26 Şubat 2017.

Barzani denen peşmerge başı, Türkiye’yi ziyaret etti. Hem Atatürk hem Esenboğa Havalimanında göndere sözde (Kuzey) Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin bayrağı çekildi. [1]

Peki 26 Şubat 2017’ye nasıl gelindi?

“36’ıncı paralelin kuzeyinde Kürt devletinin kurulması Türkiye’nin kırmızı çizgilerinin ihlalidir.” diyenler de diyenlerin çizgisinden gidenler de en ağır bedellere maruz kaldı. Emperyalizmin yetkililerine göre TSK, “Hizadan çıkmıştı”. Sahte, tahrif edilmiş belgelerle milli ordu, milli muhalefet, milli basın tasfiye edildi. Kırmızı çizgiler gafletin, delaletin, ihanetin ateşinde pişti, pembeleşti, silikleşti.

Gidenlerin yerine gelenler?

Herkes tarafından bilinen ama hiçbir yerde açıklanmayan görüntülerin, pazarlıkların, teslimiyetin karşılığında “dinle(n)me salonu”na döndü bir ülkenin karargahı.

(Gelenler tarafından)

Üstelik o karargah, hassas bir dönemden geçiyor, anlatılanlara göre pek rahatsız!

Karargah rahatsız’mış.

Neyden?

Tabi ki göndere çekilen paçavradan değil. Bir şeyleri yapmaktan ya da yapmamaktan değil. Yaptıklarının ya da yapmadıklarının dillendirilmesinden. Bilindiğinin fark edilmesinden.

Peki 26 Şubat’a nereden gelindi?

Özal döneminden.

Uğur Mumcu ile anımsayalım:

“Celal Talabani’nin Washington ile arasının çok iyi olduğu biliniyor. Olası bir Kürt devleti, hiç kuşkunuz olmasın, Washington desteği ile kurulacaktır.
Körfez savaşı sonrasında Irak toprakları üzerinde İran üzerinde İran İslam devriminin yayılması ve ABD desteği ile bir Kürt devletinin kurulması yeni sorunlar doğuracaktır. Ve bu sorunlar doğrudan doğruya ülkemize yansıyacaktır. Konu ulusal çıkarlarsa, bu ulusal çıkarlar, Tahran kaynaklı İslam devrimi ve ABD destekli Kürt devleti karşısında nasıl korunacaktır?

Bush siyasetiyle mi?”[2]

“Körfez bunalımı boyunca Genelkurmay, sınır ötesi harekata girmeyi hiç istemedi. İncirlik Üssü de Genelkurmayın denetim ve bilgisi altındaydı. Genelkurmay, ABD uçaklarının Irak kuzeyini bombalamalarına engel oldu.” [3]

Nereden gelindiğini anlamak için bazı yazıları hatırlamaya devam edelim, bazı “çark edişlerin” tanıdık gelmesine acı acı tebessüm ederek:

“Özal, dünkü açıklamasında Kuzey Irak’taki Kürtlerin Türkiye’ye düşman olmadıklarını, Kürtlerle dost olmak gerektiğini söylüyor. Peki öyleyse Özal, daha dört ay önce, Kuzey Irak’ta kurulacak bir Kürt devletine karşı olduğunu açıklama gereğini neden duymuştu?”[4]

“Hiç kuşkunuz olmasın; Kuzey Irak’taki Kürt devleti planı, düpedüz bir Amerikan oyunudur. Ve bu bir CIA planıdır! ABD yanlısı bir Kürt devleti, yeni Ortadoğu düzeninin de bir parçasıdır.” [5]

Ve bugün baş tacı edilen Barzani’nin de, Erdoğan “Başkan”lığının destekçisi bebekkatili Apo’nun da ne mal olduğunu 26 yıl önceden haykırıyor Uğur Mumcu:

“Talabani, olası Kürt devletinin diplomatik ilişkilerini üstlenmiş. Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesut Barzani, konunun askeri yanlarıyla ilgileniyor. PKK lideri Abdullah Öcalan da Türkiye’ye karşı başlatılan terör eylemlerini yönetiyor. Aralarında bir çeşit iş bölümü var.

Bunların hepsi de birer “Kürt milliyetçisi”dir. İdeolojik kılıflarına, fraksiyonlarına ve ayrı ayrı partilerine bakmayın siz; özünde hepsi aynı amaç için çalışıyorlar. Bu amaç, Ortadoğu’da Amerikan çıkarları ile çelişiyor mu? Çelişmiyor. Sorun budur.” [6]

***

26 Şubat 2017’ye nereden nasıl gelindiğini anlattıktan sonra nereye gidildiğini anlatalım:

Türkiye, Ortadoğu’da “Büyük Kürdistan görünümlü” İkinci ve Büyük İsrail sürecine siyasi ve askeri yönetimlerce teslim olmuştur. Eğer buna toplumsal tepki oluşursa, bu tepkiyi yumuşatmak için bir süre Kuzey Irak bölgesi Türkiye’ye bağlanır, Yeni Osmanlı sevdalıları elinde bir kişi dünya lideri olarak ilan edilir, bu şekilde Türk ulusal kimliği sulandırılır, Musul’u, Kerkük’ü Türklere verenler, çok geçmeden Musul ve Kerkük’ü geri alır; Diyarbakır, Şırnak, Hakkari gibi birçok “bonus“uyla!

Bugün yapılan, bir nevi alıştırmadır. “İki bayrak” alıştırması. “İki bayrak” normalleştirmesi.

Çemberin daralmasıdır Türkiye Cumhuriyeti için.

Yapılmak istenenin anlaşılması için parçalar birleşirken, Ege’de adalar, Akdeniz’de Kıbrıs, Güneydoğu’da yukarıda belirtilen süreç üzerinden koparılmak istenir parçalar.

Ne zamana kadar sürer nerede son bulur bu “tırtıklama”?

Konya Ovası’na hapsolana kadar, Sevr‘de olduğu gibi!

Zamanında dediğimizi yeniden hatırlatalım:

Türkiye Cumhuriyeti ve Türk ulusu, kumpaslara hedef olurken sahip çıkmadığı için Genelkurmay’ı teslim olmuş bir orduya sahiptir artık.

Yine operasyon yemiş muhalefeti de bu süreçte toplumsal rahatsızlığa “net” bir ses olamaz.

Yandaşlaşan basın da buna kalem çatamaz.

Bu topraklarda tehdit, Türk ordusunun caydırıcılığını yitirdiği ölçüde büyümeye devam edecektir. Ne acıdır ki bu daha başlangıç.

Bu süreci durdurmasa bile yavaşlatacak olansa “Cumhurbaşkanlığı sistemi” olarak dayatılan sistemin reddedilmesidir.

#Hayır denmesidir, ilk etapta.

Bugün 26 Şubat 2017.

Teşbihte hata olmaz:

Bugün Atatürk ve Esenboğa Havalimanlarında asılan paçavrayı göndere çeken AKP ise o göndere çekilen bayrağın bayrak direği de Devlet Bahçeli’dir.

Cumhuriyetin, egemenliğin, ulusun, yurdun elinden alınmak isteniyor ey Türk yurttaşı, farkında mısın?

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
26 ŞUBAT 2017

DİPÇE

[1] http://odatv.com/kurdistan-bayragi-istanbulda-gondere-cekildi-2602171200.html
[2] Uğur Mumcu, Yeni Çıkmaz…, Cumhuriyet, 6 Mart 1991
[3] Uğur Mumcu, Açıklık…, Cumhuriyet, 7 Mart 1991
[4] Uğur Mumcu, Kürt Oyunu…, Cumhuriyet, 12 Mart 1991
[5] Uğur Mumcu, Kürt Oyunu…, Cumhuriyet, 12 Mart 1991
[6] Uğur Mumcu, Mandacılık…, Cumhuriyet, 20 Mart 1991

Önceki İçerikCUMHURİYET, MİLLİ EĞİTİM VE BİLGE BAKAN
Sonraki İçerikMÜCAHİT MÜTEAHHİTLERE SORUYORUM!
Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin'de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü'nin her kademesinde görev aldı. Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte "Kemalizm"in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T'ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu. Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı. Milli Mücadele döneminde kurulan ve "Kemalizmin İleri Karakolu" unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana'daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti. Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu'nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı. Genç Yeni Adana'daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol'u kurdu. Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı'nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta. Milli İrade Birliği'nin "Milli İrade Nedir?" ve Mustafa Mutlu'nun "Dön Kardeşim" kitaplarında yazıları yayınlandı. Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

1 Yorum

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.