31 Mayıs akşamı gerçekleşen helikopter kazasında kaybettik 13 kahraman askerimizi… Acımızın keskinliğiyle uyuştu bedenlerimiz ve şehitlerimize ağladık, kazayla ilgili birçok soru işareti ve ihmal ihtimalini de aklımızın bir köşesine not ederek…

Siyasi iktidarın yatsı vaktine dahi dayanamayan yalanlarına bir yenisi daha eklenmişti; cebren ve hile ile referandumdan “evet” çıkmış fakat evet çıkarsa terör biter iddiasını kargalar bile umursamamıştı. Ki kargalar bile haklı çıktı…

13 askerimizin şehit olmasıyla 1 Haziran’da açık cenaze evine döndü Türkiye. Elbette bu cenaze evinin “halk” gibi gerçek ve samimi kalabalığı vardı, bir de daha düne kadar mahkemelerden önce o askerleri yargılayıp idam cezası olmadığından beton yapılara diri diri gömmeye çalışan, bugün ise dün bunları yapmamış gibi askerlere plastik ağıtlar yakan timsah soylular…

1 Haziran 2017’de halk ağıt yakarken halkı temsil iddiasında bulunan, halkın adaletinden sorumlu bulunan yapılar ne yaptı?

Anımsatalım:

Arap şeyhleri için bile milli yas ilan eden siyasi iktidar, şehitlerimiz için bir gün bile yas ilan etmedi. Bununla ilgili herhangi bir girişimde de bulunulmadı.[1]


Atatürk’e hakaret suçundan 12 Mayıs’ta tutuklanan Süleyman Yeşilyurt, 1 Haziran’daki ilk duruşmada tahliye edildi. Üstelik tahliye gerekçelerinden birisi de “Tutuklulukta geçirmiş olduğu sürenin göz önüne alınması.”[2]

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İ. Melih Gökçek, coşkulu ve eğlencelerle belediye işçilerine iftar yemeği verdi. Bu “etkinlik”in görüntülerini de kendi sosyal medya hesabından paylaştı.[3]


Gezi Parkı direnişini kullanmaya doymayan bir grup, Gezi’nin yıl dönümünü hatırlatma adı altında bir yürüyüş düzenledi. 

Terör örgütüne katılıp, katıldığı terör örgütünde ölen teröristlerin dövizlerinin bulunduğu yürüyüşe “pankart” olarak HDP’li Garo Paylan ile beraber CHP Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Ali Şeker, Onursal Adıgüzel de katıldı. En ön saflarda yer aldılar, “pankart olma” kaygısı duydukları için.[4]

                                            Rakka’da “selam” yollanan Kırmızı Fularlı “terörist”

Başka Y-CHP milletvekilleri neden katılmadılar?

Çünkü aynı zamanda içlerinden bazıları da “Barış Bildirisi” adı altındaki metni imzaladıkları için haklarında işlem yapılan kişilerin savunmasındaydılar.

Basın açıklamasını da bildiriye imza atan 15 CHP’li vekil adına CHP Milletvekilleri Mustafa Akaydın, Selin Sayek Böke, Okan Gaytancıoğlu ve Sibel Özdemir yaptı. [5]

Türkiye Cumhuriyeti ile terör örgütünü aynı çizgide “eşitleyen” ve terör örgütünden değil de Türkiye Cumhuriyeti’nden bazı hamleler yapmasını isteyen o bildiriyle ilgili Üçüncü Yol Yazarı ve Ankara Temsilcisi Zeynep Nur Gözütok‘un yazısını anımsayalım:

“Bildiride imzası bulunan akademisyenler ve bildiriyi destekleyen vatandaşlar, bildiriye karşı olan herkesi bir anda yandaş ilan ederken, yaklaşık 1 yıl öncesinde Türkiye’nin demokratikleşme süreci-çözüm süreci vb. adlar altında bölünme sürecini aynı yandaşlıkla desteklediklerini unuttular sanıyoruz.

Yalnız bizler unutmadık. Merak etmeyin, o utancı sizlere de unutturmayacağız.
Yayınlanan 4 maddelik bildiri şu şekilde:

1. Erdoğan rejimi bizzat yarattığı kargaşayı bahane ederek resmi ideoloji dışındaki farklı düşüncelerini ifade eden akademisyenler başta olmak üzere Türk halkına 12 Eylül’ü aratacak bir baskıyı asla uygulayamaz.

2. Hendekler ve barikatlar denilen olay bugünkü kargaşanın sebebi değildir. Kürtlere 1919’dan bu yana verilip tutulmayan sözlerin, son olarak da müzakere masasının devrilmesinin yarattığı hayal kırıklığının ve Kürtlere uygulanagelmiş boğucu baskının günümüzdeki koşulları sonucudur.

3. Erdoğan rejimi bunları bahane yaparak kendi Kürt vatandaşlarını öldüremez, zulmedemez, onurlarını ayaklar altına alamaz, cenazelerini zırhlı araçlar arkasında sürükleyemez, kentlerini harabeye çeviremez.

4. PKK ise Kürtlerin imha edilmesi politikası ile mücadele ederken kör teröre kayarak sivillere zarar veremez, kendi halkını çaresiz bırakamaz, iktidara daha büyük baskı uygulama fırsatı yaratamaz.

Şimdi de maddeleri teker teker inceleyelim:

1. Erdoğan rejimi sözü, sanki aynı rejim ile hiç anlaşma yapılmamış gibi durmuyor mu? 1 yıl öncesine kadar çözüm sürecini iktidar partisi ile birlikte yürüten parti, bizzat Kürt kökenli vatandaşlarımızı sözde temsil ettiğini söyleyen HDP değil miydi? Bildiriye imza atan akademisyenlerimizin bir kısmı ise AKP’nin akil adamı olma yarışındalardı aynı dönemlerde. Daha dün bizler bunun büyük bir oyun olduğunu söylerken aynı iki parti ve sempatizanları tarafından faşist ilan ediliyorduk, bugün bu bildirinin teröre destek olduğunu savunurken yine aynı şeyleri söylüyoruz ve yine aynı söylemlerle itham ediliyoruz.

Bugün sahnede 2 düşman olarak gördüklerimiz, başkanlık sistemi ve yeni anayasa konusunda da aslında son derece anlaşmış gözüküyorlar.

Bunlar dışında sorulacak sorular da var: Mevcut anayasal rejim olan cumhuriyetin kazanımlarına da ortak düşmanlık besleyen yine bu partiler değil midir? Erdoğan rejimi dediğiniz rejim ile birlikte değiştirmek istemiyor musunuz mevcut anayasal rejimi?

2. Hendekler ve barikatlar dediğiniz şeyler hem devletin sivil halka ulaşmasını engelleyen hem de sivil halkın güvenliğini tehdit eden unsurlardır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti‘nin resmi güvenlik güçlerinin ülke sınırları içerisinde TERÖRün hüküm sürdüğü bir bölgeye ulaşmasının engellenmesinin meşru bir açıklaması yoktur, olamaz da. Müzakere masasının devrilmesi danışıklı dövüşün bir parçasıdır. Genelleme yaparak bu kaosun içine vatanını seven Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını “Kürtlere baskı uygulanıyor” palavrası ile katamazsınız. Hele ki baskı kelimesini, bizler bugün Şırnak’a, Diyarbakır’a, Van’a rahatça, güvenli bir şekilde gidemezken kullanamazsınız. O hendekler, bu ülkenin Batı’da yaşayan bir vatandaşının oraya gitmesini engelliyorsa, asıl baskı budur.
Bir de bildirinin bu maddesinde bulunan “Kürtlere 1919’dan bu yana verilip tutulmayan sözler” lafı AKP söylemleriyle ne kadar da benzer öyle değil mi?
Çünkü hedef 1919!

Çünkü hedef Türkiye’nin Kurtuluş Mücadelesi’ni başlattığı gün!

Türkiye için belirli bir etnik kökene mensup insanlara verilmiş haklar söz konusu olamaz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları etnik kökenlerine bakılmaksızın eşit haklara sahiplerdir. Türkiye’de azınlık, özel haklar-özel statü vb. kavramlar anayasaya aykırıdır. O sebeple Kürt kökenli Türk vatandaşları da herkes gibi bu ülkenin birer parçasıdır.

3. Erdoğan rejimi yalnızca Kürt kökenli vatandaşlarımızı öldürmüyor, Erdoğan rejimi tüm Türk vatandaşlarını öldürüyor. Bir akademisyen kimliği ile, genel vatandaşlık kavramının üzerini çizip sürekli kalın puntolarla etnik köken belirtmek ve bunu ayrıştırıcı bir üslupla yapmak ne kadar doğru? Ayrıca, kentlerini harabeye çeviremez kısmına da kısaca değinilmeli. Hendekler ve barikatlar o kentlerin zaten harabeye dönmüş hali değil mi? Sivil vatandaşlar terör korkusu içinde. Evleri ve dükkanları terör örgütü mensupları tarafından yağmalanıyor, üzerine bir de güvenlik güçlerinin bölgeye gelmesi engelleniyor. Bölgede yaşayan insanımızı böylesine bir zorbalıkla ve faşizan bir tutum ile savunmasız bırakmaktır asıl zulüm.
Erdoğan rejiminin yıllardır izlediği siyaset aynı. Çözüm süreciniz devam ederken de aynıydı. Yalnızca o zamanlar aynı masadaydınız, açıkça. Bugün bu durum, birbirini zalimleştirme-mazlumlaştırma ekseninde devam ediyor.

4. PKK TERÖR ÖRGÜTÜ bugüne kadar en büyük eziyeti Kürt kökenli Türk vatandaşlarına yapmıştır. Feodal düzenin başlıca güvencesi olan terör, bölge halkının tüm özgürlüklerini kısıtlamış, bölgeyi kargaşanın merkezi yapmıştır. Bunlar zaten yıllardır bilinen şeyler. Ancak “PKK’nın Kürtlerin imha edilmesi politikası ile mücadelesi” ve “kendi halkını çaresiz bırakamaz” sözlerini iyi irdelemek gerek.

İlk olarak şu sorulmalı, bu imha politikası Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de ve diğer Batı illerinde yaşayan Kürt kökenli vatandaşlarımıza nasıl olmuş da ulaşamamış? Eğer bir imha politikası varsa, ki açık açık söylenmese de kastedilen şey etnik bir temizlik, Kürt kökenli birçok siyasetçimiz, sanatçımız, yazarımız bu politikadan nasıl olur da etkilenmemiş?

Bu açıkça, Türkiye Cumhuriyeti’ndeki ‘meşru devlet’ yapısına yapılmış bir hakarettir.

Kürt kökenli Türk vatandaşları asla ve asla aşağılık bir terör örgütünün ‘halkı’ olamaz. Siz, bu bildiriyi yazan ve destek olanlar, onların bir parçası olabilirsiniz. Ancak vatanına bağlı binlerce, milyonlarca Kürt kökenli insanımız bunu bir hakaret olarak kabul edeceklerdir.

Bir terör örgütünün halkı olamaz. Bir terör örgütüne meşru bir zemin yaratmak için masum vatandaşlar o örgütün bünyesindeymiş gibi gösterilemez.
Baskın Oran’ın katıldığı radyo programında, önceki bildiride PKK’nın neden yer almadığı sorusuna verdiği cevap, bir terör örgütünü yalnızca bugünü ile değerlendirir sığlıkta: “O bildiri hazırlanırken 1 tonluk dinamit kamyonu orada yoktu.”

Evet o bildiri hazırlanırken belki yoktu, ancak sizler gibi aydın(!)lardan alınan cesaretle o 1 tonluk dinamit oraya kondu.

Sizlerin yarattığı meşru zemin, o 1 tonluk dinamitin oraya konmasına sebep oldu.
Ayrıca, yaklaşık 40 yıldır ülkede kaosun ve kargaşanın sebebi olmuş bir terör örgütünü yalnızca bugünü ile değerlendirmek ne kadar akılcı? Bildiri hazırlanırken o patlayıcının olmaması, 40 yıl boyunca terör sebebiyle yaşamını yitirmiş binlerce vatandaşımızı yok saymak değildir de nedir?” [6]

***

Tüm bunlar ne zaman oldu?

1 Haziran’da…

Şehit babasının oğlunun tabutuna sarılıp da “Yanık kokularına kurban olayım yavrum” dediği günde.

Bu kişiler, bunları hep yapacaklar. Herkes inandığı doğruda hareket edecek. Herkes kendince doğru olanı ya da görevini yapacak.

Bu noktada şunları sormak gerekiyor:

Yargı, siyasi iktidar, ana muhalefet partisi ve sol görünümlü etnikçi parti, özellikle de kitlesi, seçmeni itibarıyla ana muhalefet partisi temsilcileri, insanların acısının diri, şehitlerden bazılarının kimliklerinin bile henüz tespit edilemediği bir anda nasıl bu kadar pervasızca, insanların acısıyla dalga geçercesine bu hamlelerini “açıktan” yapabiliyorlar?

Millete vekil olmaktan çok milletin yaralarına, kaygılarına illet olan bu kişilere “suskunlukları”, “şimdi sırası değil”leri ile cesaret veren kimler?

Bu gaflete, delalete tepki verilecek eşik, siyasi iktidarın “Türk” olana milli yas ilan etmesi için gerekli olan “eşik”le bu kadar kıyasıya yarışmak zorunda mıdır?

Bu sorulara cumhuriyetçilerin, Kemalistlerin, Atatürkçülerin, milliyetçilerin vereceği yanıt ve göstereceği tepki, bundan sonra siyasi iktidar, yargı ve muhalefet kanadından nelere maruz kalıp, nelerin bizlere dayatılıp dayatılamayacağını gösterecektir.

Düşman düşmanlığını, hain hainliğini yapacak.

Tarih ise, düşmanı, haini yazdığı gibi onların karşısında duranların ne yapıp ne yapmadığını da yazacak.

Hem de çok daha fazla altını çizerek, savunduğu değerlerin gereğini yapamadığı için üstünü de çizerek!

Herkes kendisine sormak zorunda: Bunca aymazlığa hem susup hem de o şehitlerden nasıl helallik isteyeceğiz, hangi yüzle?

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
2 HAZİRAN 2017

DİPÇE:

[1] http://www.sabah.com.tr/gundem/2015/01/23/turkiyede-milli-yas-ilan-edildi
[2] http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/suleyman-yesilyurt-icin-tahliye-1877513/
[3] https://twitter.com/06melihgokcek/status/870041105341042688
[4] http://www.takvim.com.tr/guncel/2017/06/02/fularmoni-orkestrasi
[5] http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/chpli-15-akademisyen-milletvekilinden-bildiri-1877316/
[6] http://ucuncuyol1919.com/2016/01/19/akademisyenler-bildirisi-ve-4-ek-madde-incelemesi/

Paylaş
Önceki İçerikASKERE DÜŞMANLIK, DÜŞMANA ASKERLİKTİR – 2
Sonraki İçerikNEREDE O ESKİ TÜRKİYE

Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü’nin her kademesinde görev aldı.

Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte “Kemalizm”in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T’ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi
Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı.

2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte “Vardiya Bizde Adana”nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu.

Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı.

Milli Mücadele döneminde kurulan ve “Kemalizmin İleri Karakolu” unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana’daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti.

Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu’nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı.

Genç Yeni Adana’daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol’u kurdu.

Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı’nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta.

Milli İrade Birliği’nin “Milli İrade Nedir?” ve Mustafa Mutlu’nun “Dön Kardeşim” kitaplarında yazıları yayınlandı.

Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

1 Yorum

Bir Cevap Yazın