Pentagon eski yetkilisi, aynı zamanda Orta Doğu, Türkiye, İran, Arap politikası, Kürtler, terör alanlarında çalışan ve bugün de Amerikan Girişimcilik Enstitüsünde (American Enterprise Institute) araştırmacı olarak görev yapan Michael Rubin dün çok konuşulacak bazı iletiler paylaştı, ”#Hayır” etiketi ile Twitter’dan:
”Recep Tayyip Erdoğan artık yolun sonuna geldi. ”
”Erdoğan yolsuzluklar yapmasa ve cehalet içinde olmasaydı, insanlar kendisine hakaret etmezlerdi.”
”Ben Gülen’i destekliyor muyum? Hayır, o da 2013’e kadar Erdoğan’ı destekledi. Erdoğan herkesi kandırdı.”

Oldukça kritik yorumlardı Rubin’in yazdıkları.
Pentagon’un bu eski yetkilisi, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında söyledikleri yüzünden FETÖ ve darbe ile bağlantılı olmakla suçlanmış, hedef odağı haline gelmişti.

Elimizde doğruluğunu ya da yanlışlığını tartışacak veri olmasa bile zaman zaman yazdıklarıyla adeta bir ”Pentagon sözcülüğü” görevini üstlenen Rubin’in Türkiye ile bu kadar yakından ilgilenmesini çok masumane görmeyerek 2 gün önce kaleme aldığı ”Atatürk Siliniyor” başlıklı yazısının çevirisini yapıp tespitlerini incelemekte yarar görüyoruz:

”Atatürk Siliniyor

Türkiye Atatürk’ten uzaklaşıyor, İslam’a yaklaşıyor.

Otoriter ülkelerde sembolizm önem taşır. Basın özgürlüğü azaldıkça gazeteci ve analistler vitrine dikkat etmeye başlarlar: Kim kiminle masada oturuyor, televizyondan ne gözüküyor?
Görsellik önem kazanıyor.

Bu Sovyetler’de, Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak’ta, Kuzey Kore’de ve şimdi Türkiye’de doğru. Örneğin, Haziran 2005’te, Erdoğan Türklere bir sürpriz yaptı ve aylık olarak televizyona çıkıp konuştuğu ulusa sesleniş açıklamasında arka fonu değiştirdi: Geleneksel olarak konulan Türk bayrağı ve Atatürk portresi yerine artık Anıtkabir ve bir cami resmi vardı. Sembol oldukça açıktı: Atatürk öldü ama İslam yaşıyor.

Ancak bundan sonra bile Türk ordusu sekülerizmin kalesi olmaya devam etti. Doğru, düşük oranda İslamcılar ve sürgünde olan Fethullah Gülen sempatizanları vardı orduda ancak ordunun geneli, özellikle de üst rütbeliler seküleristlerin basamağı olarak kaldı.

Ancak bu durum değişti. Örneğin Genelkurmayın Birinci Dünya Savaşı sırasında Gelibolu Cephesi anmasında yayımladığı posterler. İlk kez posterlerde en önemli komutanlardan olan Atatürk yoktu.

Türkiye’nin geçmişi nasıl adres gösterdiği elbette ki Türkiye’yi ilgilendirir. Ancak sınır ötesine yansıyanlar, özellikle de NATO’ya, değişiyor. Türk ordusu sekülerizmin kalesi olmaktan çıkıp Erdoğan tipi İslamcılığa zorlandıkça bunun olası en kötü sonucu ABD ve Avrupa savunması için, NATO’nun eski Türk ordusu ile ilgilenmesi olacaktır. Yoksa, Türk yetkililerine ve birliklerine olan güven daha da kötüye gidebilir.”[1]

Yapılan tespitlerin haklılığı ortada. Ancak bu tespiti yapan kişinin Michael Rubin olması ve özellikle de Türkiye’nin referandum gibi hayati bir sürece girdiği dönemde bu yazıyı kaleme aldıktan bir gün sonra Erdoğan’ı suçlayan iletileri ”#Hayır” etiketi ile paylaşması çok da hafife alınacak gelişmeler olarak görülmemeli.

Referandumda ”evet” propagandasının dış politikadaki en önemli ayağı herkesin de bildiği üzere ”dış mihrak” söylemi.
Burada Rubin’in referandumda taraf olması ve özellikle de dışarıdan bir istihbarat yetkilisi olarak taraf tutması, yeni anayasaya ”sözde” karşı olması, içeride tam tersi ve belki de istenilen yönde tetikleyici bir etki yaratmayacak mıdır?
Üstelik de Rubin bu sözde karşıtlığını Atatürk üzerinden temellendirerek yapıyor, Türkiye’deki ”dış güçler” algısı ile Atatürk’ü ve Türk ordusunu aynı düzleme getirerek içerideki evet kampanyasına açıkça destek sağlıyor, ulusal değerlerin yıpratılmasına zemin hazırlıyor.

Merak ediyoruz, Atatürk Türkiye’sinden ve Atatürk’ün ordusundan son derece rahatsız olduğunu, Türk ordusuna kurulan kumpasta, yani aslında gerçekleştirilen ilk büyük darbede senarist görevi üstlenmesinden ve CIA ajanı Henry Barkey’in 1 Mart tezkeresinin reddinden sonra ”Türk ordusunu AKP ile kafesledik”[2] sözünden de bildiğimiz ABD’nin, Türkiye tam da referanduma giderken Atatürk Türkiye’sine birdenbire bu kadar özlem duyması ve ardından şiddetli bir Erdoğan karşıtlığı ile ”#Hayır” propagandası yapması normal midir?

Rubin’in Türkiye’deki Hükümet ve medya tarafından 15 Temmuz olayları ile ilgili hedef alındığını biliyoruz. Özellikle son dönemde yine Hükümet’in paçasından tutan bazı kendini bilmezlerin darbe girişimine Atatürkçü subayların da karıştığı iftiralarının da gündeme geldiğini biliyoruz. Tüm bunların üzerine referandum ve referanduma etki eden ”dış mihrak” olgusunu da eklediğimiz zaman Rubin’in ”Atatürk’ü arayan” yaklaşımının aslında neye hizmet ettiği daha net anlaşılacaktır.

Peki o halde soralım; tüm bu gelişmeler ve yazılıp çizilenler aslında Türkiye’deki algıları bu şekilde yönlendirerek, sözde AKP karşıtı söylem üzerinden özünde AKP’nin çıkarlarına hizmet etmek, böylece bir yandan iktidarın ”dış mihrak” olgusunu danışıklı dövüş şeklinde haklı çıkarmak, diğer yandan Atatürk ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin itibarını zedelemek amaçlı mıdır?

DİPÇE:

[1] https://www.commentarymagazine.com/foreign-policy/middle-east/turkey/erasing-ataturk-erdogan-turkey/
[2] http://www.yenicaggazetesi.com.tr/mobi/turk-ordusunu-kafesledik-68868h.htm

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.