20. yüzyılın başlarında Balkan topraklarında hürriyet fikrini yayan ve orada yaşayan Türkleri kendi canlarına kast eden ırkçı Slav çetelerine karşı aydınlatan vatansever gençlerin bir kısmı İstanbul’dan okullarını bırakıp gitmişlerdi oraya. Gündüzleri, sabahın erken saatlerinde basmış oldukları tek sayfalık yayınları dağıttılar halka. Orada hürriyeti, vatanseverliği, emperyalizmi, emperyalizmin uşaklarını ve halkın canına, malına ihtiyaç duyarak yaşayabilen diktatörlükleri anlattılar. Geceleri ise köy basan, Türk’ü boğmak isteyen harami çetecilerle çatıştılar. Harbiyeli, tıbbiyeli, mülkiyeliydiler… Epey bir süre sonra Balkanları kaybettik. Peki onca acı ve mücadele boşuna mı harcandı?

Hayır. Onurlu, hür ve insan gibi yaşamak için verilen bir mücadele boşa olur muydu hiç? Olmadı da. Aynı ruh 1919’da buldu kendini. Yaşayan kişiler değil, mücadeleydi. Tam bağımsızlık düşünün sonsuzluğu idi. Gerçekler ve onur savaşı tekrar kağıda dökülüyordu: “Hakimiyet-i Milliye”. Burada düşmanla olduğu kadar cehalet ile de mücadele edildi. Şeyhülislam fetvaları, padişah feryatları Yunan uçakları ile tüm Anadolu’ya dağıtılırken, Hakimiyet-i Milliye yalnızca haftada iki gün çıktı. İlk başta tek bir matbaa makinesi vardı ve iki sayfa çıkıyordu. Buna rağmen azim ve haklılık kağıda döküldü ve düşman uçaklarının çıkardığı tüm gürültüyü bastırdı. Halk kendi davasına ikna edilmişti.

Haysiyetli bir yazın ve düşünce dünyası bu mücadeleler ile gelişti Anadolu’da… Ve sonra dur durak bilmeden devam etti, farklı isim ve nitelikler ile birlikte. Cehalet ve ondan beslenen emperyalizm ile sürecek amansız mücadelenin genetik kodu buradadır. Varlığımız, günün Müdafa-i Hukuk ruhu ile perçinlenen ve bu geleneğin devamını yansıtan mücadeleye aittir.

Mücadelemizi başarıya ulaştıracak olan güç, bilinçli ve örgütlü bir ulusun birliğinde yatmaktadır. Ulusal birliğin de ancak partilerüstü bir anlayışla sağlanabileceğini düşünen ve bu farkındalıkla hareket eden bizler, “…durumu ve gerçeği bilenler, ellerinden geldiği kadar, bağlı bulundukları millete ışık tutup yol göstererek, ona kurtuluş hedefine yürümekte önderlik etmeyi en büyük insanlık görevi bilmelidirler.” sorumluluğuyla, belli siyasi ve emperyalist çıkarlar doğrultusunda yönlendirilmiş olan kitleleri gerçek bilgiye ulaştırma gayesindeyiz. Yürüdüğümüz yolda ne bir parti amblemi ne kökü dışarıda olan bir STK ne işçinin emeğini sömüren bir sermayedar ne de maddi ve bireysel çıkar düşüncesi vardır. Yolumuz Kemalizm, şiarımız tam bağımsızlık, gücümüz akıl ve bilim, kaygımız vatan, yoldaşımız ise “şahsi ikbali ve hırsları, vatanın çıkarlarının önüne koymayan” herkestir.

Yolumuza yoldaş olan herkese bin selam olsun…

Bir Cevap Yazın