Türkiye can çekişiyor.

Ülke menfaatini gözetmeyen iç ve dış siyasetle, kurucu değerleri yok etmeye çalışan iktidarla, denetleme yapmaktan çok iktidara arka çıkan ya da onu haklı çıkarmakla uğraşan muhalefetle, cemaatlerle, gericilikle, etnik ve mezhepçi bölünme tehlikesiyle, terörle can çekişiyor.

Sistem ve rejim değişikliğiyle tehdit ediliyor; cumhuriyet tasfiye edilirken ekonomik, sosyal, hukuki zeminlerde eli kolu bağlanıyor.

Ancak öyle bir grup var ki belki de vebal en çok onların boynunda: Günümüz Türkiye’sindeki aydın(!) sınıfı.

Evet, parmakla sayılabilecek kadar az sayıdaki istisnalar haricinde Türkiye’de kendini aydın olarak gören ancak toplumu karanlığa sürükleyen yazarlar, akademisyenler, gazeteciler onlar.

Ne yazık ki bugün Türkiye’nin yaşadığı bu acı tablonun en büyük sorumluları.
Ve onların Türkiye’ye, Türk ulusuna nefret kustuğu kalemlerinden yalnızca bir örnek incelendi burada.

***

Yazının yazıldığı yayın organı iktidarın politika analizlerini yapan ve gidişat hakkında öngörüler sunan yazılar yayımlayan Kriter dergisi.

Genel Yayın Yönetmenliğini Sabah gazetesi yazarı ve aynı zamanda “Fidel Sizin Olsun, Erdoğan Bizim” başlığıyla yazı yazabilecek sığlıkta (ki diğer yazılarına da bu açıdan bakılırsa cilt cilt kitap olur) bir akademisyen(!) olan Fahrettin Altun’un yaptığı SETA (Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı)’nın bünyesinde çıkartılan aylık dergi.

Düşünce ekseninin az çok yukarıdaki cümleden anlaşılabildiği kanısında olduğum için derginin Aralık’ta çıkan ”Dosya: Nasıl Bir Devlet?” ismiyle özel sayısında yayımlanan ”Aydınlanmış Ulus Devletten Demokratik İmparatorluğa” başlıklı yazıya değineceğim.

3 Aralık tarihli bu yazı Hüsamettin Arslan’a ait.
Kimdir Hüsamettin Arslan?
Uludağ Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Profesörü.

Halk bilimi, demokrasi vb. konularla ilgili -hatta bir yazısının başlığını ”Parlamenter Sistem ‘Yavşaktır”’şeklinde atacak kadar ilgili-, demokrasi aşığı; aynı zamanda ”Paralel Devlet Out, İkinci Cumhuriyet In” diyerek sonuna kadar ”ikinci cumhuriyetçi” olduğunu kanıtlamış bir ”iktidar akademisyeni”.[1][2]

Yazının başlığını tekrarlayalım: “Aydınlanmış Ulus Devletten Demokratik İmparatorluğa”

Büyük puntolarla yazılan bu başlık bile içeriğe bakılmaksızın bağırıyor: ”Türkiye rejim değiştiriyor!”

Şimdilik daha fazla analize girmeden yazının içeriğinden değinilmesi gereken kilit noktalarla devam edelim:

”Devlet geleneğimiz derin Osmanlı’dır, derin Türkiye’dir.”

”Özgürlüğü seküler dine dönüştürmenin bedeli ağırdır.”

”Çeteyi devletten ayıran şey politik meşruiyettir. Meşruiyet, devletin muhatabı durumundaki halkın devletin çıplak gücüne rızasıdır. … Meşru Osmanlı hanedanının yerini dönemin iç ve dış konjonktürel koşullarının yardımıyla ‘’aydınlanmış’’, ‘’modern’’ nevzuhur bir elit ‘azınlık’ zümre almıştır.”

“… muhatapları durumundaki mevcut halkları beğenmezler; ideaya, seküler ‘yüce’ norma, fikre ya da ideolojiye uygun ‘yeni’ bir halk yaratmak isterler ve ‘halka zulüm’ buradan doğar. … Halkçılık denen ideoloji ‘halkı,halka rağmen’ değiştirmek ve jakobenlerin ‘halk idea’sına göre yeni bir halk yaratmak ister.”

“1789 Fransız Devrimi’nin kurduğu düzen kısa sürede çökmüştür.”

“Geçmişini reddederek, sıfırlayarak, sıfır noktasından yeni, yepyeni bir toplum ‘yaratma’ düşü kurmak Tanrı olmaya soyunmaktır. Bedeli fiyaskodur.”

“Aydınlanmış Totalitarizm: Cumhuriyet”

“Cumhuriyet, Kadim Türk(iye) devlet geleneğinde keskin ve radikal bir hanedan değişikliğidir.”

“… resmi ideoloji Cumhuriyet devletimizin kurucu liderinin şu ünlü sözünde en iyi formulasyonunu bulur: ‘Hayatta en hakiki mürşit ilim ve fendir, Türkiye bir şeyhler ve müritler ülkesi olamaz.’ … Bu ‘seküler ilke’, halkın gündelik hayatını da dizayn etmeyi denemiştir. Devletin rutin hayata müdahalesi demokratik değil ‘totaliter’dir.”

”Tasfiyeler Rejimi Olarak Cumhuriyet ve Resmi İdeolojisinin Çöküşü”
[Yazının bu kısmında ilk etapta Osmanlı Hanedanı’nın, Arap harflerinin, mütedeyyin (dini bütün) Türk ve Kürt temsilcilerinin tasfiyesinden bahsediliyor ve ardından Menderes iktidarıyla da ”Mustafa Kemal ile Fevzi Paşa’nın ordusunun tasfiyesi” denmiş, adeta intikam almış bir havayla…]

”Kurucu hamleleriyle Cumhuriyetimiz kendisini Anadolu coğrafyasına (Edirne’den Kars’a kadar) kendi elleriyle hapsetmiş Türkiye’yi halkları için açık bir hapishaneye dönüştürmüştür. … Lozan bu hapishaneyi tescil eden uluslar arası sözleşmedir. Bu resmi ideolojinin mottosu ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’tur.”

”Ötekileştirme bumerang etkisi yapar, ötekileştirilen geri döner. Resmi ideolojiyi tahrip ederek döner. 1924 tasfiyesinin kurbanı mütedeyyin ‘Türklük’ ve ‘Kürtlük’ resmi ideolojinin üzerinde depremler yaratarak geri dönmüştür.”

”Osmanlı aurası veya Arap alfabesinin aurası Kürt, Süryani ve Arap göçmenler olarak geri döndü.”

”Bu büyük akıntının önüne katıp parçalayarak sürüklediği şey Türkiye’nin resmi ideolojisidir.”

Ve yazı şu cümleyle bitiyor: ”Hoş geldin demokratik imparatorluk! Hoş geldin!”[3]

***

Alıntı yapılan bu cümleler yazının yalnızca bir kısmı, aslında tek bir cümle bile niyeti anlamaya yetiyor ancak yine de günümüz siyasetinin yönünü anlayabilmek için maddelerin içeriğini bugünle birleştirerek irdelemeli.

Hüsamettin Arslan, ”karşı devrim” kalemini sonuna kadar konuşturarak cumhuriyete olan tüm kinini ve nefretini bu yazıda kusmuş. Ancak yazıda odaklanılması gereken şey onun kendi kişisel öfkesi değil, sistemin geleceğinin nasıl yönlendirilmek, değiştirilmek istendiği.
Yani bugünkü başkanlık sistemi ve Anayasa tartışmalarının çıkışındaki itici güç, varılacak nokta.

Bu zihniyete göre;

Cumhuriyet, “derin Osmanlı”nın sonudur ve Osmanlı Devleti meşru iken Türkiye’yi kuran kadro meşru olmayan bir “çete”dir; bu devlete halkın rızası yoktur, Türkiye Cumhuriyeti kuruluş itibarıyla meşru değildir!

Özgürlük aynı kadro tarafından seküler dine dönüştürülmüştür ve sekülerizmin-özgürlüğün, yani dünya hayatı ile ruhani hayatın birbirine karışmadığı sistemin, “karşı devrim” iktidarı ele aldığında hesabı sorulacak, bedeli ödetilecektir.

Türk aydınlanmasının esinlendiği en önemli devrimlerden olan 1789 Fransız Devrimi ve onun getirdiği dünyaca kabul edilmiş, günümüz devlet sisteminin temelini oluşturan ilkeler yok sayılmış, çökmüştür. Buna göre ulusçuluk, laiklik ve cumhuriyet rejimi artık geçerliliğini koruyan olgular değildir; Türkiye Cumhuriyeti de bu ilkeler çerçevesinde şekillenmemelidir.

Lozan Antlaşması Türkiye’yi Osmanlı’nın geniş coğrafyasından koparan, adeta bir ”açık hapishaneye” çeviren antlaşmadır, geçmişin reddidir. (Bugün izlenen dış politika doğrultusunda eski sınırlara kavuşulamasa dahi su yüzüne çıkartılan Osmanlı özlemi yazıyla ne kadar paralel değil mi?)

O dönem sistem dışına itilen dindar Türk ve Kürt kesim bugün depremler yaratarak dönmüştür, resmi ideoloji bu sayede tasfiye edilmiştir.

Ve ”karşı devrim” tarafından istenen, beklenen son: ”Hoş geldin demokratik imparatorluk!”

***

Yazıda ”ulus” yok, tebaa olarak görülen bir ”halk” var; hatta ”halklar” var.
Yazıda bölünmez bir ülke yok; intikam almakta ve ülkeyi kan gölüne çevirmekte haklı bulunan etnisitelerin ayrımı, imparatorluk günlerinin özlemi var.

Yazıda Cumhuriyet yok, 600 yıl boyunca milletin egemenliğini gasp eden hanedanı meşru sayıp Türkiye Cumhuriyeti’ni ve kurucu değerleri aşağılayan hadsiz bir tutum var.

Yalnız yazıda değil, Türkiye’nin bugün hem iç hem de dış siyasetinde bu maddelerin hepsi var!

Türk ulusu 14 yıl boyunca hep bunların gerçekleştirileceği güne alıştırıldı, hazır hale getirildi; önceleri sessiz sessiz, şimdi ise büyük puntolarla.

80’li yıllardan itibaren Türkiye’de kurucu sistemi ve ideolojiyi yerle bir etmek için hazırlanan ve yeraltından çıkmayı bekleyen bu sözde akademisyen ve yazar topluluğu, bugün tüm mühimmatıyla karşımızda.

”Yeni Anayasa” ve ”başkanlık” ile de savaştaki son sahne oynanacak, perde kapanacak.
”Sistem değişiyor, rejim değişiyor, izin vermeyin!” diye bağıran Türk ulusu; koltuk değneği bir muhalefet, teröre bulaşmış başka bir muhalefet, toplumu karanlık çağa iten bir aydın-akademisyen kesimi arasında sıkışmış, çıkışı arıyor.
Köprüden önceki son çıkışı.

Çare ne?
Ne yapmalı?
Diş ile, tırnak ile dayanmalı; teslim olmamalı!

Zeynep Nur GÖZÜTOK
9 Ocak 2017

DİPÇE:

[1] http://www.yenisoz.com.tr/parlamenter-sistem-yavsak-tir-makale-16852
[2] http://www.yenisoz.com.tr/paralel-devlet-out-ikinci-cumhuriyet-in-makale-14925
[3] http://kriterdergi.com/aydinlanmis-ulus-devletten-demokratik-imparatorluga/

Bir Cevap Yazın