Eski yazılarımızın birinde şunu sormuştuk:

“Erdoğan ve Fidan’ın yaptıklarından ve konuşmalarından kendilerini korumak adına “her şeyi” yapacaklarını biliyoruz.
Fakat bu zihniyetin kendisi için her şeyi yapabilecek potansiyele sahip olması, olan her şeyi yapan olduğu anlamına gelir mi?”

Yazının devamında da birilerinin her şeyi yapabilecek olmaları, her şeyi yaptıkları anlamına gelmez demiştik. Çünkü bazı yapılanlar, iktidarın kendi kitlesinde güvensizlik yaratabileceği gibi siyasi iktidara yönelik müdahalelere de meşru zemin yaratabilir demiş ve yazıda şunu da söylemiştik, hem de 15 Temmuz darbe girişiminden yaklaşık 3 ay önce:

“Ya da neler olabilir?
Kendi kitlesinde güvensizlik yaratabileceği gibi kendi kitlesinde birleşme de yaratabilir.
Fakat bununla beraber kendisine ‘yolcu’ gözüyle bakan ya da bu gözle bakanın uzantısı olanlara da ‘meşru müdahale hakkı’ doğurur.

Ki bu sonuç, olayın kendi seçmenindeki etkisi gibi sadece ‘ihtimal’ değil, kesinlik içerir.


Şöyle düşünün:


Son Ankara saldırısından 1 saat sonra CEMAAT güdümünde olan TSK açıklama yapsaydı ve ‘Ülkenin yönetiminden ve güvenliğinden sorumlu olan iktidar ve istihbarat yetkililerinin yurttaşların güvenliğini sağlayamadığı yerde TSK, yurttaşlarının güvenliğini sağlamak için yönetime el koymak zorunda kalmıştır.’ deseydi, mevcut Erdoğan nefretinin yarattığı ‘Erdoğan gitsin de ne olursa olsun.’ hissiyatıyla da birleştirince en anti-militarist olanlar bile bu duruma açıktan olmasa da gizliden alkış tutmaz mıydı?


Hele de Milli- Atatürkçü bir görünümle bu yapılacak olsaydı?


(Siz bu kurguyu aklınızın bir yerine not edin. Belki bir gün lazım olur.)”
[1]

***

Yukarıda bahsedilen durumun dışında yine artık ayyuka çıkan başka bir gerçeklik var:

Siyasi iktidara yapılan fakat başarılı olmayan her müdahale girişimi, yine bu siyasi iktidarın işine yarar ve de girişimin “giriş-gelişme” kısmında yaratacağı tahribattan çok daha fazla besleyici olur bu “sonuç” aşaması da.

Bunu en iyi bilenler de emperyalizm ve onların tetikçileridir elbette!

31 Mart’ı 1 Nisan’a bağlayan gecede olanları Murat Ağirel kısaca özetlemiş, bu olanların nelerin habercisi olabileceğini de:

“-Savcı 21 kişi hakkında tahliye istiyor…

-Mahkeme sanıkları tahliye ediyor…

-Ardından ÜLKER grubu hesabı sorulacak diye 1 Nisan başlığı adı altında bir reklam yayınlıyor…

-Sonra Cem KÜÇÜK Hakim ve Savcıyı tehdit eden bir paylaşım yapıyor…

-Tahliye edilen sanıklar tekrar tutuklanıyor…

-Murat Ülker reklam ile ilgili açıklama yapıyor: ”Yurt dışındaydım… Hesabı sorulacak… Milletimizin yanındayız”….
Yani reklamda darbe çağrısı yapıldığını kabul ediyor…

Yukarıda yazdıklarımın hepsi 4-5 saat içinde yaşandı ve belgeli…

Referanduma kadar çoook büyük tezgahlar ve senaryolar hazırlanıyor…” [2]

***

Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en puslu dönemini yaşasa da bazı şeyler çok berrak bir şekilde önümüzde duruyor:

– Getirilmek istenen (Cumhur)Başkanlık sistemi, referandumda onaylanması durumunda ülke insanına pahalıya mal olacağı gibi bunu Türkiye’ye dayatan siyasi iradenin başındaki kişiye de pahalıya mal olacak.

– Bu sistem değişikliği ile emperyalizm için Türkiye’de “anti-demokratik”, böylece “dışarıdan bir müdahaleye” daha uygun zemin oluşacak. Bunu da çok iyi bildiklerinden Batı hem “Erdoğan karşıtı” propaganda ile Erdoğan’ın propaganda sürecine katkı sağlıyor, öte yandan da kendi kitlesinde yarattığı “Erdoğan karşıtı algı” ile İslamofobi=Türkofobi eşitlemesi üzerinden yarın yapmayı planladığı müdahalelere ortam hazırlıyor. [3]

Emperyalizmin bu sebepler doğrultusunda Erdoğan’ın Başkanlığına, daha doğrusu Erdoğan’ın başkanlık sistemini referandumdan geçirmesine destek verdiği yerde emperyalizmin “rahle-i tedrisat”ından geçmiş FETÖ uzantıları da destekliyor.

Bu aşamada danışıklı dövüş olabilir. Danışıklı dövüş olmadan Erdoğan’ın sonu olacak gibi duran başkanlık uçurumuna Erdoğan itekleniyor olabilir.

Burada önemli olan hangi seçeneğin hangi kişiye nelere mal olacağı değil, referandumdan evet çıkması durumundaki sonucun Türkiye’ye ve Türk ulusuna nelere mal olacağı.

20 Mart 2016’da en üstteki alıntıyı yapmış ve darbenin haberini vermiştik. Pek dikkate alan olmamıştı.

20 Mart 2016‘daki yazımızın ana mesajını, 28 Temmuz 2016‘daki yazımızda şöyle özetlemiştik:

“Evet, yapılanlardan ve sızdırılan konuşma kayıtlarından anlıyoruz ki Hakan Fidan ve Erdoğan kendi pozisyonlarını korumak ve güvene almak için her şeyi yapabilirler. Fakat bu durum, yapılan her şeyin bu kişiler tarafından “kurgulandığı” anlamına gelmez. Çünkü bazı eylemler, saldırılar, “Erdoğan AKP’si”ne uzun dönem destek verse de son dönemde karşı olan güçlerin müdahalesi için uygun ortamı yaratabilir. AKP de bu riski göze alamaz.”[4]

28 Temmuz’daki bu dediklerimizden sonra yaşanan süreç, referandum aşamasındaki gözü dönmüşlük, 6 Mart 2017’de şu cümleleri yazmayı zorunlu kıldırdı bize:

“Görüyoruz ki Erdoğan, terazinin bir kefesinde duran “evet”in ağır basması için her şeyi yapmaktan çekinmeyecek. Burada esas tehlike, bu uğurda yapılanların Türkiye’ye ve Türk ulusuna nelere mal olacağı.”[5]

***

İki mesajı net bir şekilde vermek, bizler için tarihsel sorumluluktur.

Birincisi, dava aşaması ciddi anlamda sulandırılan ve halen tam anlamıyla tasfiye edilmeyen FETÖ ile ilgili.

Tarihsel süreç; isteyen inkar etsin, isteyen kabul etmek istemesin, isteyen de yok saymaya çalışsın bir gerçeği ortaya koyuyor:

FETÖ ile mücadele edebilecek yegane kişiler Kemalistlerdir.

Bu terör örgütü ile mücadele etmek ve yok etmek isteyen “devlet aklı” için Kemalistlerle iş birliği hayati zorunluluk olduğu gibi böyle bir “mücadele” döneminde dahi Kemalistlerle mücadeleye girişilmesi halinde FETÖ ile mücadeleden galip gelinmesi, başarılı olunması ihtimali yoktur.

Birilerinin menfaat ekseninde çatıştığı ama ideolojik olarak ayrışmadığı unsurlarla mücadelesinde belki bazen direnç kırılır, belki bazen “anılar uslu durmaz”, alışkanlıklar ağır basar da düşmanlıklar “yumuşar” ama Kemalistler bu hain örgütün kendilerine de cumhuriyetlerine de yaptıklarını unutmaz, barışmaz, affetmez.

“Kişilendirme” üzerinden anlatacak olursak:
Gerçekten FETÖ ile mücadele etmek isteyen birileri için Kemalistler, kararlılığını kaybetmeye başlayan kişiyi silkip kendine getirerek mücadeleyi diri tutacak kişidir.

Bu gerçeği inkar eden kişi, mücadelesini kaybettiği noktada hiç kimseye suç bulamaz, kader diyemez. Çünkü kendisi etmiş olur.

İkinci mesaj ise tehlikenin büyüklüğü hakkında.

Bu referandum sürecinin muhalif vatanseverlerin partilerüstü bir bilinçle birleşmesi ve ülkenin yaşatıldığı büyük riski fark etmesi dışında bu ülke için kaygı duyan, oyu-partisi-mezhebi-dini-etnisitesi ne olursa olsun hiç kimseye bir faydası olmadığı gibi zararı çoktur, vebali ağırdır. Hele de referandumdan evet çıkması durumunda.

İçinde bulunduğumuz çember daralıyor. Daraltılıyor. Ve bireysel kaygılar ile iç içe geçmiş çapsız yaklaşımlar, çemberimizin çapının daha da küçülmesine yol açıyor, buna hizmet ediyor.

Birilerinin bunları söylemesi nasıl tarihsel sorumluluksa birilerinin bu gidişe dur demesi, hatasından dönmesi de aynı şekilde tarihsel sorumluluktur.

Referandum süreci ile ayrıştırılmış, “Evet” oylarının daha yüksek çıkması ile önce müdahaleye uygun hale getirilmiş, sonucunda da yıkılmış, parçalanmış, tam anlamıyla sömürge haline getirilmiş bir Türkiye’den emperyalizm ve uzantıları dışında hiç kimseye fayda gelmez.

Yapmayın, bu vebal ağırdır.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
1 NİSAN 2017

DİPÇE:
[1] http://ucuncuyol1919.com/2016/03/20/gozdagi-ve-zafiyet/
[2] https://www.facebook.com/agirelmurat/posts/10155472785811029
[3] http://ucuncuyol1919.com/2017/03/06/bir-tasla-cok-kus-peki-ya-sonrasi-oltadaki-balik-turkiye-2/
[4] http://ucuncuyol1919.com/2016/07/28/gozdagi-kalkisma-zaafiyet-ve-darbe/
[5] http://ucuncuyol1919.com/2017/03/06/bir-tasla-cok-kus-peki-ya-sonrasi-oltadaki-balik-turkiye-2/

Paylaş
Önceki İçerikSİNAN MEYDAN YALNIZ DEĞİLDİR!
Sonraki İçerikDÜŞMANLARI BELLİ: ULUSAL KİMLİK!

Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü’nin her kademesinde görev aldı.

Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte “Kemalizm”in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T’ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi
Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı.

2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte “Vardiya Bizde Adana”nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu.

Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı.

Milli Mücadele döneminde kurulan ve “Kemalizmin İleri Karakolu” unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana’daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti.

Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu’nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı.

Genç Yeni Adana’daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol’u kurdu.

Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı’nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta.

Milli İrade Birliği’nin “Milli İrade Nedir?” ve Mustafa Mutlu’nun “Dön Kardeşim” kitaplarında yazıları yayınlandı.

Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın