Yutkunamıyorum.

Gece geç bir saatte tesadüfen uykudan uyanıp “Adana’da Öğrenci Yurdunda Yangın” başlıklı haberleri gördüğüm andan beri yutkunamıyorum.

Bu seferki acı haber de memleketimden düşüyor sayfama.
Haberi görür görmez panikle açmaya çalıştığımı, o sayfa açılana kadar ellerimin titrediğini fark ediyorum.

“Acaba” diyorum. “Acaba hangi yurt?”

Adana’daki akrabalarım geçiyor bir anda gözümün önünden, mahallemdeki çocukluk arkadaşlarım, ilkokul, lise arkadaşlarım…
Bencillik ettiğimi idrak ettiğim anda gözlerim daha çok doluyor.
“Akrabam, arkadaşım fark eder mi? Kim bilir kimlerin canları gitti?” diyebiliyorum.

Yükleniyor sayfa, okumaya başlıyorum haberi:
“Adana’nın Aladağ ilçesinde bir kız öğrenci yurdunda yangın çıktı. 11’i öğrenci, 1’i bakıcı olmak üzere 12 kişi hayatını kaybetti. 22 kişi yaralandı.” yazıyor.

Haberin ayrıntısını okumaya devam ettikçe yutkunmakta daha çok zorlanıyorum:
“Adana Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü NTV’ye yaptığı açıklamada ‘Yangın merdiveninin kilitli olduğu anlaşılıyor. Cesetler yangın merdiveninin olduğu noktada bulundu. Kapı plastik. Yangın merdiveni var ama fonksiyonsuz. Çöken çatıda ahşap malzeme kullanılmış’ dedi.”

Yangının, Aladağ ilçesinde çıktığını okuduğum an içime daha büyük bir buhran çöküyor. Buradaki yurdun sıradan bir yurt olmadığını hissediyorum. Okumaya devam ettikçe de hislerimde yanılmadığımı görüyorum.

***

Aladağ, Adana’nın kuzeyinde dağlık bir ilçe. Merkeze uzak, az gelişmiş bir bölge. İlçeye bağlı birçok az nüfuslu köy var, ilçenin merkez kasabası da Aladağ’dır. Hastane, okul, öğrenci yurdu daha çok bu bölgede bulunur.

Küçük bir ilçeye göre çok denecek miktarda, Milli Eğitim Bakanlığına doğrudan bağlı olmayan “dernek” adlarıyla kurulmuş yurtlara köylerden öğrenciler gelir.

Yıl içinde bu görevle çalışan yurtlarda, yaz aylarında Kur’an kursları açılır.
Fethullah Gülen’in öğrenci yurtları, Tahsil Çağındaki Talebelere Yardım Derneği adıyla Süleymancılar denilen tarikatın yurtları, İlim Yayma Cemiyetinin yurtları gibi ismini bilemediğimiz daha bir sürü tarikatın eğitim yuvaları olan yurtlar Adana’nın bu ilçesinde mevcuttur, bunu her Adanalı bilir hemen hemen.

Adana’nın merkezinde yaşayan birçok aile bile çocuklarını burada bulunan tarikat yurtlarına gönderir yaz tatillerinde üç aylığına.
Üstelik birçok aile orada verilen sözde “din eğitimi”nin aslında yalnızca din temelinde olmadığının, yurtlarda kalan çocukların bilinçaltlarına o günlerde neler kazındığının farkında bile değildir.

***

Yaz aylarında gidilen Kur’an kursları, aylık ücretleri ucuz olan tarikat yurtları, cemaatin Anadolu’nun kılcal damarları olan köylere kadar inip oradan kendisi için devşirdiği çocuklar…

Aladağ’da öğrenci yurdu denilince aklıma doğrudan bunlar gelir küçüklüğümden beri.

Aklımdan geçenlerle okuduklarım giderek aynı noktada kesişiyor. Haberde aynen şöyle yazıyor:
“Yangının çıktığı Özel Aladağ Tahsil Çağındaki Talebelere Yardım Derneğine bağlı yurdun Süleymancılar tarikatına ait olduğu belirtiliyor.”

Kızından haber alamayan bir baba, “Burası Süleymancıların yurdu. Yurdu yıktılar, çocuklarımızı buraya yerleştirdiler!” diye feryat ediyor.
Babanın bu sözleri üzerine Gazi Paşa’nın “Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat, tarikatı medeniyedir.” sözünün altında bir kez daha eziliyorum.

***

Bu olayın üstüne birilerinin midesi hâlâ “Siyaset yapma zamanı değil.” demeyi kaldırıyor.

Çocukların tecavüze uğraması, ölmesi tam da siyasetin konusudur.
Devletin vermesi gereken kamu hizmetini, cemaatlerin ve tarikatların vermesini sağlayanlar, siyasilerdir.

Tarikatların açtıkları yurtlara kurdele kesmeye gidenler de siyasilerdir.
Küçük yaştaki çocuklar AKP hükümetinin 4+4+4 zırvasıyla köylerden alınıp büyük kasabalara veya illere yerleştirildiler. Evin bir aylık geçimini sağlamakta zorlanan yoksul aileler çocuklarına kalacak yer bulamadılar ve mecburen cemaatlere sığındılar. Cemaatler bu çocukları aldılar kurdukları yurtlara, barındırdılar. “Devletin yapmadığını biz yapıyoruz.” özgüveniyle daha çok yurt açtılar, daha çok çocuk buldular, daha çok tecavüz ettiler, daha çok öldürdüler.

İşte tüm bunlar yüzünden bugün çıkan yangın da “teknik bir arıza” değil, tam olarak siyasi bir meseledir.
Şimdi de “Yurtta yeterli önlemler alınmış mı?” diye soruyoruz birbirimize.

Hükümet, alınması gereken önlemi en başta almadığı için bu çocuklar bu ahşap çatıların altına girmek zorunda kalmadılar mı zaten?

Cemaatlere hükümetin verdiği kredilerin, muhalefetin ise buna her daim sessiz kalarak verdiği tavizlerin bedelini dün Karaman’daki Ensar vakfında tecavüze uğrayan 45 çocukla, bugün Aladağ’da Süleymancıların yurdunda ölen 12 çocukla ödedik.

Hırslarınızın, kirli ideallerinizin bedelini daha kaç kişinin hayatını mahvederek ödeteceksiniz?

Ya ne aklım ne kalbim dayanıyor benim.
“Yangın merdivenin önünde yanmış bedenler var.” diyor Belediye Başkanı.

Sadece gözünüzde bu anı canlandırın. Geçer mi bu acı, öfke?
Hangi vicdan bunu kaldırır?

Yurt yetkilileri, en çok da size sormak istiyorum:
Yurtta kalan öğrencilerin yurttan kaçma ihtimalleri, yanarak ölmelerinden daha mı korkunç yoksa sizler için?

Derme çatma yaptığınız o binanın içinde daha hiç yaşanmamış ömürler vardı.
Bugün o ömürlerin üstüne çatılar çöktü, hepsi önce alev aldı, sonra dumanlar arasında yok oldu.

Biz, bugün Türk milleti olarak tek bir ambulansa 9 çocuk cesedi sığdırdık.
Böyle büyük bir acının yanında kuracağımız her cümle eksik kalacak.

Dün cemaatin yurtlarını açmak için kurdele kesmeye gidenler, bugün bu ölen çocukların cenazelerinde boy gösterip “fıtrat” diyecekler yine.

Sayın Mert Ünlü’nün dediği gibi:
“Ne giderek anlamsızlaşan sloganlar ne siyasi hamasetler ne de kuruyan göz pınarlarımız bu yangını söndüremez!”

Ulusumuzun -bugün de- başı sağ olsun.

SENA YAŞAR
30 Kasım 2016

Bir Cevap Yazın