“Milli gaye ile ortaya atılacakların bugün yok edilmesini düşünen, yalnız saray, hükümet ve yabancılardır. Ancak bütün memleketin aldatılmasını ve aleyhimize çevrilmesini de ihtimalden uzak tutmamak gerekir. Millete önder olacakların, her ne pahasına olursa olsun amaçtan dönmemeleri, memlekette barınabilecekleri son noktada, son nefeslerini verinceye kadar, bu amaç uğrunda fedakârlığa devam edeceklerine daha işin başında karar vermeleri gerekir. Kalplerinde bu gücü duymayanların teşebbüse geçmemeleri elbette daha isabetli olur. Çünkü aksi halde hem kendilerini hemde milleti aldatmış olurlar.”

Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk

***

Öncelikle, birçok yazımızda uzun uzun anlattığımız bir süreci elimizden geldiğince kısa biçimde yine derleyelim.

Türkiye Cumhuriyeti, 1938’den sonra Kemalist Devrim’den sapmaya başlamıştır. Bu bağlamda karşı devrimin, Kemalist Devrim karşısında mevzi kazanmaya başlamasının miladını Atatürk’ün çok güvendiği, dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ve Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’ın görevinden alındığı 11 Kasım 1938 olarak ilan etmemiz gerçeklerle örtüşecektir.

1938 yılında başlayan bu “özünden sapma”, 2002 yılına kadar kısa dönemler dışında ivme kazanarak devam etmiş, Ulusal Bağımsızlık Savaşı’mızda cephede, sonrasında masada yendiğimiz “yedi düvel” , özellikle ekonomik manada Türkiye Cumhuriyeti’nin “yürütme” erkinde etkin bir güç sağlamış; geldikleri gibi gidenler, üstlerindeki deniz suyu kurumadan geri gelmişlerdir.

Ortadoğu ülkeleriyle beraber Türkiye’nin parçalanmasını da hedefleyen bir “siyasi proje” olan BOP bizzat emperyalistlerce hazırlanmış, pişirilmiş ve Türk toplumuna, Türk siyasetine “bulunmaz nimet” olarak servis edilmiştir.

1938 sonrasında istediklerini zaten mevcut partilerle alan “emperyalizm” neden yeni bir partiye, projeye ihtiyaç duymuştur?

Çünkü artık emperyalizmin Türkiye ile ilgili beklentileri sadece ekonomiyle sınırlı kalmamış, aynı zamanda askeri ve coğrafi talepleri de kapsamaktadır.

Bunun için Türkiye’nin kurucu değerleri ile kavgalı, travmalı kişilerden oluşan bir ekip oluşturulmalı, bu hamleye tepki gösterecek toplumun sinir uçları da ilk fırsatta törpülenerek dikensiz gül bahçesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin tabutuna son çivi çakılmalıdır.

Hedeflenen budur.

Nedir peki Türk toplumunun sinir uçları?

Yine toplumun bizzat içinden çıkan, toplumun özellikle ilerici kesimlerinin hislerine tercüman olan Cumhuriyet kurumları…

ABD’nin raporlarında “hizaya çekilmesi gereken” Türk Silahlı Kuvvetleri… (Özellikle Donanma)

Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere yargı…

Mevcut muhalefet partileri… (En azından 1 Mart 2003 tezkeresi gibi konularda verdiği tepkilerle)

Demokratik kitle örgütleri ve medya…

***

Bu saydığım toplumsal sinir uçları hukuki olmayan yöntemlerle ya sindirildi ya törpülendi ya da dönüştürüldü.

Hedef olan kurumların başında ise Cumhuriyet Halk Partisi ve Cumhuriyet gazetesi gelmekteydi. TSK ve yargı ile beraber…

Cumhuriyet değerleri ile hesaplaşmanın yolu öncelikle bu kurumlara saldırmaktan geçiyordu.

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet gazetesi

Türk Silahlı Kuvvetleri

Anayasa Mahkemesi

Muhalefet, basın, ordu, yargı…

Fakat bu kurumların toplumdaki karşılıklarının büyük olmasından ötürü ortadan kaldırılmasından ziyade dönüştürülmeleri gerekmekteydi. Ve bu dönüşüm de alabildiğine sinsi biçimde olmalıydı.

Maalesef büyük ölçüde böyle de oldu…

***

Bu kurumlara mensup ya da bu kurumlarla gönül bağı olan insanların mücadeleden asla vazgeçmeden gerek aynı cephede gerek “yeni cepheler açarak” mücadele etmesi, tarihin Kemalistlere yüklediği bir sorumluluktur.

Fakat insanların yapıları, kurumlara uygunlukları gereği bu kurumların hepsi için mücadele vermelerini beklemek de bizleri enerji kaybına ve hedeften sapmaya sürükleyebilir.

Bu sebeple herkes, kendine güvendiği ve kendini hazırladığı alanda/cephede mücadeleye başlamalıdır, vakit kaybetmeden, yeniden…

***

Bizler, Üçüncü Yol internet gazetesinin yazarları olarak başta TSK’de, CHP’de, ADD’de aynı kaygılarla mücadele eden yeri geldiğinde düşünsel manada göğüs göğüse mücadele veren tüm dava arkadaşlarımıza saygı duyuyor, mücadelemizde elimizden gelen desteği kendi yöntemlerimiz dahilinde her zaman vereceğimizi tekrardan yineliyoruz.

Bizim savaşmak için kendimize seçtiğimiz mevzi de Cumhuriyet gazetesi.

***

Bugün, Cumhuriyet gazetesi yine operasyonlara maruz kalmakta ve bu operasyonlarda kendine verilen muhaliflik rolünü oynayan kesimler tarafından “yüzeysel” bir tepki gösterilmekte.

Bu aşamada bir gerçeğin altını çizmek, içini alabildiğine doldurmak bu tepkileri neden yüzeysel bulduğumuzun da yanıtı olacaktır.

Evet, Cumhuriyet gazetesi bugün operasyona maruz kalmaktadır.

Evet, Cumhuriyet gazetesi bir asıra yaklaşan yayım hayatı boyunca çoğu dönem baskılara maruz kalmıştır.

Evet, bugün Cumhuriyet gazetesine operasyon yapanların bilinçaltındaki hedefleri Cumhuriyet gazetesinin varlığıdır.

Fakat bilinmelidir ki Cumhuriyet gazetesine yapılan son operasyona meşru zemin yaratan süreç, daha doğrusu operasyon; İlhan Selçuk’ların, Mustafa Balbay’ların Ergenekon kapsamında içeri alınmasıdır.

Ergenekon sürecinde ve sonrasında Cumhuriyet’e yapılan gayri hukuki operasyon, bu sürecin birinci aşamasıdır.

İkinci aşama, bu operasyonla ağır hasar alan Cumhuriyet gazetesinin düşünsel omurgasına Cumhuriyet kazanımlarıyla, Kemalist Devrim’le, Atatürk’le kavgalı insanların “tepeden inme” getirilmesidir.

Bu aşamada başta CUMOK‘lar olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerlerini savunduğu için Cumhuriyet gazetesinin doğal okuru olan okuyucular da bu süreçteki sessizlikleri ile suçludur, maalesef.

Sürecin üçüncü aşaması ise yakın zamanda yaşanan FETÖ-PDY kapsamındaki gazeteye yapılan operasyondur.

Bu üç aşamalı süreci “üçüncü aşamasından” ibaret bir süreç gibi görüp, ilk iki aşamaya susup ya da destek verip üçüncü aşamada tepki göstermek, gazetenin maruz kaldığı son operasyona karşı çıkarken diğer iki “operasyon”a destek vermek demektir. Ve en iyimser yaklaşımla “yüzeysellik”tir, gaflettir.

***

Cumhuriyet kazanımlarını içselleştiren herhangi bir yurttaşın “dönüştürülmüş” Cumhuriyet gazetesinin içeriğine tahammül edebilmesi söz konusu olamaz. Buna rağmen, özellikle ana muhalefet partisinin azımsanmayacak sayıdaki gençlik kitlesi HDP’leştirilmiş, HDP’ye indirgenmiş muhaliflik, “karşıtlık eksenli muhalefet” algısının bizzat o kanattan partiye “monte” edilip “kotalandığı” için bu bahsettiğimiz yanılgıya düşmüştür.

(CHP Genel Merkezinin konuyla ilgili tutumu, Cumhuriyet gazetesindeki işgal ekibiyle aralarındaki ideolojik “paralel”likten kaynaklandığı için yazıda değinilme gereği bile duyulmamıştır.)

***

Üçüncü Yol ekibi kurulduğunda Üçüncü Yol’u bizzat köşesinde tanıtan, Cumhuriyet gazetesinin “öz”ünü gazetede temsil eden ve Üçüncü Yol yazarları için çok özel bir yere sahip olan Işık Kansu Hocamızın 12 Kasım 2016 tarihli “Düşün Artık Yakamızdan” başlıklı ve “Kullanışlı salaklar, yetmez ama evetçiler, liboşlar, 1923 devrimi ve Atatürk düşmanları, sinsi ağlakçılar, dönek simsarlar, Cemaat yardakçıları; düşün artık yakamızdan, düşün!” finalli yazısı mücadelemize yeni bir kıvılcım çakmıştır.

Okuyucularımız, takipçilerimiz anımsayacak; araştırırlarsa göreceklerdir ki Üçüncü Yol ekibi Cumhuriyet gazetesinde son yıllarda yaşanan işgali, dönüşümü, herhangi bir partiye ya da örgüte çıkar barındırmadan yazan, Cumhuriyet gazetesindeki işgal kuvvetleriyle kalem kaleme çarpışan öncü oluşumdur.

Üçüncü Yol ekibi, Cumhuriyet gazetesinin özüne dönmesini sağlayacak kadroyu oluşturacak yazar potansiyeline sahip olduğuna inandığı gibi, cumhuriyet değerlerini savunan aydın insanları Cumhuriyet gazetesi çatısında birleştirecek ilişki ve saygınlık yoğunluğuna da sahiptir.

Cumhuriyet gazetesinin özüne dönmesi için verilecek mücadelede öncü olma iddiamız, kararlığımız ve inancımız; kendimize olan güvenimizden kaynaklandığı kadar, yine bizim gibi aynı hassasiyetleri gözetmesi gerektiğine inandığımız başka örgüt ve oluşumların Kemalist Devrim‘in düşünsel ve kavramsal gelişimini bizim kadar hayati öncelikli görmemesinden de kaynaklanmakta, ayrıca bizim için hayati olan bu önceliklerin ve hususların, o oluşum ve örgütlerce popülist söylemlerin, slogan dilinin, “anma günü Atatürkçülüğü”nün gölgesinde bırakılması da bizi daha fazla sorumluluk almaya itmekte..

Türkiye Cumhuriyeti gibi Cumhuriyet gazetesi de er ya da geç fabrika ayarlarına dönecektir. Üçüncü Yol, bu mücadelede üstüne düşen sorumluluğu Mustafa Kemal Atatürk kararlılığıyla, Nadir Nadi eleştirelliğiyle, İlhan Selçuk duruşuyla, Uğur Mumcu araştırmacılığıyla, Ahmet Taner Kışlalı kavramsallığıyla üstlenecektir.

Tek isteğimiz, bu süreçte değerli okuyucularımız ve takipçilerimiz başta olmak üzere Cumhuriyet kazanımlarına ve Kemalist Devrim’e gönül vermiş tüm yurttaşlarımızın, “doğal Cumhuriyet okurları”nın bu kutlu kavgamızda arkamızda durmasıdır.

Tıpkı Uğur Mumcu’ların – Hasan Cemal’lerin kavgasında, Hasan Cemal’lere gazeteyi terk ettiren dönemin Cumhuriyet okurları gibi…

***

“Millet, tarihin, ancak devletlerin yıkılış ve çöküş gibi bunalımlı zamanlarında kaydettiği çok önemli ve tehlikeli anları yaşıyordu. Böyle anlarda, talih ve kaderini doğrudan doğruya kendi eline almakta gaflet gösteren milletlerin, gelecekleri karanlık ve felâketlerle doludur.

Türk milleti bu gerçeği anlamaya başlamıştı. Bu kavrayış sonucuydu ki, kurtuluş ümidi vaadeden her samimî işarete koşmaktaydı. Ancak, bir toplumun, uzun yüzyılların uyuşturucu yönetim ve terbiyesinin etkisinden bir günde, bir yılda kurtulup serbest kalabileceğini düşünmek ve kabul etmek doğru değildir.

Bu sebeple, durumu ve gerçeği bilenler, ellerinden geldiği kadar, bağlı bulundukları millete ışık tutup yol göstererek, ona kurtuluş hedefine yürümekte önderlik etmeyi en büyük insanlık görevi bilmelidirler.”

Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
14 Kasım 2016

Paylaş
Önceki İçerikYENİ CHP Mİ, YENİ SHP Mİ?
Sonraki İçerikMARATHİ ADASI DA DÜŞTÜ!

Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü’nin her kademesinde görev aldı.

Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte “Kemalizm”in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T’ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi
Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı.

2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte “Vardiya Bizde Adana”nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu.

Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı.

Milli Mücadele döneminde kurulan ve “Kemalizmin İleri Karakolu” unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana’daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti.

Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu’nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı.

Genç Yeni Adana’daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol’u kurdu.

Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı’nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta.

Milli İrade Birliği’nin “Milli İrade Nedir?” ve Mustafa Mutlu’nun “Dön Kardeşim” kitaplarında yazıları yayınlandı.

Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın