Türk milleti ve ülkesi, yakın zamanda Başkanlık/Cumhurbaşkanlığı adı verilen sisteme geçişin oylanacağı -bunun ne anlama geldiği ayrı bir tartışma ve yazı konusu olmakla beraber bu yazıda da biraz değineceğiz- bir referandum sürecine girdi. Henüz referandum tarihi netleşmeden önce bile propaganda savaşları çoktan başlamıştı.

Hükümet ve yandaşı gazeteciler, televizyoncular tahmin edilebileceği üzere gerçeklerin üzerini örtüp sürece yönelik haklı isyanları bastırma politikası gütmekte. Birbirinden farklı sebeplerle “Başkanlık Sistemi”ne “hayır” diyecek insanları kendi kirli sicillerine bakmaksızın terör örgütlerinin yanında konumlanmakla, teröristlikle ithâm ediyorlar. Bu tarz “bayağı politikacılık”la hedefledikleri şey, yapmak istedikleri yeni anayasayı, inşâ etmek istedikleri diktatörlük rejimini, zâten izlemiş oldukları ekonomi politikalarıyla ekmek kavgasından başını kaldıramaz hâle getirdikleri insanların gözünden hepten kaçırmak ve onları neyi oyladıklarını bilmez bir hâlde, birkaç ezberle sandık başına götürerek sağlıksız karar vermelerini sağlamaktır.

Bunun için dile getirdikleri bazı şeyleri somut örneklerle ortaya koyalım.

Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, referandum çalışmalarına başladığı Ordu’da “Türk milletinin referandumda ‘evet’ demekle PKK, FETÖ ve IŞİD’le mücadeleye de ‘evet’ demiş olacağını” ifade etti.[1] Yürüttükleri bu algı operasyonlarıyla akılları sıra referandumda “hayır” diyecek insanları terörle mücadeleye karşı çıkan insanlarmış gibi göstererek üzerlerinde mahalle baskısı oluşturacaklar.

Yine 5 Şubat 2017’de de Başbakan Binali Yıldırım, “PKK, FETÖ, HDP ‘hayır’ diyor, onun için ‘evet’ diyoruz.”[2] diyerek “hayır” oyu kullanacak seçmenleri Yeni Anayasa metninin içeriğini değerlendirmekten uzaklaştırmış, onları karşıtlık ekseninde yönlendirip kafalarını karıştırmaya kalkmıştır. 7 Şubat 2017’de partisinin grup toplantısında da bu söylemlerini yinelemiştir.[3]

Meclis dışından da bir örnek verecek olursak, İslâmcı bazı derneklerin Yönetim Kurulu Başkanlığını da yapan İlâhiyatçı Vehbi Güler de Beyaz TV’de katıldığı bir programda anlattığı yaratılış hikâyesi üzerinden Başkanlığa karşı çıkıp parlamenter sistemi savunan insanları Şeytan’la aynı kefeye koymuştur.[4] “Hayatında bir kere ‘hayır’ dedi, kıyamete kadar Şeytan kaldı.” diyerek de alçalmakta sınır tanımamıştır.

Son olarak da 12 Şubat 2017’de Cumhurbaşkanı Erdoğan gündeme dair yaptığı açıklamalarda “Bölücü terör örgütü ‘hayır’ diyor. Dolayısıyla şu anda Kandil’de olanlarla beraber hareket edenler, uzantılarıyla beraber hareket edenler ‘hayır’ diyor. (…) ‘Hayır’ diyenlerin konumu aslında 15 Temmuz’un yanında yer almaktır.” gibi ifadeler kullandı.[5] Başbakanlığı döneminde -ülkenin namuslu aydınlarının, gazetecilerinin uyarılarına aldırmadan- PKK’yla yürüttüğü müzakere sürecine (“Kürdistan’ı kurma süreci” de diyebiliriz.) ve 15 Temmuz’u icrâ eden Cemaat’le senelerce iş tutmasına rağmen edilebiliyor bu lâflar…

Örnekleri çoğaltmak mümkün elbette, yalnız meselenin özünü kavramak için bu birkaç örnek yeterli olsa gerek.

***

Fizik derslerinden hatırlayacağımız üzere Newton’un hareket yasalarından biri de “etki-tepki yasası”dır. Bu yasaya göre bir cisme kuvvet uygulandığında cisim de bu kuvvete aynı büyüklükte fakat zıt yönde bir tepki gösterir. Fizikteki bu etki-tepki yasasının sosyal/toplumsal yaşantıda da yansımalarını görmek mümkündür.

Yukarıda bazı örneklerini de vermiş olduğumuz, hükümet ve Cumhurbaşkanlığı kanadından gelen asılsız ve saldırgan söylemler karşısında işte bu etki-tepki yasasının toplumsal yansımaları uyarınca muhalefet kanadından da sesler yükseldi. Bu tepkilerin niteliği ve samimiyeti tartışılır elbette ancak biz burada bunları tek tek ve uzun uzun irdelemeyeceğiz, bu başlı başına başka bir yazı konusu.

Yine de bu söylemlere binâen muhalefet kanadından yapılan açıklamalardan bir tanesini diğerlerine nazaran daha çok önemsiyorum. Bu açıklama geçen hafta (9 Şubat 2017) MHP Genel Başkan Adayı ve Gaziantep Milletvekili Ümit Özdağ tarafından yapıldı:

“Peki, biz de sizin yaptığınızı yaparsak ve dersek ki HÜDA-PAR, Güneydoğu Anadolu’da ‘evet’ derseniz, hilafet ve şeriat gelecek diye çalışmıyor mu? Şimdi bütün ‘evet’ diyenleri(n) biz, Hizbullah-HÜDA-PAR çizgisindeki teröristler olduklarını mı söyleyelim? ‘Evet’le Türkiye’yi bir hilafete doğru götürdüklerini mi söyleyelim? Ya da bugün Barzani ve adamlarının ‘evet’ için çalıştığını ve çalışmalar sırasında bize özerklik sözü verildi, onun için ‘evet’ verin diye çalışma yaptıklarını ifade edelim. Bütün ‘evet’çilerin de bunun için mi ‘evet’ dediklerini söyleyelim. Bakın biz bunu söylemiyoruz.”[6]

Özdağ’ın bu açıklamaları; AKP hükümetlerinin kurulması sonrasında terör eylemleri ve suikastleri gündemden düşen, kendilerine yönelik operasyonların durdurulmasıyla rahat bir nefes alan ve Hüda-Par’ı kurarak parti çatısı altında örgütlenip faaliyetlerini güya yasal yollarla yürüten Kürt Hizbullahileri’nin ülke siyasetinde ve kamuoyu nezdinde tekrar gündeme getirilmesi açısından önemli bir gelişmedir.

Kürt Hizbullahi Hareketi, Güneydoğu Anadolu başta olmak üzere tüm Türkiye’de Hüseyin Velioğlu ve Fidan Güngör’ün kurduğu örgütlerden oluşturulmuş ve tohumları, İran İslâm İnkılâpçılarının önderi Ayetullah Humeyni’nin Türkiye’ye gönderdiği imamlardan Hadi Gaffari tarafından atılmıştır.[7]

Hizbullah; Türkiye’de birçok cinayet işlemiş, ülkede terör estirmiş, domuz bağıyla yaptıkları infâzlarla yakın geçmişe damgasını vurmuş, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı PKK’yla -her ne kadar zaman zaman çatışsalar da- ortaklık kurmayı da bilmiş bir cinâyet şebekesidir, terör örgütüdür.

***

28 Şubat 1997 MGK Kararları’nın içeriği, nitelikleri, eksiklikleri, ülkeye getirilerinin mi götürülerinin mi daha fazla olduğu tartışmaya açıktır elbette. Bizce de eleştirilecek, karşı çıkılacak yönleri vardır bu kararların. Örneğin bu kararlarda İran’ın Türkiye’de “rejim aleyhtarı faaliyet, tutum ve davranışlar”da bulunduğu, bu “yıkıcı ve zararlı faaliyetlerinin” önlenmesi gerektiği belirtilmiş olmasına rağmen Türkiye’de siyasal İslâmcılığı kışkırtan, İslâmcı örgütleri besleyen Amerika gibi diğer Batılı devletlerin adları anılmamıştır.[8]

Her şeye rağmen 28 Şubat 1997 MGK Kararları sonrasında ülkenin emniyet güçleri, devlet desteğini de arkalarında hissedince Hizbullah ve diğer İran bağlantılı örgütlerin üzerindeki baskıyı arttırmış ve onları dağılma noktasına getirmiştir. Kürt Hizbullahileri’nin üzerindeki baskı arttıkça örgütten kopmalar yaşanmış, örgüt de bunun üzerine uzaklaşmasından kuşkulandıkları örgüt üyelerini ajanlıkla suçlayarak öldürmeye başlamıştır.[9]

Hizbullah’a en büyük darbelerden biri, Kars’tan Diyarbakır’a atanan -18 Kasım 1997’de göreve başlayan- Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan tarafından vurulmuştur. Kürt Hizbullahileri’nin örgütünü hepten çökertmeye kararlı olan Gaffar Okkan operasyonlara hız kesmeden devam etmiştir; tâ ki 24 Ocak 2001’e kadar.

Hizbullahiler, Uğur Mumcu’nun ölüm yıl dönümünde üstelik Uğur Mumcu anmasına giderken katletmişlerdi Gaffar Okkan’ı; yanındaki Kalem Müdürü ve onlara eşlik eden polislerden dördüyle birlikte.

Cenaze töreninde, “tabutu görev yerinin önüne getirildiğinde” eşinin “Atatürk diye diye gittin!” çığlığı bozmuştu sessizliği. Binlerce insanın katılımıyla, gözyaşlarıyla uğurlandı Gaffar Okkan.[10]

***

Gaffar Okkan’ın ardından Diyarbakır Emniyet Müdürlüğüne atanan Atilla Çınar da Hizbullah’a yönelik operasyonlara devam ediyordu. Ancak AKP hükümeti kurulmuştu ve iktidâr artık İslâmcılardaydı.

Atilla Çınar, Diyarbakır’daki görevinden alınarak Tokat’a atandı. Hizbullah’a yönelik operasyonlar durduruldu. Polisle girdikleri çatışmalarda öldürülenler ve İran, Almanya, Hollanda gibi ülkelere kaçanlar dışında yakalanan Hizbullahiler ve önderlerinin mahkemeleri görüldü, ceza alanlar Ocak 2011’de serbest kaldı.[11]

Yine AKP hükümetleri döneminde Hüda-Par’ı kurarak faaliyetlerini parti çatısı altında yürüttüler ve yürütmeye de devam ediyorlar. AKP döneminde o kadar rahat hareket eder hâle geldiler ki Hüseyin Velioğlu’nun öldürülmesinden sonra örgütte yöneticilik yapan Molla Enver Kılıçarslan, serbest kaldıktan sonra Âlimler ve Medreseler Birliği’ni kurdu.

Âlimler ve Medreseler Birliği, ülkede icâzet törenleri düzenler oldu; düzenledikleri törenlerde Molla Enver Kılıçarslan hiçbir çekince duymaksızın “Kürdistan’da yeniden İslâm’ın ihyâ edilmesi için her zaman çalışmalarını sürdüreceklerini” söyleyerek Cumhuriyet’e ve Türk egemenliğine meydan okumayı sürdürdü.[12]

***

Gelinen noktada Özdağ’ın dile getirdiği iddialardan bir hafta sonra (15 Şubat 2017) Hüda-Par Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, Hüda-Par’ın resmi Twitter hesabından yaptığı açıklamada “…yapılacak değişiklikleri eksik ve yetersiz bulmakla birlikte tümüyle yeni, sivil bir anayasa için atılmış bir adım olması temennisiyle referandumdaki tercihimizi ‘evet’ olarak açıklıyoruz.” dedi ve iddiaları tasdikledi.[13]

Sözün kısası; Hizbullah, Başkanlığın oylanacağı bu referandum sürecinde Güneydoğu Anadolu bölgemizde şeriat ve hilâfet propagandasıyla sandıktan “evet” oyu çıkması için çalışmaktadır ve bunda da şaşılacak bir şey yoktur.

Çünkü AKP de Hizbullahi bir partidir ve Hizbulah, AKP’ye olan minnet borcunu ödemektedir!

Ali KARAKÜÇÜK
16 Şubat 2017

DİPÇE:

[1] http://www.haberandum.com/politika/kurtulmus-bu-evet-terorle-mucadeleye-de-evet-demek-h8948.html
[2] http://www.ntv.com.tr/turkiye/basbakan-yildirim-pkk-feto-hdp-hayir-dedigi-icin-evet-diyoruz,CgyPjoMkGEOGlqU4ajUpgg
[3] http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/akp-grup-toplantisi-25-1664615/
[4] http://www.yenicaggazetesi.com.tr/canli-yayinda-evetci-rezilligi-156469h.htm
[5] http://www.demokrathaber.org/siyaset/erdogan-hayir-diyenlerin-konumu-aslinda-15-temmuz-un-h79653.html
[6] http://www.yenicaggazetesi.com.tr/ozdag-hizbullah-ve-barzani-evet-icin-calisiyor-156646h.htm
[7] Mustafa Yıldırım, Zifiri Karanlıkta 1. Cilt, 1. Baskı, Sf: 107, 287.
[8] Cengiz Özakıncı, İblis’in Kıblesi, 23. Baskı, Sf: 372-375.
[9] Mustafa Yıldırım, Zifiri Karanlıkta 2. Cit, 1. Baskı, Sf: 768.
[10] agk, Sf: 876-881.
[11] agk, Sf: 891-892.
[12] https://www.facebook.com/BanuAVAR/videos/1101649363178409/
[13] https://twitter.com/HurDavaPartisi/status/831780767189569536

Bir Cevap Yazın