Gün geçmiyor ki TBMM bir iğrençliğe, bir ihanete, bir ahlaksızlığa sahne olmasın.

17 Kasım 2016 günü kanunen milletin vekilleri gözüken AKP Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Mehmet Muş, AKP Kırıkkale Milletvekili aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu hukukçu (!) Ramazan Can, yine AKP İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç, AKP Hatay Milletvekili Hacı Bayram Türkoğlu, TBMM Başkanlık Divanı Katip Üyesi ve Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Üyesi AKP Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu ve AKP Kocaeli Milletvekili Yüksek Mühendis(!) İlyas Şeker Meclis Başkanlığına bir kanun tasarısı sundular. Tasarı şudur:

“‘Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının Geçici 1. maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“(2) Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın 16/11/2016 tarihine kadar işlenen cinsel istismar suçundan, mağdurla failin evlenmesi durumunda, Ceza açıklanmasının geri bırakılmasına, hüküm verilmiş ise cezanın infazının ertelenmesine karar verilir. Zamanaşımı süresi içinde evliliğin, failin kusuruyla sona ermesi halinde fail hakkıdaki hüküm açıklanır veya cezanın infazına devam olunur. Bu fıkra uyarınca fail hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına veya cezanın infazının ertelenmesine karar verilmesi durumunda, suça azmettiren veya işlenişine yardım edenler hakkında kamu davasının düşmesine veya infazının ortadan kaldırılmasına karar verilir'”

Tasarı, bu metnin hemen altında yer alan “GEREKÇE” bölümüyle daha az hukuki bir dille de ifade edilmiş.

Mevcut işleyiş doğrultusunda önerge meclis başkanlığı tarafından kabul ediliyor ve yoklamaya geçiliyor. AKP’li tüm vekillerin oylama yapılsın yönündeki çabasına rağmen toplantı yeter sayısı(184) yakalanamadığı için bu garabet tasarı 22 Kasım Salı günü görüşülmek üzere erteleniyor.

Ve biz, tüm halk, bu bilgiler ile birlikte ismi geçen ve geçmeyen tasarı destekçisi vekillerle aynı güne başlıyoruz. Bunun utancıyla yaşamaya çalışıyoruz.

Vicdan sahibi her yüreğin içinde doğan öfke, artık halk düşmanı bu yaratıkların yenilmesi ve hesap vermesi yönünde.

TBMM dediğimiz yer artık, “BİZ”den uzaklıkta olabilecek en son noktada.

Böyle bir teklifin düşünülmesi dahi insanlık adına büyük bir utanç iken bu düşünce kağıda yazılıyor, üstüne imzalar atılıyor ve sonuna kadar savunuluyor.

Sosyal medyada trol olmadığı belli olan kimi hesaplar tarafından şu deniyor: “Binden fazla tecavüz sanığının ailesi zor durumda. Abisi, babası, kocası tutuklu olduğu için mağdur olan aileler var.”

Evet… Biz bunları düşünebilen kafalarla da aynı ülkede yaşıyoruz.

İşte Siyasal İslam denilen şey tam olarak budur. Tecavüzcülerin, pedofili hastalarının, ensest düşkünlerinin rahat rahat gezebildiği, muktedirleri savundukları takdirde her türlü meşruiyeti sağladıkları bir ülke hayalidir İslam devleti.

Bu yüzden laiklik olmazsa olmazdır. Tartışılabilir bir kavram değildir çağımızda. Bu iktidar ve sahip olduğu ideolojinin en önemli iki amacı vardır: Birincisi, vatan ve bağımsızlık kavramlarının içinin boşaltılarak değersizleştirilmesi ve anlamsızlaştırılması. Bununla birlikte şiirlerde ve süslü sözlerde bir uyak öğesi olarak kullanılması. İkincisi ise binlerce yıldır süzülüp gelen toplumsal değerlerin çöl kültürü ile ortaklaştırılarak aynileştirilmesi ve mutasyona uğratılmasıdır.

Bugün yaşanan tüm sıkıntılar “vatan ve namus” mücadelesi sonrasında var olan Cumhuriyet devrimlerinden vazgeçişler ile mümkün oluyor.

