Siyasetten tarihe, edebiyattan sanata kadar hayata dair olan her konuşmanın, her fikir alışverişinin başlıca derdi oldu “eğitim”.

Eğitim dediğimiz şeyin bir beden içerisine ne kadar nüfuz ettiği ile alakalı oldu tüm tercih ve tüm yaşamlar. Dünya tarihinde yer edebilecek denli etkili olayların hepsinde eğitim ölçülerinin değerlendirmeleri yer aldı. Dünya savaşlarının kaderini değiştiren buluşlar, ekonomik gelişmişlik farklarını yaratan üretim ilişkileri bunlara verilebilecek en basit örneklerdir.

Eğitim ve bilinç seviyesi kıyaslamasına tabi tutmadan açıklayabileceğimiz bir şey var mı ki günümüzde?

Geri kalmışlıklar, savaşlar, ölümler, salgın hastalıklar, içinde yaşadığımız evrene bile bile verilen zararlar vs… Hepsi ama hepsi eğitim ve bilinç eksikliğinden doğan açgözlülüğü bastıramama durumu ile mümkün oldu.

Yaşadığımız asırlar, geçirdiğimiz çağlar sürekli olarak artan eğitimlilik önemini hatırlattı bizlere. Başlarda taş devri, tunç çağı derken bugün teknoloji ve bilgi çağından bahsediyoruz. Var olan tüm tekil başlangıçlar birilerinin diğerlerinden daha çok bilmesi ve bildiklerini işleyerek kullanılabilir hale getirmesi sonucu gerçekleşti.

***

İnsanoğlu en başta kuşkusuz, var olabilecek faydalı bilgiyi diğer kişi ya da devletlerden daha önce öğrenmenin önemini fark etti. Fark edilen bu şey önemli olmalıydı ki daha çok şey öğrenebilmek için çaba harcanabilsin.

Coğrafyamız özelinde bu konuyu değerlendirdiğimizde en az sekiz yüz yıllık bir durgunlukla karşılaşıyoruz. Doğa bilimleri ile uğraşan, buluşlar gerçekleştiren meraklı Türk-İslam alimlerinden yavaş yavaş tasavvufi yaklaşımlara dönüşleri görüyoruz o yüzyıllarda. Merak noktalarımız yağan yağmurun şiddetini sorgulamaktan, gök olaylarını incelemekten çıkıyor ve insanın uhrevi sonsuzluğun içerisindeki basitliğini kabul etmeye varıyordu. Bu kabul ediş ve buna benzer pek çok bilinç dışı davranış kocaman bir coğrafyayı ölüm hareketsizliğine mahkum etti.

Sekiz yüz yıl boyunca Doğu, Batı’dan önce bir gerçeği keşfedemedi.

Halbuki Batı, Doğu’nun merak edip bulduğu, insanlığa sunduğu sonrasında ise unuttuğu gerçekleri geliştirmişti.

Eğitim, unutmamanın önemiydi aynı zamanda.

Bilenlerin güçlü olduğu, unutmayanların haklı kalabildiği, gerçeği arayanların sömürülmediği bir dünyayı kabul etmemiz ne kadar zaman aldı?

Bekledik. Çok bekledik. Türkiye’nin üç katı kadar toprak kaybedinceye kadar bekledik. Bu noktada bir anlayış değiştiyse, evet, Cumhuriyet devrimi ile değişti.

Bilmenin değeri, eğitimin önemi ile ilgili devlet o zamandan sonra düşünmeye başladı. Milletin ilerici kesimleri o günden sonra devlet içerisinde söz sahibi olmaya yöneldi. Çünkü Cumhuriyet devrimi dışında Türk ilericilerinin söz söyleyebileceği hiç bir Anadolu Rönesansı hareketi olmadı o tarihe kadar.

Ülkenin yönetiminde artık hem kuvayi milliye hareketi içerisinde silahlı direnişte bulunacak kadar cesaretli ve halkçı hem de uluslararası arenada hukuki dava kazanacak kadar yetkin ve bilgili insanlar vardı. Cumhuriyet devrimi bu iki saygın duruşu bir vücut haline getirdi.

Bu duruş o dönemde kimlerde ortaya çıkmadı ki?

Mahmut Esat Bozkurt, Mustafa Necati, Reşit Galip, Hasan Ali Yücel ve ismini saymakla bitiremeyeceğimiz pek çokları…

Cahilliğe karşı açılan amansız savaşta hem beyin hem miğfer hem de süngü oldular. Dahi bir önderin silah ve fikir arkadaşları olarak kişiden kişiye değişen şeri hukuku kaldırıp yerine çağdaş hukuk sistemini kurdular, Darülfünun’u yıkıp çağdaşları ile eş değer üniversiteler açtılar. Eğitimi birleştirip milletin bütün çocuklarını eşit kıldılar. Ve Batı da dahil olmak üzere tüm dünyaya örnek olacak bir sistemi, Köy Enstitülerini kurdular.

Türk rönesansının yükselen sancağı oldu Köy Enstitüleri, sancağı tutan el ise Hasan Ali Yücel

7,5 buçuk yıllık Milli Eğitim Bakanlığı boyunca yaptıkları, 67 yıldır yıkılan ve yıkılmaya çalışılan milli eğitim gelişmelerinin neredeyse tamamı idi. Milli eğitime ait çağdaş reform çalışmalarından Reşit Galip ve Hasan Ali Yücel’i çıkartırsak geriye ne kalır?

Açıkça; birkaç olumlu çalışma dışında tamamen moloz çöplüğü…

***

Yazının başlarında bahsettiğimiz eğitimin önemine değer verilmesine yönelik başlangıç idi Hasan Ali Yücellerin bu topraklardan geçmesi. Anadolu’nun altından değerli insan madenine giren, madeni işleyen ilk madencilerdi o insanlar.

Bu yazının amacı “Zamanında çok güzel, çok çalışkan insanlar vardı. Öldüler, devrimler de öldü. Şimdi gülüyoruz ağlanacak halimize. Yaşanacak hali kalmadı artık bu memleketin. Püff…” demek değildir.

Amaç “Zamanında çok güzel, çok çalışkan insanlar vardı. Öyle koşullarda öyle bilgili oldular ki bu insanlar, bugünden onlara baktığımızda fikir ve cesaret dünyamıza oksijen buluyoruz. Boğulmamak için gözlerimizi onlara açıyoruz. Çalışmak için Cumhuriyet’in kuruluşundaki genç neferlerine bakmak yeterlidir. Bugün biz onlardan daha iyi koşullardayız. Onların o şartlarda tahammül edemediklerine bugün bizim katlanmamız tüm Cumhuriyet devrimcileri için doğrudan ya da dolaylı olarak ihanettir. İhanet etmemek için yine onlara bakacağız. Umutsuzluğa kapılmak için değil, umudu yaşatmak için Hasan Ali Yücel olacağız.” demektir.

Ve diyoruz bunları. Cümlelerimiz silah, kalemimiz süngü diyor isek eğer, Hasan Ali Yücel de bu mirası yaratanlardandır.

Bugün 26 Şubat. Ölüm yıl dönümünde mirasının bilinci ve sorumluluğu ile anıyoruz onu. Aziz ruhu şad olsun.

Çağatay UNCU
26 Şubat 2017

Paylaş
Önceki İçerikÜçüncü Yol “Şartlı Hayır” Diyor
Sonraki İçerikPARÇALAR BİRLEŞİYOR, PARÇALAR KOPARILIRKEN
Çağatay Uncu. 1992, Kütahya doğumlu. İlk ve orta öğrenimini İzmir'de tamamladı. 4 yıl boyunca Çukurova Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünde lisans öğrenimi aldı. Mezuniyetine 1 yıl kala okulunu dondurarak, 2015 yılında, Rusya Ulusal Nükleer Araştırmalar Üniversitesi Moskova Fizik Mühendisliği Enstitüsü'nde lisans öğrenimine başladı. Şu an bu öğrenimine devam etmektedir. Adana'da yaşadığı dönem boyunca 3 yıl süresince ÇÜ Atatürkçü Düşünce Kulübü üyeliği ve yöneticiliği yaptı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuk mücadelesine katıldı. İlgi alanları; bilim felsefesi ve tarihi, popüler bilim, tarih, spor

Bir Cevap Yazın