Düşünün.

Bir gazeteci. Futbolda Türk Milli Takımı ile 1 Dünya Kupası, 4 Avrupa Şampiyonası görmüş, yerinde izlemiş, gözlemlemiş, bilgilendirmiş. 300’den fazla Türk Milli Takımı’nın maçını izlemiş. Futbol deyimiyle 300’den fazla milli maça çıkmış. Yaklaşık yarım asırı geride bırakmış. “Duayen” sıfatını almış. Türk gazeteciliğinde herkesin “ağabey” dediği bir kişi…

Bilal Meşe.

Bir futbolcu. Kameralara ilk olarak 2000’li yılların başında, Galatasaray’ın bir Şampiyonlar Ligi maçında “top toplayıcı” olarak yakalandı. Çalıştı, çabaladı. Galatasaray’ın A takımında top koşturdu. Oynadığı futbolla herkesin gözlerini doldurdu. Avrupa’ya adım attı. Athletico Madrid’de, Simeone’nin en değerli oyuncularından biri haline geldi. Barcelona’ya transfer oldu. Barcelona’da hat-trick (bir maçta üç gol) yapan ilk ve tek Türk futbolcu unvanını aldı.

İki müthiş kariyer. Bilal Meşe gazeteciliğin “abi”si, Arda Turan Türk futbolunun teknik ve kariyer olarak en iyisi olma yolunda ilerleyen bir yurttaş.

Ama…

Arda Turan üzerine bir leke daha sürdü. Gün geçtikçe aklı selim yurttaşların antipatisini kazanmaya devam ediyor. Tüm ulusun diyemiyorum çünkü Arda’nın yaptıklarını hem siyasi anlamda kendilerine yakın gören hem de “farklı” görünmek için “Olur öyle şeyler.”, “Arda’nın çok üzerine gidiliyor.” gibi anlamsız laflarla örtmeye çalışan ve dahi Kurtlar Vadisi replikleriyle büyüyen ve bu yapılanların “doğru” olmasa bile “mertçe” ve “dürüstçe” yapıldığını düşünen o kadar çok yurttaş var ki…

Neden bu yazıyı kaleme aldım?

Dün akşam oynanan Makedonya-Türkiye maçı sonrası, Milli Takım uçağında Milli Takım Kaptanı Arda Turan’ın gazeteci Bilal Meşe’ye saldırıp galiz küfürler yağdırdığını öğrendik.

Malumunuz 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası sırasında yaşanan “prim” polemiği 15 Temmuz öncesi yaşanan ve gündemi meşgul eden en önemli konuydu. Arda Turan yaşananlardan dolayı bir maç sonrası “Herkesten hesap soracağım.” demiş, sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatına pişkin pişkin devam etmişti. Ne ondan, ne olayın diğer kahramanlarından, ne Fatih Terim’den ne de TFF’den “prim krizi” ile net ve samimi bir açıklama geldi. Hala açıklama bekliyoruz.

Peki Arda’nın derdi ne?

Arda Turan; Bilal Meşe ve birkaç gazetecinin, onuruna, şerefine, değerlerine ve ailesine hakaret ettiğini, dil uzattığını ima ediyor. “Kimse benim değerlerimi aşağılayamaz. Kimse benim aileme dil uzatamaz.” diyor, haklı. Fakat ortada bir aşağılama, hakaret vb. bir durum var mı? Hemen Bilal Meşe’nin şampiyona öncesi, sırası ve sonrasında yazdığı yazılara bakalım:

“…
Elemelerden alnının akıyla çıkmayı başaran Milli Takım’da müthiş bir ‘takımdaşlık’ duygusu hakim. Bırakın teknik kadroyu, biz gazetecilere, müthiş pozitif enerji veriyorlar… Çalışmalarda her şey var; neşe var, istek var, çift kale maçlarda kıran-kırana forma kapma, ilk 11’e girme mücadelesi var. (…) İnanıyoruz, çünkü 2008’in ruhunu da bu ekipte yakaladık… Bu ruh, bu yetenek ve kazanmayı alışkanlık haline getiren ay-yıldızlı ekibimiz zorlu Hırvatistan sınavından yüzlerinin akıyla çıkacaktır….”

10 Haziran 2016, 2008 Ruhunu Yakaladık – http://www.milliyet.com.tr/bilal-mese-2008-ruhunu-yakaladik-2260084-skorer-yazar-yazisi/

“…

Yıldızımız Barcelona’daki Arda’mız oyunda kaldığı süreçte ne yaptı Allah aşkına? Sadece o mu, al birini, vur ötekisine misali! Geçmişe ağıt yakacak halimiz yok.

…”

17 Haziran 2016, Fatih Terim’in Şifreleri – http://www.milliyet.com.tr/bilal-mese-fatih-terim-in-sifreleri–2263922-skorer-yazar-yazisi/

“…

Milli Takım kampında perde arkasında yaşananları yinelemeye gerek yok… Herkes, yazdı, çizdi, yorumlarını yaptı! Yaşanmaması gereken olaylar asla bu kötü futbola mazeret olamaz. Primin tartışmalarına girecek halimiz de yok. Efendim 3-4 oyuncunun kilo fazlası dikkatimizi çekti. Bu oyun profesyonellerin oyunudur. Yediğinize, içtiğinize, kilonuza, yaşam biçiminize dikkat edeceksiniz kardeşim! Zorluk derecesi yüksek bir oyundan para kazanıyorsanız formunuzu hep üst seviyede tutmak zorundasınız. Diyeceğimiz o ki, bu sizin işiniz, ekmek paranız. Kazandığınız parada asla gözümüz yok, helal olsun. İşinize saygı duyacaksınız, ihanet etmeyeceksiniz!

…”

24 Haziran 2016, Milli Formaya Saygı Lazım – http://www.milliyet.com.tr/bilal-mese-milli-formaya-saygi-lazim-2267791-skorer-yazar-yazisi/

“…

Antalya’da başlayan ve Fransa’da devam eden kamplarda her fırsatta, futbolculara takımın havasını – suyunu sorduk, takımdaşlıklarını sorguladık. Hep, “mükemmel” yanıtını aldık, meğer ne kadar yalanmış, sanalmış!
Ahh şu paranın gözü kör olsun! En iyi dostluklara bile sünger çekebiliyormuş! Yalnız, o ay-yıldızlı formanın parayla-pulla değerinin ölçülemeyeceğini ne çabuk unuttunuz? (…)Oynayanlar, oynamayanlar başarı ve başarısızlıkta sarmaş-dolaş olabiliyorsa takımsınız. Ki bunu da göremedik açıkçası! O zaman ortaya çıkıp, “Biz iyi ekibiz, biz şöyleyiz, böyleyiz” yalanlarına sığınmayacaksınız!

…”

1 Temmuz 2016, Paranın Gözü Kör Olsun! – http://www.milliyet.com.tr/bilal-mese-paranin-gozu-kor-olsun–2271622-skorer-yazar-yazisi/

“…

Milli Takım ile 315. maçımı geride bıraktım. Otuz küsur yıldır ay-yıldızlı ekibi kovaladım, prim tartışması olmadığı bir yılı anımsamıyorum! Çok uzağa gitmeyelim, ülke olarak jeep olayıyla yatıp, jeep olayıyla uyandığımız günler hala hafızalarda kazılı!

Son Avrupa Şampiyonası finalleri öncesinde Antalya’da patlak veren ‘prim’ krizi de pek unutulacağa benzemiyor! Kimsenin kazandığı parada gözümüz yok, analarının ak sütü gibi helal olsun. Ne var ki, ülke olarak Milli Takım’da şu prim meselesine bir türlü çözüm getiremedik, maalesef…

…”

7 Temmuz 2016, Var Mısınız Daha Da Büyümeye – http://www.milliyet.com.tr/bilal-mese-var-misiniz-daha-da-buyumeye-2274166-skorer-yazar-yazisi/

“…
Vayy efendim Barcelona’da müthiş bir performans ortaya koyan Arda nasıl alınmazmış? (…) Nedenlerini sıralamaya kalkışsak, günlerce tartışırız. Kaldı ki Milli Takım forması kimsenin tapulu malı değildir bu biirrr… Ay-yıldızlı formayı giymek öyle sanıldığı kadar kolay değildir, yetenekli olmak elbette ilk şarttır, ama o ekibin ilke ve prensiplerine sıkı sıkıya bağlı kalmak şarttır bu da ikiii (…) Antalya’da başlayan prim kavgasına ne demeli! Bu ülke geçmişte bir jeep olayı yaşadı ki, günlerce sürdü! Sanırım arkadaşlar bundan hiçbir ders almamışlar! Yaa, söz konusu Milli Takım, ay-yıldızlı forma ise ki öyle, para hep ikinci plandadır, bunu bilir, bunu söyleriz. Hani ülke, hani forma aşkı nerde kaldı? Para asla formanın önüne geçemez. Elbette başarı da ödül de vardır, ama bunun pazarlığı yoktur, olamaz da!
…”
1 Eylül 2016, Ay-Yıldız Sizin Değil, Hepimizin! – http://www.milliyet.com.tr/bilal-mese-ay-yildiz-sizin-degil-hepimizin–2304391-skorer-yazar-yazisi/

“…
Bizler Arda Turan’ın kalitesini, kalibresini asla tartışmadık. Onun ne yetenekli oyuncu olduğunu her daim dile getirdik. Tek eleştirimiz, Hırvatistan ve İspanya maçlarında ortaya koyduğu performansı oldu, hepsi o kadar… Tamam Arda Turan alınmadı, peki ya diğerleri? (…)Kimse kusura kalmasın ama kurumlar kalıcı, kişiler gelip-geçicidir!
…”

6 Ekim 2016, Bu Yarayı Kaşımayın – http://www.milliyet.com.tr/bilal-mese-bu-yarayi-kasimayin-2322280-skorer-yazar-yazisi/

Bu alıntıların öncesi ve sonrası da var. Aslında bu yazının içerisinde yer alacaklardı fakat çok uzun olmasını istemedik. İlk okunduğunda en keskin olanları buraya koymakta yarar gördük. Söyleyiniz Allah aşkına, Arda’nın onuruna, şerefine, ailesine alenen ya da ima ile bir hakaret, “dil uzatma” var mı?

Hadi diyelim Bilal Meşe Arda Turan’ın onuruna hakaret etti. Ne diyoruz, Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devletidir. Madem onuruna, gururuna, aliene bir hakaret olduğunu düşünüyorsun, tamı tamına 1 yıl oldu, hukuki haklarını kullandın mı konu ile ilgili? Bilmiyorum, kullandıysa muhakkak haber olurdu ki kullanmadı, gece babası yaşındaki, tüm Türkiye’nin saygısını kazanmış bir duayen gazeteciye küfürler savurup darp etme girişiminde bulunuyor.

Utanmadan, olay sonrası sosyal medya yoluyla bir açıklama yapıyor ve diyor ki: (İmlaya dokunmuyoruz) “Savunma amaçlı değil; bilgilendirme amaçlıdır..)#tbt Yarın kalktığınızda muhtemelen haberleri göreceksiniz…Eleştiriler, kınamalar, köşe yazıları, hep beraber birbirlerine destek planları ve devamı…DEMİŞTİM!!! Islıklandıktan sonraki röportajımda olanları unutmayacağım diye (Euro 2016)…Dün ilk defa milli takım uçağında gördüm o şahsiyetlerden birini aylar sonra. Onlar kim mi? Biz ülkemizin formasını terletirken ve sonrasında; yalanla, iftirayla, insanların onuruna laf söyleyerek, ailevi değerlerine dil uzatıp sonra buna gazetecilik diyen kişiler. Merak etmeyin 3-5 kişiler…Tabi alışmışlar bunları yapıp pişkince gezmeye…Neden? Çünkü düzen böyle gazeteciler ya gazetecilik aylar geçince unutuluyor ya…Çocukları, gençleri, kaoslar ve krizle besleyenler; hayalleri başka yerlere taşıyanlar…Yok öyle insanın, karekterine, ailesine değerlerine laf atmak…Unutmayanı da var bunun! Benim futbolculuğumu eleştiren gazetecilere teşekkür etmişliğim vardır haklısınız diye…Çünkü bu meslek olabilir…Ama aileme, değerlerime saldırmak olmaz; gücüm yettiğince de buna izin vermiyeceğim…Dün yaptığım doğru muydu? Bilmem! Evine misafir olup, adam satıp, iftira atıp arkadan iş çeviren olacağıma, yüzüne, bağırarak, saldırarak cevap beklerim…Belki doğru değil ama dürüstçe, onurlu, şerefli bir davranış…Ha cevap aldım mı? YOK! Kıvırmaca…(klasik) Aylarca sayfa doldurdu ama karşımda iki kelime yok. Gerçi yarın konuşurlar, arkamdan! Bu fotoğrafta gördüğünüz çocuk hayatta iyi veya kötü ne yaptıysa bedelini ödedi; öder de..Allah’tan başka kimseden bir şey istemedi, beklemedi.. Hesabı da kimseye vermez…Arda Turan yola çıkarken İYİ FUTBOLCU, STAR, vs. olmak için ÇIKMADI… Şerefli, onurlu bir adam olmak için, ailesine sevdiklerine sahip olmak için ÇIKTI…Her kim şerefime, aileme, onuruma laf etmeye kalkarsa; Allah’ın bana verdikleriyle, gücüm yettiğince karşılığını alır…İyi geceler…”

Pişkinlik de değil ki bunun adı. Başka bir şey. Yahu baban yaşındaki bir insana küfürler savunuyorsun, darp ediyorsun, boğasını sıkıyorsun sonra da pişkin pişkin “Yaptığım doğru değil belki ama şerefli bir davranış.” diyorsun. Bu şerefli bir davranış değildir, olamaz da. Bunun adı suçun arkasına gizlenmektir. Suçu işleyip sıvışmak mertçe midir?

Ama Arda Turan o. Ne yapsa yeri…Çünkü “Arda Turan gibisi yüz yılda bir gelir. Benim işim sahada olduğu için insanlar sürekli, ‘Aaa her yerde Arda var’ diyor. Tabii ki de her yerde ben olacağım. Yüzyıllık tarihe baksınlar. Kaç tane Arda Turan var!

*

Bu yazı yazılırken Fatih Terim, TFF Başkanı Yıldırım Demirören ve TFF Başkanvekili Ali Dürüst’le bir toplantı yaparak Arda Turan’ı kamptan yolladı. Bugün konuyla ilgili en güzel sözü Cem Dizdar söyledi: “Krizi yönetemiyoruz. Krizi yönetebilme kabiliyetimiz olsaydı, ‘prim krizi’nin arasından bir yıl geçmesine rağmen bugün bu olay olmazdı.”

Kabul edelim, son 2-3 yıllık Fatih Terim, bizim tanıdığımız krizi, kaosu iyi yönetebilen, tuttuğunu koparan, her yerde saygı duyulan Fatih Terim değil. Ve bu maalesef Milli Takım’a, Türk futboluna ve Türkiye’ye zarar veriyor. Böyle giderse vermeye de devam edecek.

Her şey bir kenara, Milli Takım uçağında, Milli Takım kaptanı, ülkenin yarım asırlık gazetecisine hatta ve hatta ona o formayı giydiren teknik heyetinden idarecesine sinkaflı küfürler edip saldırıyor, Milli Takım Teknik Direktörü Fatih Terim hiç istifini bozmuyor…

Neyi tartışıyoruz ki!

*

Bu yazı yazılırken Arda Turan “basın” toplantısı düzenledi. Basın mensupları Arda Turan söze başlar başlamaz salonu terk etti. Biz Arda’nın “kovulduğu” yönünde haberleri değerlendirirken Arda TFF Başkanı ve Fatih Terim’le konuştuklarını ve Kosova maçında olmama kararı alındığını belirtti. Kovuldu mu bıraktı mı? Bu muamma bir kenara, Arda efendi “Pişman değilim. Kuş gibiyim. Yine olsa yine yaparım. Adamlığımla iz bırakmak istiyorum.” gibi laflarla tüm ulusun gözünün içine baka baka dalga geçiyor. Sonra, TFF Başkanlığına aday oyacağını açıklayan, “efsane” futbolcu Rıdvan Dilmen “Arda Turan adına Bilal Meşe’den özür dilerim. Ama gazeteciliği için değil. EURO 2016’da yazdığı yazılar olacak şey değil.” diyor. Saçmalıyor. Galiba kendi gibi güce itaat eden, “Höt” deyince susacak “Konuş” deyince konuşacak birinin eskisi gibi popüler olmamasına ve insanların gözünden düşmesine üzülüyor. Yetmiyor, “Biraz gazeteciler kendilerin baksın. Gazeteciler de masul değil. Ne işi var Bilal Abi’nin o uçakta? Gazetecinin ne işi var o uçakta?” diyor. Cumhurbaykanının uçağında gazeteciler ne yapıyor, hiç sordun mu Rıdvan Dilmen? Yetmiyor “Bu çocuğun en büyük günahı popüler olmak. Çıktı, mertçe hata yaptığını açıkladı. Arda’nın adamlığına kefilim. Allahın izni ile Arda Turan yeniden Milli Takımda oynamalı, oynayacak.” diyor, diyebiliyor. Delirmemek, çıldırmamak, sinirden duvarları yumruklamamak elde değil!

Dizi dizi kitap yazılır, ama burada bitirelim…

Geçmiş olsun Bilal Ağabey.

Sıkılan senin boğazın değil, Türk spor basınının boğazıdır!

Paylaş
Önceki İçerikNEREDE O ESKİ TÜRKİYE
Sonraki İçerikRAKKA, YPG, ABD, REZA VE TÜRKİYE

31 Ağustos 1990’da Mersin’de doğdu. İlköğrenimini Abdülkadir Perşembe İlköğretim Okulu ve Mersin Ortaokulu’nda bitirdi. Liseyi Mersin Endüstri Meslek Lisesi’nde İklimlendirme ve Soğutma Bölümü’nü okuyarak tamamladı. Fakat mesleğini sevmediği için devam ettirmedi. Gazetecilik aşkıyla askerlik görevinden sonra yeniden sınava girdi ve Niğde Üniversitesi Radyo ve Televizyon Programcılığı bölümünü kazandı. Eğitimine halen devam etmektedir.
İlgi alanları; spor, edebiyat ve sinema.
Hayattaki en büyük hedefi, gazetecilik mesleğinin onurlu bir şekilde yapılabilmesi için çalışmak…

Bir Cevap Yazın