Cumhuriyet Vakfının 18 Şubat 2014 tarihinde yapılan seçimindeki usulsüzlük, 2 Mayıs 2017 tarihinde, başvuru yapılan mahkeme tarafından da kabul edildi ve tescillendi.

Bu karar üzerine, Cumhuriyet Vakfı ve Cumhuriyet gazetesinde dümeni “cebren ve hile ile” alanları bir panik kapladı doğal olarak.

Bu karardan hemen sonra, Cumhuriyet gazetesinde “Suçlayanları suçluyoruz” adında bir yazı dizisi başladı. Halen devam eden yazı dizisinin ana fikri şu şekilde: “Gazeteye müdahale için Saray’dan medet umuldu. Saraydan yardım istendi. Mahkeme kararı da bunun sonucu.”

Üstelik bunu yaparken de Cumhuriyet gazetesi yazarlarının tutuklanma sebebi ile bu dava ilişkilendirilip sanki gazeteciler bu dava yüzünden tutuklanmış algısı yaratılmaya çalışıyor.

Bizler; sahte belgelerle, iftiralarla beslenen ve birbirinden alakasız olayların birbirine bağlanmaya çalışılması, ilişkilendirilmesi üzerinden birilerinin “mağdur” edilmesinin hedeflenmesine ilk kez tanık olmuyoruz!

Biz bu “yaklaşımı” kumpas davalarında da bol bol gördük.

Kumpas davalarını yakından takip eden herkes de bu tavrı, yaklaşım tarzını yadırgamayacaktır.

Bu konuya daha detaylı girmeden Mustafa Balbay ile beraber hedef yapılan Alev Coşkun’un bu yazı dizisine yönelik açıklamasını anımsayalım önce:

“Bizim hukuk davamız ile Silivri’deki tutuklamaları savcının açtığı ceza davasına bağlamaya çalışıyorlar ve böylece algı operasyonu yapıyorlar. Bu davayı kaybeden Cumhuriyet yöneticileri, arkadaşlarla birlikte açtığımız ve kazandığımız bu davayı ve şahsımızı itibarsızlaştırmak için konuyu saptırıyorlar.

 Yeter sayısı ile toplanılmadı. Bizim davamız toplantı yeter sayısı ile ilgilidir. Vakıf Resmi senedi, yönetim kurulu 12 kişidir. Toplantı yeter sayısı salt çoğunluk 7 kişidir. Bu arkadaşlar 6 kişi ile toplandılar ve geriye kalan yönetim kurulu üyelerini iskat ettiler. Biz de arkadaşlarla birlikte bu hukuksuzluğa karşı dava açtık.

 Bu konu, değişik tarihlerde 4 ayrı müfettiş tarafından incelendi ve 3 müfettiş raporu bu seçimin muvazaalı ve yasaya aykırı olduğunu tespit etti. Asliye Hukuk mahkemesi bir yılı aşkın bir süre tarafların iddialarını inceledi ve yapılan seçimlerin hukuka aykırı olduğunu belirledi. Bizim geçmiş yaşamımız bellidir. Kimseden destek almamıza gerek yoktur. Biz davamızda Yargıtay’ın bu konudaki yüzlerce kararından destek aldık.

Bizi bu suçlamalarla karşı karşıya bırakan arkadaşlar öncelikle olarak kamuoyuna ve Cumhuriyet okurlarına şu soruların yanıtını vermek zorundadırlar:

1-) Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet gazetesinde, F. Gülen’in resmini neden Cumhuriyet logosunun üstüne koydunu?  Ve aynı gün neden FETÖ’yü masum gösteren yazıyı yayımladınız?

2-) Son dört yıldır gazeteyi yöneten bu arkadaşlar, gazetenin tüm gayrimenkullerini sattılar. Gazeteyi mali yönden bir iskelete çevirdiler. Neden sattınız? Gazeteyi neden borç batağına sürüklediniz?

3-) Göreve geldiğinizden bu güne gazete sürekli okuyucu kaybediyor. Tiraj en az yüzde elli düştü, yani okuyucunun en az yarısı gazeteyi bıraktı. Bunun nedenini hiç düşündünüz mü? Bunun nedeninin 93 yıllık Cumhuriyet gazetesinin yayın politikasını alt üst etmenizden kaynaklandığını biliyor musunuz?

4-)Ayrıca çalışanların bu sorunu kendi aranızda çözün yönündeki taleplerine neden kayıtsız kaldınız? Kaybettiğiniz hukuk davasını şimdi bu tür algı operasyonları ile lekeleyemezsiniz. Cumhuriyet gazetesi Atatürkçü yayın çizgisi ile yayın hayatına devam edecektir.”


Mahkeme kararı ile birlikte ne yapacaklarını şaşıran bu kişilerin kaygısını besleyen en büyük olgu ve rahatsızlık, koltuklarından olmak değil. Koltuklarından olma durumunda yıllardır gazete içinde yapılan düşünsel ve maddi “boşaltım”ın ortaya çıkması. Hatta belki de bu yüzden yargılanmak zorunda kalacak olmaları. Dışarıya “özgürlük savaşçısı gazeteci” profili çizen kişilerin içeride yaptıkları.

Neredeyse Cumhuriyet‘le yaşıt gazetenin en zor dönemlerde bile el sürülmeyen kaynaklarının nasıl çarçur edildiğinin bilinmesi ve bilinmesi durumunda oluşacak “tepki”nin kendilerinde yaratacağı maddi manevi tahribat.

***

Türkiye, AKP iktidarı ile birlikte tam anlamıyla “karşıtlık ekseninde siyaset”e teslim oldu. Bu “merkez sağ” tandanslı virüs, iktidar partisinden tüm partilere bulaştı. Bu karşıtlık ekseniyle siyaseti okumaya çalışanlar için AKP’li değilsen terörist, terörist de değilsen AKP’lisin. Başka bir seçeneğin ve konumlanma ihtimalin yok.

Bu karşıtlık ekseninde siyaset yüzeyselliği ile; Cumhuriyet‘in özüne dönme mücadelesi veren insanlara “saray yanlısı” diyenlere sormak lazım:

Bu siyasi iktidar, kumpas davalarıyla gazetenin omurgasına saldırdığında neredeydiniz?

Siz cevap veremeyecek olsanız da biz biliyoruz. O yüzden yanıtlayalım. Siz, ülkenin aydınlık birikimi kumpas davalarla betonlara diri diri gömülmek istenirken “Başka kapıya” diyenlerdiniz. O omurganın kırılmasından sonra o omurgayı kıranlar tarafından önü açılan ve gazeteye “indirilen”, dolaylı yoldan “atanan” kişilerdiniz.

Sorularla devam edelim:

“Can Dündar Cumhuriyeti” değil miydi düşünsel manada “the süreç”in yayın organı gibi çalışan? Terörist başının Nevruz açıklamalarını Sırrı Süreyya Önder’ler üzerinden gazetede yazdıran, güzelleten? Üstelik de bunu yaparken Cumhuriyet’in “Tehlikenin farkında mısınız?” sloganıyla tersten yazılmış “Umudun farkında mısınız?” başlığı atıp dalga geçen?

Yine aynı Can Dündar değil miydi belgesel adı altında Atatürk’ün hayatını “travmatik” bir dille çarpıtan?  Ve bu belgesele öğrencileri ücretsiz götüren de yine bugün birilerini yan yana olmakla suçladığınız “Saray”ın Milli Eğitim Bakanlığı değil miydi?

Kimdi AKP’li Abdülkadir Aksu ile yanak yanağa poz veren?

Kumpas davalarının başındaki kişilerden Zekeriya Öz’ü “İki(nci) Öz” diye güzelleyen kimdi?

AKP zehrine toplum direnç gösteremesin diye AKP’yi normalleştirici, olumlayıcı pozisyon alanlar kimlerdi?

Yetmez ama evetçiler… Neoliberaller…

Onlara, yani yıllar önce Uğur Mumcu’lar, İlhan Selçuk’lar tarafından gazeteden saf dışı edilen bu kişilere yeniden gazetenin sayfalarını açanlar kimlerdi?

AKP sayesinde ve dolaylı desteği ile Cumhuriyet’te köşe başlarını tutan insanlar hangi yüzle birilerini “Saray’dan medet ummak” ile suçlayabiliyorlar?

Mevcut iktidarı ayakta tutan, sahte muhalefettir. Sahte muhalefet, toplumsal tepki ile siyasi iktidar arasında “yalıtkanlık” sağlar. Temsiliyeti iktidarın hizmetine sunan böyle bir muhalefetin ulusal basındaki izdüşümü de işte bugün birilerini “saray yanlısı” olmakla suçlayanlardır.

Cumhuriyet’te bu kavga eskidir. Uğur Mumcu’larla Hasan Cemal’ler arasında yaşananlar kadar yeni de değildir. Daha köklü ve derindir.

