1997’de Alparslan Türkeş’in vefatıyla, manidar bir şekilde genel başkanlığa seçildin. 1999 seçimlerinde MHP adına elde edilen başarı çoğu zaman sana endekslense de, teşkilatların sahada aktif çalışması ve ülkede yaşanan bazı siyasi olaylar, bu başarıda yok sayılamayacak kadar etkiliydi. Bu başarı, parti tabanında sana önemli derecede güven kazandırdı. Bu başarıyla aynı zamanda 57. Hükümet‘in siyasi ortağıydın. Birdenbire çıktın, kimseye sormadan, danışmadan, erken seçim çağrısı yaptın. Öyle ki bu kararı partinin önde gelenleri dahi televizyondan öğrendi. 3 Kasım 2002 seçimlerinde büyük bir hezimet yaşadın. İstifa ettin. Aday olmayacağım dedin, oldun ve yeniden seçildin. Yine manidar bir şekilde ortakların Türk siyasi arenasında partisiyle birlikte tarihe gömülürken sen hala “lider” sıfatıyla 48 yıllık bir partinin tüm olanaklarını elinde barındırıyorsun. Ve gitmemek için de elinden ne geliyorsa yapıyorsun.

2002’den beri AKP’nin çantacılığını yaptın. Memleketin AKP tarafından peşkeş çekilmesine kapalı kapılar ardında, sessiz sedasız en çok sen destek verdin. AKP’nin yapmak istediği ama önüne dizilen duvarlar sayesinde yapamadığı her olayda o duvardan çekildin, hep yol açtın. İnsanların gözlerini boyadın. AKP’ye, Recep Tayyip Erdoğan’a demediğin laf, etmediğin hakaret kalmadı. Onun da sana. Hatta ve hatta partinin manevi birikimlerini aşağılayacak o kadar çok hakaret etti ki… “Kandan beslenen vampirler!” mi diyeyim, “Irkçılık yaptınız. Şeytani olan anlayışa çevirdiniz!” mi diyeyim, “Ağzından salyalar akıyor…” mu diyeyim, “Ben bozkurtla dolaşmam, eşref-i mahluklarla dolaşırım.” mı diyeyim hangi birisini sayayım bilemedim. Neredeyse her konuşmanda “Başkanlık Sistemi” ve “Partili Cumhurbaşkanlığı” hakkında ağza alınmayacak sertlikte cümleler kurdun. “Parlamenter sistemden yanayız.” dedin. Ve şimdi tüm bunlar olmamış gibi AKP ile memleketin sonunu hazırlıyorsun. Onlar düne kadar ayaklar altına aldıkları Türklüğü kullanırken, sen de “devletin bekası” yalanına sığınıyorsun.

15 Temmuz’dan sonra kürsüden “Kafası kesilen bir askerin başında bozkurt işareti yapıp fotoğraf çekip sosyal medyada paylaşan iblis uşağı yaratık neredeyse bulunup darbecilerle birlikte yargılanmalıdır. Bu şerefsiz doğduğuna pişman edilmelidir. 12 Eylül’de haklı olmamıza rağmen askere el kaldırmadık. Yıllarca davacı olmadık, için için ağladık. Ama ne yapalım, devlete ne söyleyelim dedik içimize baktık. Çile çektik belli etmedik ve dedik ki yürümezsek hak yolda erimezsek hak yolda çürümezsek hak yolda gök girsin kızıl çıksın” dedin. Büyük yemin ettin.

Atıf yaptığın ezgide der ki;
huzurumu satarsam
Türklüğe su katarsam
ite kemik atarsam
gök girsin kızıl çıksın

terlemezse göynekler
sürçerse ak toynaklar
yüz bulursa oynaklar
gök girsin kızıl çıksın

sırt dayarsam namerde
gök girsin kızıl çıksın

“Gök girsin kızıl çıksın” yemini, Türk tarihinde önemli bir yer tutar. Türkmensin. Sana “Türkmen Beği” derler. “Türkmen Yemini” de sana yabancı gelmez. Osmanlı Devleti’nde de bir dönem kılıç kuşanma merasimlerinde yer bulmuştur.

Yemin;
bismişah,
allah allah,
hû!
diye başlar
dilim tercüman,
erenlerden ferman,
tuz, su, ekmek gördüm,
yoldan ayrılırsam tuttuğunuz kılıç boynuma doğrak mürdüm.
diye devam eder ve şöyle biter
gök girsin, kızıl çıksın!
kendi kılıcımda doğranayım,
yer gibi kertileyim,
toprak gibi savrulayım.

Sen huzurumuzu satıyorsun, Türklüğe su katanlarla aynı yolda yürüyorsun, oynaklara yüz bulduruyorsun. Memleketin toprağına göz dikenler, flamalarını Çankaya’ya kadar getiriyor. Onlara izin verenlerle ve işbirliği yapanlara omuz veriyorsun. Dün iki bağırdın koftiden, ne oldu? Hiç.

Ve en önemlisi Bahçeli, namerde sırt dayıyorsun…

Vebali çok ağır o yeminden döndün! Farkında mısın?

Tüm bunlar yetmiyormuş gibi iki haftadır “hayır” diyen CHP’ye kürsüden avaz avaz bağırıyorsun. Geçen hafta “Bu zihniyet; 1923’ün CHP’si değil, 1919’un Hürriyet ve İtilaf Partisi’nin adeta kopyası, klonlanmış halidir.” dedin. Parti kadrosu açısından eleştirel düzeyde bu kabul edilebilir. Ama bugünkü grup toplantında haddini aştın. CHP’yi eleştirmeceğim diye ne diyeceğini şaşırdın: “Biz CHP’nin Kuva-yı Milliye’den çıktığını zannederken, meğer Kuva-yı İnzibatiye’den doğduğunu görmemiş, görememişiz.”

Bu nasıl bir laftır Bahçeli!

Bunun adı CHP eleştirisi değil, dolaylı yoldan Mustafa Kemal Atatürk’ü ve silah arkadaşarını, Cumhuriyet’in kurucu kadrolarını “hain” ilan ettiğinin farkında mısın?

Bu ne menem bir basiretsizliktir, bu ne menem bir çaresizliktir?

Bugüne kadar AKP’liler bile böyle bir söz etmeye yanaşamamışken bu ne cesaret “Türkmen Beği”?

Bugüne kadar insanlar “Liderdir. Bir bildiği vardır.” diyerek sineye çekti. Bundan sonra da öyle olacağını mı sanıyorsun?

Yanılıyorsun.

“Tarih seni çamurla yazacak.” demiştim ama öyle görünüyor ki tarih seni yazmaya tenezzül bile etmeyecek…

Mehmet Aman
3 Mart 2017

Paylaş
Önceki İçerikBİTTİK Mİ BİTİRİLDİK Mİ ALBAYIM?
Sonraki İçerikDEVRİM KANUNLARI
31 Ağustos 1990’da Mersin’de doğdu. İlköğrenimini Abdülkadir Perşembe İlköğretim Okulu ve Mersin Ortaokulu’nda bitirdi. Liseyi Mersin Endüstri Meslek Lisesi’nde İklimlendirme ve Soğutma Bölümü’nü okuyarak tamamladı. Fakat mesleğini sevmediği için devam ettirmedi. Gazetecilik aşkıyla askerlik görevinden sonra yeniden sınava girdi ve Niğde Üniversitesi Radyo ve Televizyon Programcılığı bölümünü kazandı. Eğitimine halen devam etmektedir. İlgi alanları; spor, edebiyat ve sinema. Hayattaki en büyük hedefi, gazetecilik mesleğinin onurlu bir şekilde yapılabilmesi için çalışmak…

Bir Cevap Yazın