“İsmet Paşa ile Kâzım Paşa’ya ve Fethi Bey’e de Çankaya’ya benimle birlikte gelmelerini söyledim. Çankaya’ya gittiğim zaman, orada, beni görmek üzere gelmiş bulunan Rize Mebusu Fuat, Afyon Mebusu Ruşen Eşref Bey’lere rastladım. Onları da yemeğe alıkoydum. Yemek esnasında; “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz!” dedim. Orada bulunan arkadaşlar, hemen bu düşünceme katıldılar. Yemeği bıraktık. O dakika, yapılacak işler için, kısa bir program tespit edip arkadaşları görevlendirdim.”[1]

***

İkinci Meşrutiyet’in ilanı ile başlayan ve devleti yönetenlerin emperyalistlerin gemileriyle vatanından kaçmasına kadar devam eden süreç… Osmanlı İmparatorluğu hızlı bir dağılma süreci içine girmişti ve halk kıtlık içerisindeydi. Üretimden ticaret işleyişine kadar hemen hemen bütün pazarlar emperyalist devletlerin kontrolü altındaydı. Ağır can ve mal kayıpları verdiğimiz 1. Dünya Savaşı’ndan sonra daha da ağırlaşan koşullar… Bir milletin aklına bağımsızlık ile ilgili en ufak bir düşüncenin gelmemesi için olağan olan her şey…

Fakat Türk milleti tarihinden aldığı güç ile milli mücadeleden galip ayrılmış ve artık sıra Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yolun en başında düşündüğü ve adım adım bu düşünce için hareket ettiği “yeni bir Türk devleti”ni kurmaya gelmişti. Nutuk’ta da “Efendiler, bu durum karşısında bir tek bir karar vardı. O da milli egemenliğe dayalı, kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak!”[2] şeklinde ifade ettiği gibi.

İkinci Meşrutiyet’ten Mondros’a kadar çeşitli konularda verilen tavizler, uğranılan işgaller sonucunda milli mücadele ile kazanılan bağımsız yeni Türk devleti, adını bulmuştu: “Türkiye Cumhuriyeti Devleti”.

Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde halk yoksul ve uygar devletlerin gerisinde bir durumdaydı. Batılı devletlerde medeniyet çok uç noktalardaydı. Yeni kurulan Türk devletinin öncelikli parolası “muasır medeniyetler seviyesine” ulaşmak olarak belirlendi. Lakin cumhuriyetin ilan edilmesi, bundan sonra yapılacak olan devrimlerin, yeniliklerin işaretiydi.

Eğitimden ekonomiye, üretimden ticarete birçok alanda belki de birkaç yıl önce hayali bile kurulamayacak devrimler gerçekleştirildi. Çağdaş olduğu iddia edilen batılı devletlerde bile henüz kadınlara verilmemiş olan haklar Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde verildi.

Ve Türk milleti, cumhuriyet ile gelen devrimler sonucunda günümüze kadar çağdaş bir devlet çizgisinden ayrılmadı. Cumhuriyet’i kaybetmek; çağdaş, laik bir devleti kaybetmek demektir. Çeşitli oyunlar ile cumhuriyet rejimi yıkılmak istenmektedir. Fakat Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün biz Türk gençliğine bıraktığı bir mirastır Cumhuriyet. Bu yüzden Cumhuriyet’i yıkmak sadece hayallerinde kalacak olan bir düşüncedir. “Cumhuriyeti atalarımız kurdu, onu yaşatacak ve yükseltecek olan biz Türk gençliğiyiz.”

Türk milletinin “Cumhuriyet Bayramı” kutlu olsun. Cumhuriyet, sonsuza kadar…

Hasan Raşit İnan
29.10.2016

DİPÇE:

[1] [2] Nutuk – Gazi Mustafa Kemal Atatürk (Atam Yayınları s. 383- s. 14)

Bir Cevap Yazın