başladı ancak, IŞİD’in saldırıları, bütün dünyanın güvenliğinin birbirine bağlı olduğunu bir kez daha gösterdi. IŞİD’in varlığı sadece bölgedeki bazı devletleri değil, tüm dünyaya tehdittir. IŞİD sonrası uygun ve sistemli bir şekilde idari siyasi çözümlerin bulunması gerekiyor. Söz konusu süreçte, Kürdistan Bölgesi Hükümeti, bölgede barışçıl bir çözümün sağlanması için güçlü bir rol üstlenmeye hazırdır.” [4]

Musul operasyonunda peşmerge güçlerine ”başaktör” rolü biçildiği bu dönemde yarın Suriye’de gerçekleştirilecek bir ”IŞİD’i temizleme” operasyonunda PYD’ye de aynı rolün verileceği ihtimalini akıllara getirmek gerek.

Bölgede yaşanan kriz haricinde Türk askeri şu an Musul yakınlarında, Başika’da. Dün basına yansıyan bazı haberlerde Başika’da bulunan Türk güçlerinin Musul’a yönelmemesi için etrafının sarıldığı, en ufak bir harekette Irak Gönüllü Halk Güçleri Birliği (Haşdi Şabi) tarafından Türk askerinin hedef alınacağı yazıldı.[5] Bu durumun Irak ve Türkiye’yi savaşın eşiğine getireceğini görmek çok da zor olmasa gerek. Ayrıca, birliklerimizin güvenliğinin sağlanamaması ve hareket alanlarının kısıtlanması demek herhangi bir terör örgütü tarafından da açık hedef olacakları anlamına geliyor.
Bu tehlikeyi kim önleyecek?
Irak Hükümeti mi, peşmerge mi, yoksa koalisyon güçleri mi?

Biliyoruz ki Türk askeri bugün Başika’da Musul hırsı yüzünden tutuluyor. Irak Hükümeti ile olan krizin temel sebebi de bu. Ancak Musul’a müdahale etmek konusunda bu denli ısrarcı olunması son derece samimiyetsiz çünkü Irak yaklaşık 2,5 yıldır IŞİD işgali altında. ”Musul’da bizim kardeşlerimiz var, hakkımız var.” diyerek halkı yönlendirme çabasına giren siyasilere sormalı:
2014 yılında Irak’ta Telafer başta olmak üzere Türkmen illerine yapılan katliamda neredeydiniz?
Türkmen güçleri ellerinde bulunan kısıtlı imkanlarla savaş verirken, onları acımasız Bağdat ve Erbil Yönetimlerinin insafına bırakırken neredeydiniz?
Bölgede Türkmen nüfus sürülürken, yok edilirken neredeydiniz?

Bu soruların cevapları verilmedikçe Musul operasyonu için haklı bir sebep söylenemez ne yazık ki.

Peki Türkiye’nin tutumu nedir ve bundan sonra neler olacak?

Türkiye en başından beri Musul operasyonu konusunda diretiyor, Hükümet bu durumu adeta bir gurur meselesi yapmış durumda. Cumhurbaşkanı Erdoğan iç dinamikleri canlı ve hazır tutabilmek için bundan birkaç hafta önce Lozan meselesini gündeme getirdi ve bir anda Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş antlaşması maddeleri ülkede tartışma konusu oldu. Ardından gelen Musul dayatması ve son derece samimiyetsizce yapılan ”Misak-ı Milli sınırları” hatırlatması sonrasında tüm bu tartışmaların bir tesadüf olduğuna inanmak imkansızlaşıyor. Aynı şekilde ”1923 anlayışından çıkılması” için yapılan algı operasyonu, halkın Musul konusunda desteğini almak amacıyla kurucu değerlere yapılan saldırı oldukça tehlikeli bir boyuta ulaştı.

Bu noktada atlanmaması gereken bir husus da 1923’ün reddi ile birlikte o tarihten itibaren ”yurtta barış, dünyada barış” ilkesi doğrultusunda izlenen dış politika anlayışının da artık tehlike altında olduğudur.

Unutulmasın ki Türkiye yayılmacı bir ülke değildir, kuruluş felsefesinde açıkça belirtildiği gibi kendi topraklarında ve komşu ülkelerle ”barış” içinde bağımsızlığını sürdürmeyi hedefleyen bir ülkedir. Türkiye’nin coğrafi konum açısından bulunduğu durum da bunu, yani komşu ülkelerle karşılıklı barışı ve egemenlik haklarına saygıyı zorunlu kılmaktadır, aksi intihar olur.

Devleti yönetme yetkisine sahip olanların hayalcilikten uzak ve mantıklı bir dış politika üretmesi hayati bir mesele artık. Bunun için deneyimli ve -kaldıysa- milli hassasiyete sahip olan siyasetçilerin, akademisyenlerin, hukukçuların ve sivil toplum kuruluşlarının bir an önce devreye girmesi, yetkililer üzerinde bir denetleme mekanizması oluşturması ve bu ülkenin kurucu değerlerine dönmekten başka hiçbir çözümünün olmadığını anlatması gerekmektedir.

KAYNAKÇA
[1] http://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-37674798
[2] http://www.milliyet.com.tr/turk-askeri-pesmergeyi-boyle-gu…/
[3] http://sosyal.hurriyet.com.tr/…/turkiyenin-b-ve-c-plani-ne_…
[4]http://www.cumhuriyet.com.tr/…/Barzani_Musul_operasyonu_ici…
[5] https://tr.sputniknews.com/…/201610181025344428-hasdi-sabi…/

Bir Cevap Yazın