Geçtiğimiz hafta yaşanan olaylar malumumuz. Kısaca hatırlayacak olursak; TV Net‘te yayınlanan Derin Tarih programında Atatürk’e ve özel hayatına yönelik çok ağır iftiralar ve saldırılar olmuştu.

Hemen akabinde Murat Ağırel ve Fidel Okan; programdaki kişiler Mustafa Armağan, Süleyman Yeşilyurt ve Yavuz Bahadıroğlu hakkında suç duyurusunda bulundu. Murat Ağırel olayı bir adım öteye taşıyarak Mustafa Armağan hakkında “FETÖ” bağlantılarına yönelik ihbarda bulundu ve belgeleri de Cumhuriyet Savcılığına sundu. Ayrıca, Derin Tarih programından sonra internette Atatürk’e hakaret dolu izletisi yayınlanan Nur cemaati “hoca”larından Hasan Akar hakkında da suç duyurusunda bulunulmuştu.

Sonrasında yine halk devreye girdi ve oluşan kamuoyu meyvelerini vermeye başladı.

An itibarıyla Süleyman Yeşilyurt tutuklu, Hasan Akar aranıyor. Mustafa Armağan’la ilgili FETÖ ihbarı ise Çağlayan Adliyesinde süren FETÖ davası ile birleştirilecek.

***

16 Nisan ile beraber Türkiye başka bir güne uyandı. Evet, cebren ve hile ile ülkenin rejiminin değiştirilmesine yönelik çok önemli bir aşama alındı. Fakat öte yandan da bambaşka bir muhalefet bloğu ile de karşı karşıyayız.

Referandum sürecinde “Hayır” diyecek insanların neden hayır dediğini bilmesi, bu süreçte psikolojik üstünlüğü ele geçirmesi, meseleyi çok daha fazla içselleştirmesini ve dinamizmi körükledi. “Gaz alma”dan sorumlu “kontrollü”(Kemal Kılıçdaroğlu bu tabiri pek sever) muhalefet ise kitlenin kontrolünü kaybetti. Bu kırılma MHP Genel Merkeziyle MHP seçmeni arasında referandumdan önce başladı. Bu kontrol kaybı CHP’de de parti “özü” dinamiklerin aktifleşmesini sağladı. Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin başına indirenler, Kılıçdaroğlu’nu orada çok fazla tutamayacaklarını anladıklarından olsa gerek, yerine birilerini önce pazarlayıp sonra yerleştirmeyi düşünüyorlar ama artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı belli. Birilerinin de o birilerinin efendilerinin de kıvranmakta olduğu ortada.

Çünkü karşılarında gerçekten kolay kolay dizginlenemeyecek, farkında olarak ya da olmayarak Müdafaa-i Hukuk ruhuyla hareket eden bir kitle var. Hem de hiç azımsanmayacak çoğunlukta.

Referandum gününden sonra de demiştik, Türkiye’de özellikle muhalefet partilerindeki siyasi aktörlerin ömrü 16 Nisan 2017 tarihiyle bitti. Halkın sıkıştırılmak istediği şişede genleşmesi dizginlenemedi ve şişenin kapağı pozisyonundaki muhalefet liderlerini fırlattı. Bu fırlatılan liderler irtifa kaybediyorlar ama henüz düşüyor oldukları gerçeğiyle yüzleşmeme konusunda ısrarcılar. Lakin bu durum gerçeği değiştirmeyecek.

Doğal liderlerini “doğurma” evresindeki halk, hem bu doğum sancılarının etkisini hissediyor, öte yandan da yıllarca temsiliyetini teslim ettikleri kişilerden bir şeyler beklemeden Cumhuriyet’ine ve onun kazanımlarına sahip çıkıyor.

Önce; referandum sürecindeki halkın öncülüğü… Bu direncin siyasi iradeyi çok daha fazla aleni hataya zorlaması ve ifşa etmesi…

Sonra Pınar ile başlayan ve başka markaların eklendiği boykot kampanyaları

Şimdi de ülkenin kurucu önderi Mustafa Kemal Atatürk’e laf edenlere verilen tepki, bu tepki ile elde edilen “kazanımlar.”

Tam bu aşamada Murat Ağırel’in bugünkü açıklamasını anımsayalım:

“Atatürk’e yapılan hakaretle ilgili suç duyurusunda bulunduğumda bazı kişiler bunu denemek yerine hiçbir şey yapmadılar. Yapmadıkları gibi de bundan bir şey çıkmaz dediler. Bu kişiler hakkında gözaltı kararı çıktı. Bu kez de yakalanamazlar dediler. Süleyman Yeşilyurt tutuklandı, şimdi de 2-3 gün sonra bırakırlar diyor aynı insanlar.
Toplumsal baskının adalet mekanizmasını düzgün işletmeye ittiğini görmek çok mu zor? Evet, 2-3 gün sonra serbest bırakılabilir, eğer tepkiler dinerse.
Ayrıca Süleyman Yeşilyurt’un savunmasındaki bir kısım, biraz da silkelersen bazılarının da devrileceğini gösterir nitelikte:
‘Yalnız burada çifte standart var. Ben o programa konuk olarak gittim. Moderatörler yok. Hakkaniyet olması lazım. Şimdi o insanlar meydanda yok.’
Bu konuda toplumsal muhalefet yükseldikçe birilerinin paniği artıyor. Şu ana kadar bu konuda gösterilen tepki önemli fakat şu anki haliyle Mustafa Armağan’ı tutuklatacak kadar ‘etkili’ seviyede değil demek ki.
O zaman yapılması gereken şey belli:
Adalet mekanizmasının Mustafa Armağan için de işlemesini sağlamak ve sürecin aktif takipçisi olmak. Tepkimizi yükselttikçe kazanacağız. Kazandıkça da güçleneceğiz.
Bu aşamada yapılması gereken hususlardan birisi de siyasilerin bu konuya hassasiyet göstermesini sağlamak. Tabi yine her şeyi onlardan bekleme yanılgısına düşmeden.”

***

Bu yazıda bahsedilen; yapıcı görünümlü, niyetli olsa da yıkıcı etkiler yaratan söylemlere bir-iki örnek daha verelim:

“Bu kitapçılar bu derginin ne olduğunu bilmiyorlar mıydı da şimdi hassasiyet gösterip tepki koyuyorlar?..”

“O markayı boykot ediyorsun ama şu markaları kullanmaya devam ediyorsun.”

Evet, herkes bu dergilerin ve kişilerin ne olduğunu biliyordu. (Belki de en çok da Derin Tarih dergisinin danışma kurulunda olan Ekmeleddin İhsanoğlu’nu, onu bize çatı aday diye dayatan Kemal Kılıçdaroğlu biliyordu.) Evet, boykot edilmesi gereken başka markalar da var. Ama toplum kitlesel tepkisini yeni göstermeye başladı. Bu durumda aslında toplumla aynı düşünen cesaret buldu, toplumla aynı düşünmeyen kişiler, kurumlar da bu tepki karşısında geri adım atmak zorunda kaldı.

YENİ BİR SAYFA AÇMAK

Bireysel mücadelenin de kitlesel mücadelenin de dinamosu enerjidir. Böyle bir enerji oluşmaya başlamışken toplumu azarlar gibi tepeden konuşmanın hiçbir faydası yoktur, zararı çoktur. Bu aşamada yapılması gereken, geçmişi (tabi ki unutmadan) bir kenara koyup, yıllardır iteklemeye çalışmamıza rağmen yerinden kıpırdamayan mekanizmanın hareket etmeye başladığı gerçeğini fark etmek ve bilmişlik taslayıp toplumu azarlamak yerine toplumu doğruya yönlendirmeye çalışmak.

Zaten Türk ulusunun gücünün farkına varamama gibi bir sorunu var. Ayrıca verdiği tepkinin yarattığı etkiyi fark edememe gibi bir sorunu da var.

ŞİMDİ NE YAPMALI?

Müdafaa-i Hukuk ruhuyla hareket eden yurttaşlar, bir yandan muhalefet partilerin genel merkezlerini sarsmaya devam ederken bir yandan da şirketleri baskı altına almaya başladı.

Bu ruhu diri tutan yurttaşlar, Atatürk’e hakaret konusunda da ciddi bir aşama kaydetti. Anlıyoruz ki birileri için Mustafa Armağan, tutuklama kararı çıkarılan iki kişiden daha değerli. O zaman mücadelenin yoğunluğunu daha da artıracağız.

Ülkedeki hukukun ne kadar işlevsiz olduğu ortada. Fakat toplumsal tepkinin, kilitlenmiş mekanizmalarını kıpırdatmaya başladığı da ortada.

Her şeyi tepki ölçerek yapan bir iktidar için, sosyal medyadan tepki gösteren 100 bin kişi ile mahkemeye bireysel şikayette bulunan 100 bin kişinin yarattığı caydırıcılık ve korku aynı mıdır?

Yerine başka bir şey önermediğimiz, koymadığımız sürece mücadelenin demokratik zeminde yürümesini sağlayacağız. Ki bizlere yakışan da ülkemizin en çok yararına olan da budur. Bu etapta önce adliyelerde gerekli girişimlerde bulunacağız. Bunu sosyal medya ve eylemlerle destekleyeceğiz. Hiçbir şey olmasa maruz kaldığımız hukuksuzluk ifşa olacak, buna direnenlerin meşruluğu azalmaya devam edecek.

Sonrasında ise Mustafa Kemal Atatürk‘ün dediği gibi “Devrim kadroları kendiliğinden oluşacak.”

Cumhuriyet kazanımlarına sahip çıkan yurtseverler kitlesel ve örgütlü tepki koydukça önünde ne dahili ne harici bedhahlar durabilecek.

Sallanmaya başladılar, silkelemeye devam!

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
12 Mayıs 2017

Paylaş
Önceki İçerik“TAM REZİLLİK HALİ” – ÜMİT KOCASAKAL
Sonraki İçerik“HAYDİ! EL ELE, GÜZEL BİR GELECEĞE”
Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin'de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü'nin her kademesinde görev aldı. Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte "Kemalizm"in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T'ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu. Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı. Milli Mücadele döneminde kurulan ve "Kemalizmin İleri Karakolu" unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana'daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti. Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu'nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı. Genç Yeni Adana'daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol'u kurdu. Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı'nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta. Milli İrade Birliği'nin "Milli İrade Nedir?" ve Mustafa Mutlu'nun "Dön Kardeşim" kitaplarında yazıları yayınlandı. Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın