Bu akşam(24.02.2017) öğreniyoruz ki bir grup akademisyen ve siyasi figür, sırtlarını Yön hareketinin mirasına dayayarak ikinci bir Yön bildirisi yayımlamışlar. Hangi kesim olduğunu kendi bildirilerinden hemen anlıyoruz çünkü adına sığındıkları “yön” ayrı olsa da kendi “yöntem”leri aynı:

Önce Türkiye’deki mevcut gidişattan rahatsız olan herkesin ilgisini çekecek cümleler:

“Dünya savaşlar, toplumsal eşitsizliklerin derinleşmesi, gerici ve faşizan eğilimlerin yükselişi, kültür, sanat ve bilim alanlarının piyasalaşması, doğanın ve kentsel yaşam alanlarının sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda tahrip edilmesiyle derinleşen bir uygarlık krizi yaşanmaktadır.”

“AKP/Saray Rejimi eliyle cehenneme dönüştürülen ülkemizde de başta laiklik olmak üzere, aydınlanmacılık, kamuculuk gibi birçok ilerici değerinin kök salmasına olanak sağlayan Cumhuriyet rejimi, yıllar içinde Türkiye sermaye sınıfının sömürü ve kar hırsına kurban edilmiş, gerici ve sağcı iktidarlar, ülkemizin ilerici birikimini adım adım aşındırmıştır. AKP’nin iktidar olmasından bu yana, söz konusu aşınma neredeyse nihayete varmış, Türkiye’de laiklik ve cumhuriyet rejimi ortadan kalkmanın eşiğine gelmiştir. “

Sığındıkları ve kitlesinden, mirasından faydalanmak istedikleri oluşumun doğal kitlesine bu tarz cümlelerle hitap ettikten sonra da kendi düşüncülerini bildiriye sızdırmaya başlıyorlar, kendilerince akıllıca, çaktırmadan:

“Bu rejim, ülkemizi, işçiler, emekçiler, gençler, kadınlar, LGBTi bireyler, Kürtler, Aleviler, aydınlar, sanatçılar, akademisyenler, gazeteciler, insanca yaşamak isteyen herkes için bir hapishaneye dönüştürmektedir.”

“…Milliyetçiliği körükleyerek cihatçı terörizmi desteklemiş…”

“Ve yine dünyanın dört bir yanında olduğu gibi, ülkemizde de halklar bu karanlıktan çıkmanın yolunu aramaktadır.”

“Dünyamızın ve ülkemizin geleceği, emekçi halkların ve ezilenlerin kendi kaderlerine, kendi ellerine almalarına her zamankinden daha fazla bağlı hale gelmiştir.”

***

Adını yazmadan, herhangi bir yayınını paylaşsak ırkçı, faşist diyecek kişiler, şimdi o derginin adını kullanmaya, o derginin kitlesinden faydalanmaya kalkıyor…

Yön’ün mirasına sahip çıkmaya çalışan, yıllarca Anadolu’nun verdiği Mustafa Kemal Atatürk mesajını alamayan, sonra “Mustafa Kemal Atatürk’e rağmen, onu ve mirasını sahiplenmeyen hiçbir ilerici hareket başarılı olamaz” gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldıklarından kendi siyasi terminolojilerine mıy mıy “Cumhuriyet”i bi’zahmet ekleyebilenler, çıkmışlar yeni bir yön bildirisi yayımlıyorlar.

Kemalist Devrim gibi bir ulu çınara kendilerini aşılayarak o çınarın gücünden, tarihsel süreçteki haklılığından faydalanmak istiyorlar, bu tarz hiçbir aşının o çınarda tutmadığını bildikleri halde.

Türk diyemeyen, Mustafa Kemal Atatürk diyemeyen kişilerin bu topraklarda yapacakları her hamle, geçmiştekiler gibi ölü doğumdur.

Yön dergisinin adını kullananlar, Yön dergisinin neden bittiğini, sonra neden Devrim dergisi olarak devam ettiğini bilmezler mi? Bunu da geçelim, bildirilerinde bir kere “Mustafa Kemal” bile diyemeyenler, “Atatürk hareketinde iki ana fikir vardır: Milliyetçilik ve çağdaş uygarlık. Milliyetçilik politik, ekonomik her alanda tam bağımsızlık biçiminde ortaya çıkmaktadır. Bağımsızlık içinde çağdaş uygarlığa ulaşılacaktır.” diyen Doğan Avcıoğlu’nun mirasını nasıl sahiplenecekler?

Mesela, bu “yeni-yön”cüler herhangi bir yazılarında, yazılarını Doğan Avcıoğlu’nun Yön dergisinin 139’uncu sayısındaki “Türkiye’deki Amerikan Üsleri” başlıklı yazısındaki “Mevcut şartlarda milli bir dış politika uygulamanın güçlüklerini yeni yeni fark etmekteyiz. Ama uyanış başlamıştır. Milli bir dış politika, milli bir ordu, milli bir harp sanayi Türk milliyetçilerinin baş amacı olmalı ve askeri , iktisadi , siyasi bütün bağımlılık ilişkilerinin düzeltilmesi için milliyetçiler bütün güçleri ile mücadele etmelidirler.” kısmından da anlaşılacağı üzere kendilerini milliyetçi olarak konumlayabilecek, tanımlayabilecekler mi?

Yoksa ırkçılıkla; yığından ulus, kuldan birey-yurttaş olmaya, çağdaşlaşmaya atıf içeren, ayrıştırmadan ziyade birleştirmeyi hedefleyen milliyetçilik-ulusçuluk olgusunu, “milliyetçilik” kelimesine yükledikleri ümmetçi ve ırkçı manalar ile eşitleyip sonra da milliyetçiliği itibarsızlaştırma kolaycılığına mı kaçacaklardır?

Yön tarihini kapsamlı biçimde inceleyen herkes görür ki Yön geleneğini sahiplenebilecek kişiler, Doğan Avcıoğlu’nun birçok kez vurguladığı “Türk milliyetçileri” çatısının içinde buluşabilecek olan başta Kemalistler, Türkçüler ve ayakları bu topraklara basan, etnik temelli siyasi anlayışı reddedebilen sosyalistlerden başkası değildir.

Türk solu ya da Türkiye’de kendisini sol kesimin öncüsü görenlerin evrimini görebilmek için iki yön bildirisi arasındaki fark açıklayıcı ve öğretici olacaktır.

Kendilerine düşünsel manada en büyük ekmek kapısı olarak liberalizm sosuna batırılmış sol görünümlü, özünde etnik temelli siyaseti görmenin kendilerine dayattığı algı doğrultusunda; ortak değerlerden ziyade farklılıkları vurgulama, daha doğrusu farklılıkları siyasi kimlik haline getirme, bunu yapmak için kullanılan kategori sisteminde de birbiriyle iç içe geçen ve hatta aynı kişide bulunan özellikleri ayrı ayrı yazarak ayrıştırma yanlışında gösterilen ısrar, bir hatadan ziyade tercihin, bilinçli bir konumlanmanın yansımasıdır.

Söz, bu gibi fırsatçıları o günlerden görmüş ve gereken cevabı yazmış olan Doğan Avcıoğlu’nda:

“Günümüzün davası, büyük allameliklere ihtiyaç göstermeyecek kadar basittir: Tam bağımsızlık istiyoruz. Kendi kalkınma yolumuzun Washington’da değil, Ankara’da çizilmesini istiyoruz. Bir avuç işbirlikçinin dışında, sanayicisinden, esnafından tutunuz da işçisinden köylüsüne kadar bütün milletin bunda çıkarı vardır. Bu bir sınıfın değil, bir milletin davasıdır.

YÖN, yıllar boyudur, bu milli davanın ısrarla savunuculuğunu yapmıştır. “Biz en ilericiyiz” tafrafuruşluğuna iltifat etmeyerek, işbirlikçilere karşı yönelmiş en ufak olumlu hareketi, hangi kişi ve teşekkülden gelirse gelsin, var gücüyle desteklemiştir. Olayları değerlendirirken kullandığı temel ölçü -hatta birçok halde tek ölçü-, işbirlikçiliğin reddi olmuştur. Bu sağcı olma iddiasındaki çevrelere kadar, işbirlikçiliği reddeden bütün milliyetçi güçlerin yakınlaşması ve bir asgari müşterekte birleşmesi için çaba göstermiştir. “Katkısız ilerici” olma iddiasıyla, milliyetçi güçbirliğini zorlaştıran bölücü ve ayırıcı davranışların karşısına en şiddetli biçimde dikilmiştir. İnancımız odur ki, her yandan dikilen engellere rağmen, bu milliyetçi güç birliği mutlaka gerçekleştirilecektir.” (Yön, sayı 222, 30.06.1967)

Velhasıl; ilericilik, hem Kemalist Devrim’in kazanımlarının yarattığı yaşam alanında ve bu alanda kendisini konumlayan kitleye göz dikip hem de bu göz dikiş sırasında “ilericilik” kavramının içini 2017 şartlarında Kemalist Devrim’in kazanımlarından soyutlayarak amaçlanan ve yapılmaya çalışılan bir takiyecilik ile bir yere varamaz. Zaten bu ilerici “yorum”, dolaylı gericilikten başka bir şey değildir.

Üçüncü Yol olarak, sözde YÖN’ün çizgisini benimsediğini iddia edip özde YÖN’ün düşünsel özünü reddederek YÖN kazanımlarına göz dikenleri ifşa etmeye iki elimiz kanda olsa da devam edeceğiz.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
25 ŞUBAT 2017

Paylaş
Önceki İçerik(3.) “ABDÜLHAMİT DÜŞERKEN”
Sonraki İçerikÜçüncü Yol “Şartlı Hayır” Diyor

Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü’nin her kademesinde görev aldı.

Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte “Kemalizm”in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T’ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi
Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı.

2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte “Vardiya Bizde Adana”nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu.

Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı.

Milli Mücadele döneminde kurulan ve “Kemalizmin İleri Karakolu” unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana’daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti.

Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu’nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı.

Genç Yeni Adana’daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol’u kurdu.

Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı’nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta.

Milli İrade Birliği’nin “Milli İrade Nedir?” ve Mustafa Mutlu’nun “Dön Kardeşim” kitaplarında yazıları yayınlandı.

Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

1 Yorum

Bir Cevap Yazın