Yunan İzmir’e geldiğinde karşısına çıkan vatanseverlerin iki sözüydü vatan ve namus. Başka değerler için yetimlerinin karınlarını doyurmak için durmadan tarlasından çıkabilir miydi bu halk? Elbette çok zor.

Lakin bugüne bakıldığında kapı gibi Türk toprağı olan bir adamıza yine Yunan bayrağı dikilmiş vaziyette. İşgale uğramış ada sayımız 18’i bulmuş durumda. Ses var mı?

Ulusun sözünün konuşulacağı Meclis’in ciddi bir bölümü halka diyor ki: “Önce tecavüz et, sonra evlen ama. Söz, bir şey olmayacak sana.” Ses var mı?

Henüz yok, belki de olay henüz çok sıcak. Ama gerekli tepki gösterilmez ise eğer, Atatürk’ün bir sözünde çok açık ifade ettiği bir durumla hiç olmadığı kadar yüz yüze geleceğiz:

”EFENDİLER!
Eğer bu millet, bu memleket parçalanacak olursa genel şerefsizliğin enkazı altında şunun bunun şahsi şerefi de parça parça olur. Biz o genel şerefi kurtarmak için harekete geçen millete ruhumuzla katıldık. Katılmamıza mani olabilecek şahsi rütbeleri mevkileri de genel şerefi kurtarmaya yönelik gaye uğrunda feda ettik. Bunu anlamayıp da, milleti hala kendi kafalarının keyfine göre idare etmeye kalkışan kuvvetler artık birer beladır. Bela çekmeye de bu milletin artık tahammülü kalmamıştır.”

Bizim, ulusumuzun artık bela çekmeye tahammülü kalmamıştır. Her türlü ahlaki değerimize, ahlak bekçiliği adı altında mutasyon amacıyla enjekte edilen kanser hücrelerini tek tek parçalayacağız.

AKP yalnızca mutasyon amacıyla kullanılan bir enjeksiyon aletidir. Ulusun onur timsali değerleri ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Defedilecek belalı düşüncelerin başlıca temsilcisidir. Son tasarı bunun en büyük kanıtı durumunda.

22 Kasım’a kadar bir çığ gibi büyümeli tepkiler. Sokaklar, meydanlar, gazeteler, televizyonlar mevzisi olmalı bu tepkilerin. CMK için yapılacak bir düzenlemeye en başta Barolar tepkisini koymalı. Ulusun örgütlenme şekillerinden olan bağımsız dernekler var olmalarının sebebi olan hukuka sahip çıkmalı.Milletin azim ve kararlılığı yansımalı artık. 22’sinden sonra insanlara tecavüzün meşrulaştırılabildiği bir ülkeye kim uyanmak ister?

Bizim mevzimiz ulusun vicdanı, değerleri ve onurlu yaşamından yanadır.

Bu noktada mücadelemiz durmadan sürecek, vicdansızlığı meslek edinenlerin vicdanlarıyla baş başa kalacakları bir dört duvara kavuşacakları güne dek.

Çağatay Uncu
18 Kasım 2016

Paylaş
Önceki İçerikKuramsal Aktarım ve Metin Aydoğan: VAHDETTİN’İN KAÇIŞI; SALTANATIN KALDIRILMASI
Sonraki İçerik“YENİ” TÜRKİYE: YENİ SODOM VE GOMORA!

Çağatay Uncu. 1992, Kütahya doğumlu. İlk ve orta öğrenimini İzmir’de tamamladı. 4 yıl boyunca Çukurova Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünde lisans öğrenimi aldı. Mezuniyetine 1 yıl kala okulunu dondurarak, 2015 yılında, Rusya Ulusal Nükleer Araştırmalar Üniversitesi Moskova Fizik Mühendisliği Enstitüsü’nde lisans öğrenimine başladı. Şu an bu öğrenimine devam etmektedir.
Adana’da yaşadığı dönem boyunca 3 yıl süresince ÇÜ Atatürkçü Düşünce Kulübü üyeliği ve yöneticiliği yaptı.
2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte “Vardiya Bizde Adana”nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuk mücadelesine katıldı.
İlgi alanları; bilim felsefesi ve tarihi, popüler bilim, tarih, spor

Bir Cevap Yazın