AKP İstanbul Milletvekili Metin Külünk ”Ne desem, nasıl saçmalasam da başkanlık sistemini savunsam?” minvalinde bir açıklama yaptı akşam saatlerinde.

Başkanlık sisteminin bürokratik oligarşinin belini kıracağını dile getirdi, bürokratizmin 1808’deki Sened-i İttifak ile ülkeyi ele geçirmeye başladığını, 1960 ihtilali ile birlikte de işgal ettiğini anlatırken 200 yılın hesabının sorulacağını söyleyerek ”Anayasa değişikliğinin esas manası Türkiye’de devlet benim diyen, halktan yetki almayan, egemenliğin millete ait olduğunun farkında olmayan, milletin egemenlik hakkını tereddütsüz gerektiğinde Anayasa’dan aldıkları meşruiyetle zapturapt altına almayı meşru gören bir bürokratizmin sınırlandırma değişimidir.” dedi.[1]

Bu çelişkiler içindeki açıklamayı ya Külünk’ün bilgi seviyesine bağlamalı ya da insanları aptal yerine koymasına.
Peki neden?
Anlatalım.

Öncelikle değinilmesi gereken çok önemli bir nokta var: Külünk‘ün kendince demokrasiye aykırı olarak bahsettiği ve ”bürokratik oligarşi” olarak adlandırdığı sistem devlet yapısının ve işleyişinin ta kendisi, yaşamsal organları: Yasama-yürütme-yargı.
Devletin yönetim, idare ve denetim mekanizmalarının tümü.
Bugün tek bir kişiye bağlanarak birleştirilmek istenen, cumhuriyetin ve demokrasinin bel kemiği.
(Hani iktidarları döneminde koşulsuz şartsız bir terör örgütüne teslim ettikleri mekanizmalar, ”Ne istediler de vermedik?” sözünün vardığı ”kandırıldık” noktası.
Kim bilir belki de kandırılmaktan bıkmışlardır?)

Başkanlık sistemi, yani hepimizin bildiği ”tek adamlık rejimi” ise elbette ki bürokratik oligarşiye aykırı çünkü tam anlamıyla bir ”mutlak monarşi”.

”200 yılın hesabını soracağız.” diyor, yani kendince adlandırdığı oligarşik sistemin mutlakıyetle son bulmasından bahsediyor Külünk, zaten çelişki de burada başlıyor.

Sonraki cümlelerinde egemenliğin millete ait olmasını savunan adam 200 yıl önce bu toprakların mutlak monarşi ile yönetildiğini bilmiyor muydu?
Bunun yanı sıra devlet yönetiminde söz sahibi olan kesimin ”hanedan oligarşisi” olduğundan haberdar değil miydi?
200 yıl önce kararların tek bir fermanla çıktığı, saray içi entrikaların devletin altını oyduğu, zaten tek kişinin ağzına bakan mekanizmanın günden güne eridiği ve devleti de halkı da erittiği dönemi hiç mi okumadınız Sayın Külünk?
Nedir bu son 200 yılın intikamı?

Ve ”1808 Sened-i İttifak” diyerek devam ediyor…
Belki de açıklamanın en önemli ve en çelişkili kısmı burası.

Sened-i İttifak Osmanlı’da düzenin ve asayişin bozulduğu, İstanbul’un devleti artık ”yönetemediği” dönemde çıkarılmış, ”ayan sınıfı” dediğimiz halkın ileri gelenleri ve halk ile devlet arasındaki iletişimi sağlayan kesim tarafından oluşturulmuş, ilk hukuk belgesi niteliği taşıyan bir antlaşma.

İçeriği ise çok kritik: Halkın hakları gözetilecek, halk korunacak ve belirli ölçülerde padişahın yetkileri sınırlandırılacak.[2]

Sened-i İttifak‘ın bir diğer önemi ise tek taraflı değil karşılıklı hükümler içermesi. Devleti yönetenler, devletin organları ve halk artık ”karşılıklı” karar almaya yöneliyor.

Dönemsel açıdan incelediğimizde Fransız İhtilali‘nden kısa bir süre sonra oluşturulan bu antlaşma artık mutlak monarşik sistemlerin çöküşünün başlangıcını, ulus-devlet yapılarının ve halk egemenliğinin kısıtlı da olsa ön plana çıkışını bize gösteriyor.
Dünya siyasetinin değişmeye başladığı bu dönemde Osmanlı da devlet mekanizması mutlakıyet rejiminin artık devlete zarar verdiğini görüyor ve 19. yüzyıldan itibaren reformlara gidiyor.

Bu anlamda değerlendirdiğimizde Sened-i İttifak‘ın -başarılı sonuç verip vermediğine bakılmaksızın- dönem şartlarında ilerici bir nitelik taşıdığı ortada.

Ayrıca kralın yetkilerini kısıtlayan tarihi metin 1215 Magna Carta niteliğinde olduğu söylenen Sened-i İttifak, Metin Külünk‘ün neden diline dolandı, neden oligarşinin temeli olarak alındı şimdi daha net anlaşılıyordur umarım.

Bugünle karşılaştıralım.
Devleti yönetemeyen bir hükümet, asayişin bozulması, halkın taleplerinden uzaklaşılması ve ”karşılıklı olma” esasının yitirilmesi söz konusu Türkiye’de.
200 yıl öncesinin iç isyanları bugün terör olarak karşımıza çıkıyor, ekonomi o gün nasıl sömürge devleti ekonomisi ise bugün de aynı.
Durum neredeyse tüm hatlarıyla 200 yıl öncesi ile son derece benzerlik taşıyor.
Ancak Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetme yetkisine sahip olanlar tarihi geri sarmak isteyerek ileri gitmenin aksine yetkilerin mutlak bir kişide toplanmasını istiyor.
Ve tüm bunların ışığında ”200 yılın hesabı sorulacaktır.” deniyor.
İleri gidilen, bu toprakları tekrar yaşanabilir kılan her şeyden hesap sorulacaktır.

Bu hesabı halktan soracaklar, ulusu ulus yapan değerlerden, kazanımlardan, cumhuriyetten soracaklar.
Mutlak güçten alınan ve ulusa verilen egemenliği geri alıp o ulusu köleleştirerek soracaklar.

Külünk‘ün sözlerinin açık hali budur.

Zeynep Nur GÖZÜTOK
17 Ocak 2017

DİPÇE:

[1] http://t24.com.tr/haber/akp-milletvekili-kulunk-anayasa-degisikligi-ile-200-yilin-hesabi-sorulacak,382960
[2] Aybars Pamir, Osmanlı Egemenlik Anlayışında Sened-i İttifak’ın Yeri

Bir Cevap Yazın