CHP Milletvekili Tuncay Özkan, 30 Nisan 2017’de iki gönderi paylaşmış sosyal medyadan:

“Selahattin Demirtaş’ı Cuma günü ziyaret ettim. Türkiye’nin birliği,bütünlüğü için… Adalet,özgürlük,barış için müthiş düşünceleri var.

Herkese çok selamı var. Türkiye Selahattin Demirtaş’ı daha bir can kulağıyla dinlemeli.İlk duruşmasından itibaren söyleyecekleri çok önemli.”

İnsan bu cümleleri duyunca düşünüyor, Selahattin Demirtaş’ın, Türkiye’nin birlik ve bütünlüğü için müthiş düşünceleri ne olabilir.

Bu düşünceler hakkında tahminde bulunabilmek, mantık yürütebilmek için öncelikle bu zamana kadar ki “müthiş” düşüncelerini anımsamak lazım.

Mesela?

Seçimden sonra en özel selamı bebekkatiline yollaması…

Ya da

“Alana gelmeden önce bir müdahale olmuş, demişler ki; ‘Öcalan posterini asamazsınız.’ Onu diyenlere açıkça sesleniyoruz; Kürtlerin katili Kenan Evren’in heykelini dikebiliyorlar da, bir halk önderinin posterini mi açamaz. Siz ne diyorsunuz be! Biz bu meydana Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz heykelini…”

“Seni Başkan yaptırmayacağız.” diye konuşup seçimden sonra TBMM’de Erdoğan’ı ayakta alkışlarla karşılamasına değinmiyoruz bile.

Tuncay Özkan, açık bir şekilde Selahattin Demirtaş’ın yeniden Türk siyasetinde belirleyici aktörlerden biri olmasının çalışmasını yapıyor.

Aslında buna çok şaşırmamak lazım.

Çünkü aynı Tuncay Özkan değil miydi, “The süreç”in normalleştirilmesi kapsamında “eşsiz bir eser” olan Ötekiler’i yazan?

Orada bahsedilmiyor muydu Apo’nun ne kadar mütevazı yaşadığından, sadece ince bir battaniye ile yatıp “gerilla”ları ile yer sofrasında yemek yediğinden?

Romandaki ana karaktere şunları söyletmiyor muydu:

“Hem çok heyecanlıydım hem de korkuyordum. Öcalan, ‘Güzel bir iş yaptınız. Tebrik ederim’ dedi. Sınırda askerle yaptığımız anlaşmayı anlattık. Güldü. ‘Ne güzel! Demek ki Türk ordusu ile ilk anlaşmamızı böylece yaptık. İyi, çok güzel olmuş”

“- Anladım seni, dedi, ben silah seslerini duyunca hemen bizimkiler geliyor diyerek hazırlığımı yaptım, bekledim. – İnanamıyorum, ya vurulsaydık, nereden biliyorsun geleceğimizi? Gelemeseydik ne olacaktı? – Ben beklerim. Sizi bekliyordum. Sabah 5’te dışarı çıktım. Türkiye tarafından halen aydınlatma fişekleri patlıyordu. Silah atılıyordu. Güldüm…”

“Askerler ‘Ateş etmeyin!’ dediler. Silahlarını aldık, tel örgülere astık. Askerlerle bir anlaşma yaptık. Onlar ateş açmayacaktı, biz de karşıya onlara bir şey yapmadan geçecektik. Ateş ederseniz size roket atarız dedik. Karşılıklı söz verdik. Askerler çok küçüktü: “Erkek sözü abi,” diyorlardı. Tel örgülerin altından geçtik. Mayın tarlasına doğru ilerledik”

Ve bunlar gibi nicesi…

***

Hangi açıklamalar ve yaklaşım, Selahattin Demirtaş’ı tüm Türkiye’nin kulak kabartacağı insan yapar, hangi müthiş söylemleri, Türkiye’nin birliği ve beraberliği için faydalı olur?

Örneğin şöyle:

“Biz yıllardır kimlik siyaseti yaptık. Bu kimlik siyaseti de mevcut iktidarın ayrışmasına katkı sağladı. PKK bir terör örgütüdür. HDP de PKK’nın baskısı altındadır. Artık bu neye mal olursa olsun söylemek boyun borcudur. Kürt kökenli yurttaşların bu topraklarda barış içinde yaşamasının teminatı, emperyalizmin hazırladığı projeler değil, ırk ve mezhep esasına dayanmayan ulus devlet anlayışıdır. Tarih bu kurucu yaklaşımla Mustafa Kemal Atatürk’ü haklı çıkarmıştır. Eğer HDP gerçek anlamda Türkiye partisi olmak istiyorsa bu gerçeklerle yüzleşmek ve bu gerçekleri cesur bir şekilde ifade etmek zorundadır. Bu tarihsel bir sorumluluktur. Etnik kimlikler ve mezhepler için sosyal yaşam alanı, bizzat devlet tarafından korunmalıdır. Fakat etnisite ve mezhep gibi kültürel kimliklerin siyasi kimlik haline getirilmesi, bizlere sadece ayrışma getirir ki Türkiye’de şu an yaşanan cehalet, yoksulluk, adaletsizlik, herhangi bir etnisiteye, bölgeye, mezhebe indirgenemeyecek kadar geniş, kitlesel, toplumsal bir sorundur. Güneydoğu’daki yurttaşların hakkını korumanın olmazsa olmazının feodalite ve modern ağalarla mücadele olduğunu saklamanın bu ulusun insanlarına bir faydası yoktur, zararı vardır. Artık bedeli ne olursa olsun emperyalizmin oyununa gelmeyeceğiz. Yeni Anayasa tuzağına düşmeyeceğiz, bu zamana kadarki yaklaşımımız için af diliyor ve ulusal bir mücadelede etnisitesine, mezhebine bakmadan kendimizi Türk ulusunun bir parçası görüyoruz. İlk işimiz şehit ailelerini ziyaret etmek onlardan af dilemek olacak.Tabi bu demek değildir ki şu zamana kadar yaptığımız yasa dışı faaliyetlerden ötürü yargılanmayalım. Cezamız neyse bunun bedelini ödemeye de hazırız. Bizleri affedebilecek misiniz?”

Şahsen benim aklıma hem Selahattin Demirtaş’tan hem müthiş hem de Türkiye’nin birlik ve bütünlüğüne katkı sağlayacak açıklama deyince gelen söylemler bunlar.

Küçük hesaplarla değişmeyen ve ayrılıkçı fikirleri bize başka türlü algılatmak isteyenler için durum daha farklı olabilir.

***

CHP’de siyaset yapan, iktidar olmak isteyen herkes bir gerçek ile karşılaşıyor:

“Güneydoğu’da oy alamadan iktidar olamazsın.”

Evet, bu kesinlikle doğru. Peki Güneydoğu’da bu iş birliği, mevcut sorunlardan beslenen insanlarla mı yapılmak zorunda?

Sorunların kaynağının ya da sorunlardan beslenenlerin çözümün kaynağı olabildiği nerede görülmüş?

Deniz Baykal’ın Ahmet Türk hamlesi…

Tuncay Özkan’ın Selahattin Demirtaş hamlesi..

Yok mudur Güneydoğu’da Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerlerinden yana tavır alan, ulus devletle bir sorunu olmayan Kürt kökenli Türk yurttaşları?

Onların sesi olan birileri?

Ve de teröre, yasa dışı işlere bulaşan kişiler yerine onları tercih edecek birileri?

Elbette ki vardır! Var da!

Peki, taklitlerin aslını yaşattığı, ülkenin köküne dinamit koyacak yaklaşımları meşrulaştırdığını anlamak için daha ne olması gerekiyor?

Sezgin Tanrıkulu hamlesi CHP’ye ne kazandırdı?

Mehmet Bekaroğlu hamlesi CHP’ye ne kazandırdı?

Faik Tunay hamlesi CHP’ye ne kazandırdı?

Ve de neler kaybettirdiler…

***

Siyasi mücadelede ülkenin çıkarları için -tamamen aynı siyasi görüşte olunmasa da- ülkenin kurucu değerleri konusunda hemfikir olunabilecek kişilerle ittifak yapılmasına sonuna kadar evet.

Ama, bireysel siyasi çıkar(ım)larla emperyalizme tebessüm ettirecek kişisel “açılım”lara da aptal yerine konmaya da bu durumun bize barış, birliktelik, demokrasi, insanlık diye algılatılmaya çalışılmasına sonuna kadar hayır!

CHP Genel Merkez hakkındaki düşüncelerimizi birçok yazımızda dile getirdik. Mevcut yöneticilerin ve Genel Başkan’ın bu mücadeleyi veremeyeceğini de.

Fakat birileri, eğer ki bu genel merkeze, genel başkana karşı aday olmak istiyorlarsa, bunu partinin öz değerlerini vurgulayarak yapmalı; “Başkan olursam şu oyuncuları transfer edeceğim.” diyen iş adamı tavrıyla tehlikeli oyunlara girip de “bizi desteklerseniz Güneydoğu oyları da cepte” yüzeyselliği ve ilkesizliği ikinci plana atan tavırla değil.

Çünkü bu yaklaşım, CHP seçmeninin özlem duyduğu değil yıldığı yaklaşım.

Bu ülke zaten bu yaklaşım yüzünden bu hale geldi.

Başarı için her yolu meşru görenlerin sayesinde sürüklendiğimiz uçurum da aşikârken;

Artık yeter!

Bu vebal ağırdır.

Ortak olup da tarihin sizi bu şekilde kaydetmesine izin vermeyin.

VATAN, NAMUS ve AHDE VEFA için…

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR 
30 NİSAN 2017

Paylaş
Önceki İçerik“BÖYLE BİR MUHALEFET OLABİLİR Mİ YA?”
Sonraki İçerik“TAM REZİLLİK HALİ” – ÜMİT KOCASAKAL
Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin'de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü'nin her kademesinde görev aldı. Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte "Kemalizm"in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T'ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu. Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı. Milli Mücadele döneminde kurulan ve "Kemalizmin İleri Karakolu" unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana'daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti. Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu'nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı. Genç Yeni Adana'daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol'u kurdu. Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı'nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta. Milli İrade Birliği'nin "Milli İrade Nedir?" ve Mustafa Mutlu'nun "Dön Kardeşim" kitaplarında yazıları yayınlandı. Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın