AKP’nin bir toplumu dönüştürmek için toplum psikolojisini ne kadar önemsediğini, bu “dönüşüm” için de her tür algı operasyonunu denediğini görmek isteyip de göremeyen kalmamıştır Türkiye’de.

Joseph Goebbels, Hitler Almanya’sında Hitler’in “Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı”ydı.

Goebbels’in nasıl bir “Aydınlatma” yarattığını, amaçladığını anlamak için bazı sözlerini anımsayalım önce:

“Basını, hükümetin kullanabildiği dev bir klavye olarak düşünün.”

“Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız insanlar ona o kadar fazla inanırlar.”

“Politik konuşmanın amacı, insanları düşündüğümüzün doğru olduğuna ikna etmektir. Taşrada Berlin’den başka konuşurum ve Bayreuth’ta konuştuğumda, Pharus Hall’da söylediğimden farklı şeyler söylerim.”

“İnsanların beyin tembelliğini gördükçe, her istediğimizi yapabileceğimizi anladık.”

Bu sözlerinin yanı sıra “yalan” olgusunun tekrarlandıkça daha fazla etkili olacağı olgusuyla özdeşleşen, “Ein volk, Ein Reich, Ein Führer” gibi Türkçesi “Tek Halk, Tek Millet, Tek Führer” gibi sloganların da mucididir kendisi.

Bugünün yandaş basını da tıpkı Hitler’in Propaganda Bakanı’ndan farksız bir şekilde hatta bazen ona bile rahmet okutacak biçimde çalışmakta. Buna, AKP’nin siyasi kadrosunu da katabiliriz. Devlet kanalının hükümetin propaganda kanalına döndüğü yerde, 24 Şubat 2017’de yeni bir dizi başlıyor:

Payitaht Abdülhamid.

Ülkeyi yönetenlerin Cumhuriyet kazanımları ve Kemalist devrimlerle kavgalı olduğunu -üstelik bu devrim ve devrimin kazanımları sayesinde ülkeyi yönetebiliyor oldukları halde-, kendi kitlelerini karşıtlık ekseninde bir arada tuttuklarını ve bu karşıtlığı beslemek için tamamen yalan olan mevcut tarihe karşı bir “alternatif tarih” yazmaya çalıştıklarını biliyoruz. Bu karşı devrimcilerin sevdiği devlet adamlarıyla ilgili bu kişilerin gönüllerinden geçenlerle gerçeklerin tamamen farklı şeyler olduğunu da biliyoruz. Bunları saygın tarihçiler ve araştırmacılar çeşitli alanlarda yazdılar. (Tabi ki saygından kastımız Kadir Mısırlıoğlu ve Mustafa Armağan gibi akli melekeleri yerinde olmayan kişiler değil.) İşte bu bilgiler ışığında, Osmanlı’nın en fazla toprak kaybeden padişahının karşı devrimciler tarafından “Cihan padişahı” olarak gösterilmeye çalışıldığı yerde başlıyor, başlatılıyor bu dizi.

Tam bu arada insan kendisine sormadan edemiyor ve de yanıtlamadan:

İmparatorluklar döneminde “Cihan padişahı” gibi anlatılmak istenen bir kişi, 2017 döneminde ülke yönetse, ondan ne diye bahsedilmek istenirdi aynı kişiler tarafından?

“Dünya Lideri.”

24 Şubat’ta TRT 1’de başlayacak olan dizinin fragmanları yaklaşık iki haftadır her yerde yoğun bir şekilde yayımlanıyor. Bir de bu fragmanlarda ne deniyor onlara göz atalım:

“Hiç kimsenin padişah olma ihtimâli vermediği bir şehzâde iken tâlih, saltanat yüzüğünü onun parmağına taktı.” [1]

Bu cümleyi duyduğumuz yerde aklımıza “Muhtar bile olamaz.”[2] denen ve sonra bir şekilde ülkenin en tepesine gelen bir kişinin gelmesi tesadüf değildir elbette.

Devam edelim:

“Mekke ve Medine’nin hizmetkârı, Allah’ın yeryüzündeki halifesi, Sultanoğlu Sultan, ey yüce Abdülhamid-i Sâni; Allah hilâfetini kuvvetlendirsin.
Merâsimdeki askerler hep bir ağızdan: ‘Âmin!’” [3]

(Zikir görüntüleri eşliğinde) 2. Abdülhamid:
Cebel-i Târık’tan Cava Adası’na kadar tek devlet! İmân etmiş bir millet! Ezanın susmadığı, bayrağın inmediği ak bi’ gökyüzü!” [4]

“2. Abdülhamid:
‘Allah’ın bütün âyetleri üzerine yemin olsun ki toprağa girene kadar, zafere ulaşana kadar bu mücadele bizim için farzdır.
Paşalarım, savaş başlamıştır.'”[5]

“2. Abdülhamid:
‘Ya kurt olup çakalları kovacağız ya koyun olup çürümeye mahkûm olacağız.
Cebel-i Târık’tan Cava Adası’na kadar tek devlet! Sınırı yok. İmân etmiş bi’ millet, tek millet: İslâm Milleti! Hilâfet bayrağının altında gölgelenen, kula kulluk etmeyen bir halk-ı cihân! Ezanın susmadığı, bayrağın inmediği ak bi’ gökyüzü!'” [6]

“Nehirlerin suladığı bereketli topraklar… En son silahlarla donatılmış, her an düşmanı kollayan, kalplerinde ilâhi bi’ sevgiyle titreyen bi’ ordu: sûlhte merhamet ordusu, harp meydanında ölüm ordusu!” [7]

***

AKP yönetiminin,  kitlesini yönlendirme ve “doldurma” biçimini, tarih boyunca bu yöntemlere başvuran liderleri ve liderlerin devletlerini yönetme biçimini, dizilerin insanlar hele de bu tarz siyasi dizilerin hükümet yanlısı seçmenler üzerinde yarattığı etkiyi de düşündüğümüzde bu diziyle “Abdülhamid” karakteri üzerinden başka bir kişi resmedilip başka bir kişi güzellenmek, yüceltilmek isteniyor:

3. Abdülhamit görünümlü, Türkiye Cumhuriyeti’nin birinci halifesi ya da padişahı 1. Recep Tayyip Erdoğan.

Ve bu dizi tam da referandum döneminde piyasaya sürülüyor.

Çünkü bariz bir şekilde görülmekte:

İlk defa yaklaşan bir seçimde hükümetin desteklediği seçenek, bariz bir şekilde geride. Belki de seçim hileleriyle, SEÇ-SİS’le açığı kapatılamayacak biçimde. Referandum kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasının günlerce ertelenmesi de yine bu sebeple.

Dizi fragmanlarındaki cümlelerin şifreleri gayet çözülebilir. Yukarıda zaten Abdülhamit yerine kimin konduğunu yazdık. Muhtar bile olamaz denilen Cihan Padişahı, Allah’ın yeryüzündeki gölgesi diye ilan edilen bu kişiye yüklenen yetkiler de açık ve net. Allah’ın, bir kişinin arkasında olduğunu (ki bunun dini açıdan ne kadar dinle ters ve iddialı bir yaklaşım olduğu ortada), bu vesileyle Müslümanların da bu kişinin yanında saf tutması gerektiği vurgulanırken, fragmanların birinden “En son silahlarla donatılmış, her an düşmanı kollayan, kalplerinde ilâhi bi’ sevgiyle titreyen bi’ ordu: sûlhte merhamet ordusu, harp meydanında ölüm ordusu!” sözleri akıyor, aynı zamanda sosyal medyaya da kendilerine “Halk Özel Harekat”[8] diyen; yine ülkeyi yönetenler tarafından militarize edilen ya da edilmesine seyirci kalınan kişilerin belediye binalarının önünde, üzerinde Osmanlı Tuğrası olan arabalar eşliğindeki fotoğrafları düşüyor ya da servis ediliyor.

Bu tarz dizilerle bilinçli hazırlanan bir alt mesaj, kitleye enjekte ediliyor, kafalarda kodlanıyor.

Birileri, kendi kesimini kendisinin milli ve ümmi olduğuna ikna edip, bir kişinin (tabi ki bu bir kişi de kendisi(nden)) ülkedeki tüm yetkileri kendisinde toplamasına “HAYIR” diyecek olanları da dinsiz ve gayri milli olarak gösteriyor, oysa yine büyük oranda gerçekler bu durumun tam tersiyken…

***

Ulu Önder’in tabiriyle “işte bu ahval ve şerait içinde” elbetteki ülkemizin bölünmesine yol açacak bir öneriye evet demeyeceğiz. Cumhuriyet kazanımlarından taviz vermeyeceğiz. Ülkemizin, emperyalistlerin çok daha kolay hakim olmasına zemin hazırlayacak bir sisteme evet demeyeceğiz, tıpkı atalarımızın da “Sevr” Anlaşması’na evet demediği gibi. Sonucun istedikleri gibi olmayacağını görmeye başladıklarından aba altına bile gerek duymadan sopa gösterenlerden korkmayacağız. Düşünsel kavgamızı tamamen hukuki, meşru bir zeminde sürdüreceğiz.

Fakat bunu yaparken hem her ihtimali düşüneceğiz hem de bu ihtimallerin bizi korkutmasına, yıldırmasına izin vermeyeceğiz.

Bazı soruları bu sebeple soracağız, kendi cephemizi yarmadan:

– Hiçbir şekilde yenilgiye tahammülü olmadığını defalarca bizlere gösteren bir anlayış, seçimi kaybederse durumu olgunlukla karşılar mı?

– Aynı anlayış ve zihniyet, son raddede dahi kaybedeceğinin kesinleştiği noktada bile bile bu seçime gider mi? Kendi ülkesine füze attırabilmekten rahatlıkta bahseden bir üst düzey istihbarat yetkilisinin halen görevde bulunduğu bir yerde, birilerinin durumu kendi lehlerine çevirmek için her seçeneği düşünebileceğini düşünmek, abartı mıdır, paranoya mıdır, yoksa gerçeği ta kendisi midir?

“İstikrar devam etsin diye evet deyin” propagandasının “Ülkede sanki istikrar mı var?” diye çok çabuk çürütülebildiği ve yine bu seçimi halka dayatanlara yönetilen “Terörle mücadele etmek için hangi güçten yoksunuz ki böyle bir yetki istiyorsunuz?” sorusunun cevapsız bırakıldığı ve geçiştirildiği noktada, insanları mevcut düzenin istikrarsızlığın sebebi olduğuna halkın ikna edilmesi için “el yapımı” bir kaosun yaratılmayacağının garantisi var mı?

***

Asimetrik psikolojik mücadelede senin her durumda uyman ve asla ihlal etmemen gereken kurallar, karşı tarafta da bir düşman ve onun uymak zorunda olmadığından her türlü yolu kullanarak ihlal ettiği kurallar vardır.

Türk ulusu, simetrik, adil ve eşit şartlarda süren her durumda egemenliğini asla bir kişinin kaderine terk etmeyecektir.

Peki, durum; simetrikten asimetriğe, simetrik görünümlü asimetrik mücadeleye döndüğünde ne yapmak gerekmektedir, meşru ve hukuki bir zeminde kalarak?

İşte Türk ulusu, önündeki referanduma yüksek sesle HAYIR derken kendi kafasının içinde de referandum arefesi, referandum aşaması ve sonrası için bu ihtimalleri de düşünmeli ve haklı olan mücadelesinde haklı olmayı, akılcı kalmayı başarmalıdır, aynı zamanda canlı kalmayı da.

(Bu yazımdan ötürü beni FETÖ’cü ilan etmeye çalışacak birileri varsa, onlara da editörlüğünü yaptığım ve FETÖ yapılanmasını anlatan, kumpas davaları mağdurlarından Emekli Kurmay Albay Mustafa Önsel’in yazdığı “TSK’de Şakirtlerin İşgali mi? – Ağacın Kurdu: Fethullah’ın Askerleri” ve “Aşil’in Topuğu: FETÖ’nün O Gecesi” kitaplarını okumayı tavsiye ederim, halen okumadılarsa.)

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
23 ŞUBAT 2017

DİPÇE

[1] https://www.youtube.com/watch?v=3YbaQ6IQXEo
[2] http://i.tmgrup.com.tr/ahbr/2014/08/10/814688963202.jpg
[3] https://www.youtube.com/watch?v=3YbaQ6IQXEo
[4] https://www.youtube.com/watch?v=3YbaQ6IQXEo
[5] https://www.youtube.com/watch?v=3YbaQ6IQXEo
[6] https://www.youtube.com/watch?v=FM2tJSiC9hE
[7] https://www.youtube.com/watch?v=FM2tJSiC9hE
[
8] http://www.star.com.tr/foto-galeri/halk-ozel-harekata-hoh-bir-arac-daha-eklendi-galeri-704013/

Paylaş
Önceki İçerikGÖZLEM: FARKLI BİR HEYECAN
Sonraki İçerikTERS “YÖN” BİLDİRİSİ ÜZERİNE
Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin'de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü'nin her kademesinde görev aldı. Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte "Kemalizm"in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T'ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu. Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı. Milli Mücadele döneminde kurulan ve "Kemalizmin İleri Karakolu" unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana'daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti. Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu'nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı. Genç Yeni Adana'daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol'u kurdu. Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı'nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta. Milli İrade Birliği'nin "Milli İrade Nedir?" ve Mustafa Mutlu'nun "Dön Kardeşim" kitaplarında yazıları yayınlandı. Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

1 Yorum

Bir Cevap Yazın