Bir varmış bir yokmuş…

*

Üç kıtada toprak kazanmış devasa bir imparatorluk, beceriksiz, bencil, vizyonsuz yönetimi ile emperyalistlerin avucuna hapsolmuş. Üç kıtada hüküm süren imparatorluk, işgallerle, verilen tavizlerle Avrupa ve Asya’nın arasında sıkışıp kalmış. Emperyalistler, imparatorluğun başındaki isimleri satın almış. Ne istedilerse yaptırıyorlarmış. Daha doğrusu yapıyorlarmış. Bir gün, ulusuna aşık, bağımsızlık ateşiyle yanıp tutuşan bir subay çıkmış ve demiş ki: Ulusun bağımsızlığını yine ulusun azim ve kararlılığı kurtaracaktır.

Öyle olmuş. Bu subay, vatanın ve ulusun bağımsızlığının, ulusun kendi içindeki dinamiklerinde olduğunu, birey birey her yurttaşın kendi elinde olduğunu görmüş ve ulusu bu somut gerçekliğe inandırmış. Türk vatanı, bu gerçekliğin etrafında toplanan ve kanının son damlasına kadar bağımsızlığı ve toprağı için mücadele eden aziz şehitlerin ve gazilerin emeğiyle kurtulmuş.

Artık hiçbir şey eskisi gibi değilmiş. Kendi çıkarlarını düşünen ve kendini halktan ve halkın çıkarlarından daha üstün gören yöneticilerin çağı kapanmış. Tüm ulusun padişahın ağzına baktığı, kara bulutların eksik olmadığı imparatorluktan, ulusun egemenliğinin esas olduğu cumhuriyete geçilmiş. Kara bulutlar çökmüyordu artık, gök mavi gökyüzünün altında oynuyordu çocuklar Anadolu’da…

Aydınlanmıştı Anadolu.

Kül olmuş Anadolu, yeniden ayaklanmış. Küllerinden doğmuş adeta. Aydınlanma ateşi yurdun her yanında yanıyormuş. Kalkınmıştı Anadolu Kemalist sistemin ilerici hamleleriyle. Edebiyattan tiyatroya, bilimden spora…

Gel zaman git zaman, İstanbul’da bir stadyumun eksikliğinin hissedildiği zamanlarda, 1939’da başlanmış çalışmalara İnönü Stadı için. 1940’da stadın temeli atılmış. İstanbul Valisi Lütfi Kırdar o gün, 19 Mayıs 1940’da şunları söylemiş: “Aziz Türk genci; senin isminle anılan bu büyük bayramımızda, bu şerefli yıldönümünde, sana mahsus en kıymetli mekteplerden birinin temelini atmakla derin bir inşirah hissediyorum. (…) İnönü memleket müdafaasının sportif bir gençlikle daha mükemmel yapılabileceğine, gençliğin bu statta kabiliyetlerini daha müsait şartlarla ispat edeceğine emindir. Sizlere müjdeliyorum ki, Milli Şefimizden yapılacak bu şehir stadımıza ‘İnönü Stadyumu’ ismi verilmesine müsaade verilmesini şehir namına rica ettim. Milli Şefimiz Büyük İnönü’nün bu ricayı kabul buyurmaları dolayısıyla stada ‘İnönü Stadyumu’ ismi veriyorum. Hayırlı olmasını dilerim.”

Bu sözlerin söylenmesinin ardından İnönü Stadı, yedi yıl sonra, Mimari planları Mimar Vietti Violi, Mimar Şinasi Şahingiray ve Mimar Fazıl Aysu tarafından hazırlanan, 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü devrinde ve Lütfi Kırdar’ın İstanbul Valiliği ve Beden Terbiyesi Bölge Başkanlığı zamanında, 19 Mayıs 1947 yılında açılmış.

O stadda, yani İnönü Stadı’nın müzesinde İsmet İnönü’nün Ankara 19 Mayıs Stadı’nın açılışında söylediği şu sözü yer alıyormuş ayrıca: “Türkiye’yi idare edenler, stadyumu en kıymetli mektep gibi her yerde kurmaya çalışacaklardır. Türkiye’nin istikbalini idare edecek olan genç nesil, açık havada açık meydanlarda yetişecektir”

Eski eski Türkiye’de işler böyle idame ettiriliyordu. Milli benlik unutturulmamalıydı, yaşatılmalıydı.

Peki “Yeni Türkiye”de nasıl yürüyormuş işler?

Yıl 2013 imiş. Beşiktaş Jimnastik Kulubüne 49 yıllığına devredilen İnönü Stadyumu yıkılıyormuş. Yerine “çağın gerektirdiği yenilikte” modern bir stat yapılacakmış. Ama nasıl?

Beşiktaş’ın bu stadı yapacak parası yokmuş. Eski başkana ve uçan kuşa borcu varmış… Hala da varmış…

İngiliz iletişim şirketi Vodafone sponsor olmuş yeni stat için. İsim hakkını almış Vodafone. Stadın adı “Vodafone Arena” olacakmış. Arena ismi Türkiye’de ilk kez Galatasaray’ın yeni yapılan stadına verilmiş. “Türk Telekom Arena” tepkilerden sonra “Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena” olmuş. Stadın adının İnönü Stadı olarak kalmasını isteyenler azımsanmayacak kadar kalabalık bir toplulukmuş. Hatta “Yahu tamam, Vodafone adı da olsun ama İnönü Stadyumu adı da kalsın.” diyenler de çokmuş. “Yahu Arena neymiş? Bizim kültürümüze uygun mu?” diyenleri “Seni statükocu seni! Seni faşist seni! Seni 1930’ların Kemalist vesayetçisi seni!” gibi tanımlamalarla tukaka edenler çok çok daha azımsanmayacak bir güruhmuş… Velhasıl stat açılmış. Beşiktaş Jimnastik Kulübü Başkanı Fikret Orman, eşi benzeri görülmemiş bir Recep Tayyip Erdoğan sevgisi ve saygısı ile bir açılış konuşmasında 13 kez “Sayın Cumhurbaşkanım…” diyerek tarihe geçmiş. Stat açılışı değil sanki AKP Kongresi imiş. “Vodafone Arena AKP Kongresi” desek sırıtmazmış. Neyse… Stat yani “Vodafone Arena” açılmış. Beşiktaş yeni stadının birinci yılında ikinci şampiyonluğuna ulaşmasına iki gün kala Fikret Orman’ın biricik Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kasımpaşa Stadyumu‘nda ÖNDER İmam Hatipliler Derneği mezuniyet töreninde “Sözlerimin bu noktasında gördüğüm gerek bu stadyumda, doğup büyüdüğüm bu Kasımpaşa semtinde, adımı bu stadyuma verdikleri, Arena değil ha burası, stadyum! Arenalara karşıyım. Arenalarda neler yaptıklarını bilirsiniz değil mi? İnsanları kimlere parçalatılırdı malum. Bakanlara talimatı verdim, Arena isimleri stadlardan kaldıracağız. Bizim dilimizde böyle bir şey yok. Açın bakın anlamına, böyle bir şey olamaz.” demiş.

Yeni Türkiye’nin “ol deyince olduran” cumhurbaşkanı “Dilimizde böyle bir şey yok.” talimatını vermiş. İlk olarak Galatasaray’ın adımıyla Ali Sami Yen Spor Kompleksi
Arena’nın adı Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Stadyumu olarak değişmiş. Cumhurbaşkanını çok seven Fikret Orman da “Haklısınız sayın cumhurbaşkanım. Artık stadımızın yeni adı Vodafone Park sayın cumhurbaşkanım.” demiiiş…

Öyle olmuş. Sezonun son maçında, şampiyonluk kutlamalarının yapılacağı gün stadın adının “Vodafone Park” olduğu duyurulmuuuuuş.

*

Hanımlar beyler! Masal değildi bu anlatılanlar. Bir senarist ya da hayalperest bir roman yazarının kaleminden çıkan bir eser de değildir.

Malesef gerçek…

Recep Tayyip Erdoğan’ın “arena” ile ilgili söylediklerini bizler yıllar önce söylüyorduk. Statükocu, faşist, vesayetçi olduk. O gün bizleri yuhalayanlar bugün bizim savunduğumuzu RTE söyleyince “Haklısınız.” diyor.

Şimdi “arena”nın TDK’deki anlamına bakalım:

Arena: Fransızca, Boğa güreşi, yarış, oyun vb. gösteriler yapılan alan, siyasi çekişmelerin yaşandığı alan

TDK’nin anlamlarının yanında, milattan önce Avrupa’da, gladyatörler burada dövüştürülür, halk da bunu zevkle izlerdi. Bu manada kötü bir anısı vardır arena adının. Fakat son yıllarda Avrupa futbolunun yöneticileri bu kötü anlamı unutup futbol stadyumlarına “arena” adı vermeye başladılar. Türkiye’de de bu tür stadyumlar yapılmaşa başlandı ve “arena” adını aldı.

Yeni Türkiye’nin “ol deyince olduran” cumhurbaşkanı “arena” adına isyan ettikten sonra ilk adım Galatasaray ve Beşiktaş kulübünden geldi. Galatasaray “arena” yerine eski usül “stadyum”, Beşiktaş ise Türkiye’de alışılmışın dışına çıkarak stadın yeni adının “Vodafone Park” olacağını duyurdu.

Şimdi de “park”ın TDK’deki anlamına bakalım:

Park: Fransızca (parc), Bir yerleşme merkezinde halkın gezip hava alması için düzenlenmiş ağaçlı ve çiçekli büyük bahçe, otopark, trafik zorunlulukları dışında durma biçimi, cephane, makine veya otomobillerin bulunduğu yer

Avrupa’da “arena” dışında “park” adı da bir çok kulüp tarafından stadyumlarına verilmiş. Onlardan bir kaçı: Celtic Park (Celtic – İskoçya), Signal Iduna Park (Borussia Dortmund – Almanya), Goodison Park (Everton – İngiltere)

Neyse… Bizim derdimiz Avrupa değil burası.

Sorun şu: Sorun stadyumlarının adının “arena” ya da “park” olması değil. Stadyumlardan Kemalist Cumhuriyeti anımsatacak isimlerin kaldırılması ve bir daha getirilmemesi.

Hatta sorun şu: Yazının ana temasında da belirtmek istediğim laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti artık ulusun egemenliği ile değil Recep Tayyip Erdoğan’ın egemenliği ile yönetilmekte.

Misal, 10 yıl sonra parklarda bu zihniyetin hoşuna gitmeyen olayların yaşanması bahane edilerek “Parklara karşıyım. Parklarda neler yaptıklarını bilirsiniz değil mi? Sevgililer el ele tutuşurlar, öpüşürler, içki içerler. Her türlü ahlaksızlığı yaparlar. Bakanlara talimatı verdim. Stadlardan park ismi kaldırılacak. Açın bakın anlamına, bizim dilimizde böyle bir şey yok.” dese Yeni Türkiye’nin “ol deyince olduran” cumhurbaşkanı, mazallah tüm parkları yıkar yerine AVM yaparlar…

Yani demem o ki; nerede o eski eski Türkiye…

Paylaş
Önceki İçerikBU CESARETİ KİMDEN ALIYORLAR, FARKINDA MISINIZ?
Sonraki İçerikSIKILAN TÜRK SPOR BASINININ BOĞAZIDIR
31 Ağustos 1990’da Mersin’de doğdu. İlköğrenimini Abdülkadir Perşembe İlköğretim Okulu ve Mersin Ortaokulu’nda bitirdi. Liseyi Mersin Endüstri Meslek Lisesi’nde İklimlendirme ve Soğutma Bölümü’nü okuyarak tamamladı. Fakat mesleğini sevmediği için devam ettirmedi. Gazetecilik aşkıyla askerlik görevinden sonra yeniden sınava girdi ve Niğde Üniversitesi Radyo ve Televizyon Programcılığı bölümünü kazandı. Eğitimine halen devam etmektedir. İlgi alanları; spor, edebiyat ve sinema. Hayattaki en büyük hedefi, gazetecilik mesleğinin onurlu bir şekilde yapılabilmesi için çalışmak…

Bir Cevap Yazın