Biz bu zihniyeti Nadir Nadi’lere, İlhan Selçuk’lara, Cevat Fehmi Başkut’lara saldıran Niyazi Nun’lardan biliyoruz. O dönem de birileri dışarıdan “Cumhuriyet Komünist yuvası oldu” iftiraları atarken bu saldırılar “içeriden” de karşılık buluyordu. Bu “dahili” klik, yaptıklarına gerekçe olarak da “gazetenin Atatürkçü çizgisine dönmesi gerektiğini” söylüyordu, ne kadar tanıdık değil mi?

***

Özellikle son 10 yılda Cumhuriyet’te ne yaşandıysa 70’li yıllarda da aynısı yaşandı. Gazetenin asli unsurları tasfiye edilmek istendi, bir süre bu başarıldı. Bu tasfiyenin açtığı alanlara gazete ile kimyası uymayan, Mumcu’nun tabiri ile “Maskeli Atatürkçüler” yerleştirildi. Ama gazete kitlesi buna “seyirci” kalmadı. İçerideki mücadele dışarıdan da karşılık ve “tamamlayıcılık” bulunca gazete tekrardan özüne döndü.

Geçmişte İlhan Selçuk yazıları yüzünden tutuklandığında bu durumu “İlhan Selçuk’un durumunun görev kusuru” olarak değerlendirip gazeteden yollamaya çalışan gazete “ortakları”, günümüzde de İlhan Selçuk gibi değerlere yapılan operasyonlar üzerinden gazetenin dönüştürülmesine, Cumhuriyet’in “numaralandırılarak” sulandırılmasına sessiz kalıp kapalı kapılar ardında alkış tutmadı mı?

O gün İlhan Selçuk’u hapiste tasfiye edenler, kumpas davaları sırasında da hapiste yatan Mustafa Balbay’a aynı yaklaşımı reva görmedi mi?

Ülkenin karışacağını görünce soluğu emperyalizmin kucağında alanların, kaçarken bıraktığı “kertenkele kuyruğu” mu gazetenin özüne dönmesi mücadelesi veren insanları sekteye uğratabilecek?

Hem de yalan ve iftirayla, yaptıkları usulsüzlüklerin üstünü kapatarak ve buna rağmen de saldırarak?

Ne kadar dönüştürülmeye çalışılırsa çalışılsın, Türkiye Cumhuriyeti’nin de Cumhuriyet Halk Partisi’nin de Cumhuriyet gazetesinin de “kimyası”, “kurucu felsefesi” bellidir, sağlamdır. Bu topraklara ekilmeye çalışılan “ithal” ve GDO’lu tohumu er ya da geç kusar, kusacaktır da.

70’li yıllarda Nadir Nadi’lerin, İlhan Selçuk’ların,
90’lı yıllarda Uğur Mumcu’ların verdiği mücadeleyi vermek, tarihin bizlere yüklediği sorumluluktur. Hiçbir aydın, Kemalist, Cumhuriyetçi de bu görevden asla kaçmayacaktır.

Uğur Mumcu, gazetenin etnikçilerle ve iktidarla verdiği amansız mücadele günlerinde gazetenin tarihsel köklerinin altını çizmişti:

“Cumhuriyet gazetesi Kurtuluş Savaşı’nda kalpaklı Kuvayı Milliyecilerce Ankara’ya taşınan ‘Yeni Gün Matbaası’ ile kuruldu.”

Ve bizler, bu üç “Cumhuriyet” içinden Cumhuriyet gazetesi ayağında bu bayrağı onurla devralacak kişileriz.

Çünkü İlhan Selçuk’un şiarı bizlerin de şiarıdır:

“Biz inandığımız fikirler yolunda yürürüz. Yazarlığımız da iktidar çevrelerine dalkavukluk değil, gayrı milli sömürücü çevrelere karşı mücadele etmek şiarı üzerinedir.”

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
Üçüncü Yol Genel Yayın Yönetmeni
29 MAYIS 2017

Paylaş
Önceki İçerikİKTİDAR VE SAHTE MUHALEFETE KATLANMAZ BU GENÇLİK!
Sonraki İçerikASKERE DÜŞMANLIK, DÜŞMANA ASKERLİKTİR – 2
Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin'de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü'nin her kademesinde görev aldı. Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte "Kemalizm"in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T'ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu. Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı. Milli Mücadele döneminde kurulan ve "Kemalizmin İleri Karakolu" unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana'daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti. Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu'nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı. Genç Yeni Adana'daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol'u kurdu. Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı'nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta. Milli İrade Birliği'nin "Milli İrade Nedir?" ve Mustafa Mutlu'nun "Dön Kardeşim" kitaplarında yazıları yayınlandı. Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın