Erdoğan’ın Avrupa’da yaşayan gurbetçilere söylediği: “Yaşadığınız yerler artık sizin sılanızdır. Oralara sıkı sahip çıkın. 3 değil 5 çocuk yapın. Avrupa’nın geleceği sizsiniz.”

Fransız vekil Marion Marechal-Le Pen’in Twitter’dan verdiği cevap: “Sevgili Erdoğan, Avrupa’daki Türklerin geleceği, Türkiye’dir.”

Etkisini belki de on yıllarca hissedeceğimiz bir krizin fitili ateşleniyor.
Batı dünyasında göçmen krizi, İslamofobi ve özellikle Türkofobi tırmanırken Cumhurbaşkanı’nın böyle bir sözü kabul edilebilir mi?

Empati yapalım.
Türkiye’ye yerleşen Suriyelilere, bundan 10 yıl sonra Esad “Oraya sahip çıkın, çoğalın” diye bir telkinde bulunsa, Türkiye buna nasıl bir cevap verir?
Bu durum göçmen politikası üzerinden bir ülkenin iç siyasi dengeleriyle oynama amacı taşımak değil de nedir?

İşin bir diğer boyutu da Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımızın Cumhurbaşkanı’nın bu tehdidinden sonra artık daha da tehlikede olmaları.
Amerika’dan dalga halinde yayılan göçmen karşıtlığı Avrupa’da artık yalnızca din olgusuyla değil ulus olgusuyla da, özellikle “Türk” karşıtlığıyla da ön plandayken böyle tetikleyici ve Batı hükümetlerini haklı çıkaracak bir tutum içine nasıl girilebilir?

Referandum propaganda sürecinde Türkiye’de “dış mihrak” olgusu üzerine oynanırken bir yandan Avrupa’da milliyetçi oyları toplamak için hesabı verilemeyecek işlere giriliyor, 16 Nisan sonrası düşünülmeden hareket ediliyor.
Söylenenler dikkatlice incelendiğinde kısa vadede belirli bir kesim gaza getirilirken uzun vadede yurt dışındaki Türklerin bulundukları ülkelerde can ve mal güvenlikleri tehlikeye atılıyor.
Üstelik Türk göçmenler aynı zamanda Avrupa ülkelerinin iç siyasetine karışmak için kullanılacak bir malzeme yerine konuluyor.

Burada birileri Avrupa’ya bağırıp çağırsa da aslında her söyledikleri yine aynı Avrupa’nın işini kolaylaştırıyor, Türkiye’yi ve Türk ulusunu açık hedef haline getiriyor.

Hatırlayalım,
Kısa bir süre önce Avrupa ile yapılan geri kabul anlaşması ve karşılığında umutlanılan vize serbestisi için havalara uçanlar kimlerdi?
Bu ülkeler birkaç ay önce dış mihrak değildi de şimdi mi oldu?

Ya da biraz daha geçmişe gidelim, 2004-2005 yılları arasında AB’ye girmek için Türkiye Cumhuriyeti’nin değerlerinden vazgeçen, birikimini hiçe sayan kimlerdi?

Bugün söylenen bu sözler yakın gelecekte ağır bir şekilde geri dönecek Türkiye’ye. Başka ülkelerin siyasi yapısıyla demografik değişiklik niyeti üzerinden oynama isteği, çok kısa bir zamanda Türkiye’deki bölücülüğün de etnik nüfus üzerinden tetiklenmesine sebep olabilir.
Bu tehlikeler göze alınmadan yapılacak bir açıklama değildi Erdoğan’ın sözleri.
Bile isteye çokça söz ettikleri “dış mihraklar”ın eline hem güçlü bir koz verilmiş oldu hem de Avrupa’daki Türk karşıtlığı perçinlendi.

16 Nisan’a kadar belki işlerine yarayacaktır,
Ya sonra?
Türkiye’yi bu denli bir tehlikeyle karşı karşıya getirmeye kimsenin hakkı yok.

Avrupa, aynı Avrupa.
Bugün “dış mihrak”sa, dün de öyleydi.
Hükümet, aynı Hükümet;
Daha dün “dış mihrak” isteği ile Cumhuriyet kazanımlarını yerle bir etmeye çalışan ama bugün referandumda evet çıksın diye aynı güçleri karşısına almış gibi gözüken, böyle gözükürken bile bu dış güçlerin çıkarlarına hizmet eden, üstelik bunu da başka bir “dış mihrak” algısı üzerinden hedef saptırarak yapan.

Referandum uğruna Türk hafızasıyla oynamaya çalışmayın.
Unutanlar ya da unutmuş gibi yapanlar var ama biz unutmuyoruz.

Zeynep Nur GÖZÜTOK
23 Mart 2017

Bir Cevap Yazın