27 Şubat 2017:

“Alman Die Welt gazetesinin Türkiye Muhabiri Deniz Yücel, savcılık ifadesinin ardından tutuklanması istemiyle gönderildiği mahkeme tarafından ‘örgüt propagandası ve halkı kin ve tahrik’ suçlamasıyla tutuklandı.

14 Şubat’ta İstanbul’da gözaltına alınan gazeteci Yücel, ‘örgüt propagandası yaptığı’ iddiasıyla mahkemeye sevk edildi.

Yücel’in Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın hacklenen e-postalarına yönelik haberleri nedeniyle “Terör örgütüne üye olmak, kişisel verileri kötüye kullanmak ve terör propagandası” yaptığı da öne sürülüyor.” [1]

28 Şubat 2017:

“Almanya Başbakanı Angela Merkel, Alman Die Welt gazetesinin Türkiye Muhabiri Deniz Yücel’in tutuklanmasını eleştirerek, cezanın üzücü ve orantısız olduğunu söyledi.
(…)
Açıklamada Merkel, “Almanya hükümeti Yücel davasında Türk yargısından, tüm demokratik ülkelerin en yüksek değerlerinden olması gereken basın özgürlüğünü dikkate almasını bekliyor. Yücel’in adil ve hukuka uygun bir muamele görmesi için ısrarımızı sürdüreceğiz ve umuyoruz ki Yücel en yakın zamanda özgürlüğüne kavuşacaktır” dedi.
Die Welt muhabirinin tutuklanmasına Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel de tepki gösterdi.

Merkel’den daha sert bir dil kullanan Gabriel cezanın ‘iki ülkenin basın ve düşünce özgürlüğü konularına ne kadar farklı yaklaştığınının bariz bir örneği’ olduğunu belirtti.” [2]

2 Mart 2017:

“Almanya, Adalet Bakanı Bozdağ’ın toplantısını iptal etti. İptal kararına ilişkin açıklama yapan Bozdağ, “Bu antidemokratik uygulamaları kabul etmemiz mümkün değil” dedi. Bozdağ, Alman mevkidaşı ile yapacağı görüşmeyi de iptal ettiğini duyurdu.
(…)
“Maalesef bugün izinleri alınmış, her türlü çalışması yapılmış bir buluşmayı yapma fırsatı bulamadık. Her defasında insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü üzerine konuşmalar yapan ve kendileri dışındaki herkesi bu konudaki eksikleriyle suçlayan, bunu eleştiri haline getiren Alman makamlarının, Türk toplumun bir toplantı yapmasına tahammül etmemesi kabul edilebilir bir şey değildir.
Toplantı hakkı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin teminat altına aldığı bir hak. İfade hürriyeti bunun kapsamında son derece önemli bir hak hem AB’nin hem Avrupa Konseyinin hem de demokratik hukuk devletlerinin vazgeçilmez özelliklerinden biri. İnsanlar bir araya geliyor, orada kendilerini ifade etmek istiyor, istedikleri bir konuşmacıyı getirip onu dinlemek istiyor, ona da izin vermiyorsunuz. Bunun adına da ‘demokrasi’ diyorsunuz, ‘Bizde ifade özgürlüğü var’ diyorsunuz. Böyle bir takdim yapılıyor. Kusura bakılmasın, çok net bir şekilde söylüyorum, bu demokrasiyle, ifade hürriyetiyle izah edilebilir bir şey değil. Hukuk devletine yakışan bir şey hiç değil. Bir bakanın kendisini ifade etmesine izin vermeyen bir demokrasi olabilir mi?”[3]

Bekir Bozdağ’ın bu açıklamasıyla, AKP’nin “Türk” adını sadece hangi durumlarda kullanacağını görmüş oluyoruz.

Aslında bu, Türkiye’deki iktidarın da sahte muhalefetin de çok fazla sığındığı bir yöntem. İçeride kendi kafana göre kurucu değerlere savaş aç, tasfiye etmeye çalış. Ama dışarıdan bir tepki geldiği zaman da “Atatürk”ü, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti”ni kendine zırh yap, yersen.
Türkiye’de kendi muhaliflerine yaptığını Almanya sana yapınca isyan et, demokrasiyi anımsa, fakat kendi yaptıklarınla ilgili en ufak bir özeleştiri yapma.

Tabi yine yersen.

Mesela isim yazmadan, Bozdağ’ın açıklamalarının şu kısmını paylaşsak:

“Maalesef bugün izinleri alınmış, her türlü çalışması yapılmış bir buluşmayı yapma fırsatı bulamadık. Her defasında insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü üzerine konuşmalar yapan ve kendileri dışındaki herkesi bu konudaki eksikleriyle suçlayan, bunu eleştiri haline getiren Alman makamlarının, Türk toplumun bir toplantı yapmasına tahammül etmemesi kabul edilebilir bir şey değildir.”

“İnsanlar bir araya geliyor, orada kendilerini ifade etmek istiyor, istedikleri bir konuşmacıyı getirip onu dinlemek istiyor, ona da izin vermiyorsunuz. Bunun adına da ‘demokrasi’ diyorsunuz, ‘Bizde ifade özgürlüğü var’ diyorsunuz. Böyle bir takdim yapılıyor. Kusura bakılmasın, çok net bir şekilde söylüyorum, bu demokrasiyle, ifade hürriyetiyle izah edilebilir bir şey değil. Hukuk devletine yakışan bir şey hiç değil. “

Sonra bunu kimler, kimlere karşı söylemiştir desek kaç kişi burada mağdur olanın AKP olduğunu iddia eder, kaç kişi mağdur edenin AKP olduğunu iddia eder?

Mesela Bekir Bozdağ “dışarısı” için 2 Mart’ta bu açıklamayı yaparken, “içeride” partilerüstü bir üslupla Atatürk’ü ve Kemalist devrimleri anlatmaya çalışan bir yazara şu açıklama yapılabiliyor:

“Hocam okulun salonları kapatıldı bir anda…O yüzden söyleşiyi iptal ediyoruz sizi misafir edemeyeceğiz…Ama en kısa zamanda telafi edeceğiz .”

Ne güzel değil mi?

Bunun adı olsa olsa zübük demokrasisi olur.

Ve maalesef, Uğur Mumcu’nun bahsettiği “Bir toplum işte böyle çürür”ün de ötesinde bir yerdeyiz.

Bu “hazmedici” tavırla sonraki aşama başımıza taşların yağması, tabi o da Tanrı’nın sevgili kullarıysak.

***

Almanya, AKP hükümeti üzerinden Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni, yani Türkiye Cumhuriyeti’ni meşru görmediğini ima ediyor aslında.

İma etmekden sonraki aşama ilan etmek.

Tabi Almanya üzerinden meşru kabul edilmemek, onlar açısından bir temele dayanmak zorunda.

Bu temel ne olabilir?

İlk akla gelen: Başta Suriye’de olmak üzere terör örgütlerine yardım ve yataklık.
Sonra yine savaş suçlusu olarak yargılanması istenecek kişilerin pozisyonları üzerinden bir devletin “terör devleti” ilan edilmesi.

Bu şekilde hedefe konan kişilerin de kendisine hemen bir “Milli seferberlik” ihtiyacı duyması, kendisine yapılan “bireysel” operasyonu millete mal etmesi, bu sayede milleti kendisine siper etmesi.

Bu süreçte iki taraftan da olmayan vatanseverlerin pek tabi terörist ilan edilmesi, evet çıkmayacağı aşikar olan referandumunun ertelenmesi için bu kaosun da fırsata çevrilmesi.

Sonrası?

Daha fazla devam etmeyelim şimdilik, biz yanılıyor olalım, komplo teorisi yazıyor olalım.
Ülke bazı evreleri yaşamasın, biz tarihe söyledikleri çıkmayan, iddiaları tutmayan olarak geçelim, hiç sorun değil.

Ama bir durum var ki herkesin farkında olmasında fayda var:

Fena sıkıştırılıyoruz, içeride ve dışarıda açığımızı arayan çok fazla kişi, kurum ve ülke var.

“Dahili ve harici bedhahlarıyla” emperyalizm var.

Sıkıştırılanlardan kasıt elbette kendi çıkarları için bir ülkeyi ateşe atanlar değil, ateşe atılanların ta kendisi; Türk ulusu, Türkiye Cumhuriyeti.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
3 MART 2017

DİPÇE

[1]
http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-39106472
[2] http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-39112781
[3] http://www.ntv.com.tr/dunya/almanya-bozdagin-toplantisini-iptal-etti,Gh0Mv8a4A0aL_3OQpSv09A

Paylaş
Önceki İçerikBİTTİK Mİ BİTİRİLDİK Mİ ALBAYIM?
Sonraki İçerikBİTTİK Mİ BİTİRİLDİK Mİ ALBAYIM?
Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin'de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü'nin her kademesinde görev aldı. Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte "Kemalizm"in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T'ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu. Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı. Milli Mücadele döneminde kurulan ve "Kemalizmin İleri Karakolu" unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana'daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti. Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu'nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı. Genç Yeni Adana'daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol'u kurdu. Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı'nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta. Milli İrade Birliği'nin "Milli İrade Nedir?" ve Mustafa Mutlu'nun "Dön Kardeşim" kitaplarında yazıları yayınlandı. Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın