Üçüncü Yol

CEYLİN, KADIN, TÜRKİYE: BİRİSİ BİZİ ISLAH ETSİN!

08.30 gibi başlıyor gün, olması gerekenin aksine bir kasvet ve durgunlukla. Bir yerde birilerinin canı mutlaka yanıyordur elbette ama eğer hissedebildiğin kişilerden birisiyse bu “yanık”, gerçekten kaçışın imkansız ki şansımıza ekmeğin gazın olmasa da toplumsal refahın, huzurun, mutluluğun, adaletin karneyle bile verilmediği bir dönemden geçiyoruz.

100 yıl önce cephede metrekareye düşen mermi kadar bugünlerde payımıza acı düşüyor.

İnsanları sabahın köründe insansız sokaklara döken acılar yaşanıyor bir yerlerde. Bir acıyı eşeledikçe başka acıların varlığından haberdar oluyorsun.

Bir genç kadını duyuyorsun önce, birisini sevmiş, bir şeyler paylaşmış, ailesi duymuş, kıza kendi “örf ve adetleri” kapsamında “ıslah” süreci başlatmış. Sorsan onun iyiliği için, onu çok düşündüklerinden!

Küçükken okul çıkışında firik (yöresel bir isim olabilir, nohut denen yerler de duymuştum) ve çağla satılırdı. Firik olduğu gibi dallarıyla verilirdi de çağlayı gazeteden sarılan külaha koyardı “mobil” esnaf abi. O gazetede yazanları bile okumaya çalışırdım -ki eminim bugüne göre daha kötü haberler hatırlamıyorsam bunun küçük olmamla alakası yok-. İşte o çağla külahının dar ağzında iğne ucu kadar delik olurdu, dürbün gibi o külahla bakmaya çalıştığında bir noktaya odaklanırdın ama bütünü göremez, aydınlığın da kısıtlanırdı.

İşte o “dar” ışığı sunmuş ailesi o genç kadına, sosyal hayatı olmayacak, aç ya da tok karnına fark etmez ailesinden şiddet görecek psikolojik ve fiziksel, bu arada elbette çalışacak ki kadın dediğinin görevi nedir ki zaten kölelikten başka(!) ve bu yoğunlukta sınava hazırlanıp üniversite kazanırsa prangalarında azalma olacak, tabi her bölümü değil, ona verilen “uygun zemin”le tam tersi istikamette, belki de en iyisini!

Bazı insanları ve yaptıklarını gördükçe öfkeyle “hayvan” dediğimiz, hayvanlarla vakit geçirdikçe de hayvanlara bu söylemle ne büyük hakaret ettiğimizi gördüğümüz bir süreçten de geçiyoruz. İşte o insan görünümlü mahlukatlardan birisinin o genç kadına tacizde bulunduğu anda gözyaşlarıyla babasını aramasını, babasının bunun faturasını da kızına kesip kıza hayatı yine zindan ettiğini öğrendiğim bir noktadan başlıyorum güne, çıksam evden, Anıtkabir’e gidip Baba’ya anlatsam isyanımı, yüküm hafifler mi?

Gerçekleri değiştirmediği sürece hafiflese hafiflese azalan şey yüküm değil de insani değerlerim değilse ne?

Çok değerli bir dostumla konuşuyorum bunu, eğer insana ve vatana dair kaygın varsa her cümlenin gizli öznesi “ne yapmalı” oluyor. Dostum avukat, durumu dinleyince hüzünleniyor, öfkesiyle beraber ve başka bir hikayeyi anlatıyor…

Bir öğretim görevlisi, bir çalıştaya bir asistanla gidiyor. Otele yerleşiyorlar, odaları ayrı ve tek kişilik. Hoca(!), asistan genç kadına gelip, “Benim duşum bozuk, senin odandakini kullanabilir miyim?” diye soruyor, genç kadın evet dese olmaz, hayır dese olmaz noktasında bir çözüm buluyor kendince, “Olur siz kullanın, ben de çantamı alıp sizi aşağıda resepsiyonda bekleyeyim.” dediği anda bir maddenin Hoca(!) tarafından ağzına kapatılmasıyla bayılıyor. Üç-dört saat sonra uyanıyor, uyandığında gördüğü manzarayı arkadaşım bana anlattı ama benim duyduğumu yazmaya mecalim yok. Tabi buna rağmen olayın tam tersi şekilde Hoca(!) üzerinden aksettirilmesi.

Ülke, kuyularından çıkmaya çalışanla kuyularından çıkmak isteyen ama o mücadele azmini kendinde bulamayan Yusuf’larla dolu.

Arkadaşım o genç kadınla iletişim kanalını zorluyor. Genç kadının babası yok, annesinin de bunu duymasını istemiyor. Arkadaşım bu işi annesine duyurmadan halledeceğini, her konuda yardımcı olacağını söylese de korkuyor o genç kadın. Öyle ya, ataerkilleşen bir toplum ve bozuk olduğu herkes tarafından kabul edilen eğitim sisteminin bahşettiği “statü”lerin yine eğitim sisteminin bozuk olduğunu kabul eden aynı insanlar tarafından kutsanıyor, önemseniyor olmasının yarattığı yüksek “psikolojik eşik” caydırıyor onu, böylece o Hoca(!) ve onun gibiler bu pervasızlıklarına devam edebiliyorlar…

Aklımdaki savrulmayla geziniyorum boş boş sosyal medyada.

Tam o sırada başka bir ileti çarpıyor gözüme. İletinin görselinde açık bir televizyon, kanalda ekrana yansıtılan haber metni:

“10 Yaşındaki Ceylin’den acı haber! Küçük kız komşusunun evinde ölü bulundu.”
Altına çok sevdiğim bir dostumun notu, iletisi:

“Dikkat edin çocuklarınıza! Her gün biraz daha tehlikeli bu dünya! Herkesi potansiyel cani, hain ve sapık olarak düşünün, kimseyle haddinden fazla yakınlık kurmayın, kurmalarına izin vermeyin! Güvenmeyin. Öfkeden nefes alamıyorum, acıyı ise tahmin bile edemiyorum.”

Yine günü başlatan olayda hayata başlatan kişinin iletisinin bir kısmını görüyorum, ne acı tesadüf, bu iki ileti ardışık akıyor ekranda:

“Diyeceğim şu ki erkek çocuklarınızı kontrolsüz bir özgüvenle, kızlarımızı katı ahlak normlarıyla büyütürseniz o çocuk gider başka bir ailenin prangalı kızına orospu diye bağıracak cesareti kendinde bulur. O ‘kız çocuğu’ kendini koruyamaz sizden yardım bekler. Beklediği emin olun ‘Sen elin herifine ne diye cevap veriyorsun?’ cümlesi değildir. Bu toplumun kadınlarına tacizci, tecavüzcü, katil yetiştiren yine sizsiniz. Hepimizi böyle delirttiniz.”

***

TÜRK KADINININ ÖFKESİ SİZİ BOĞAR EFENDİLER

Ülkenin çok farklı yerlerinde kadınlar aynı saldırılara maruz kalıyor, ülkenin çok farklı yerlerindeki başka kadınlar bu duruma aynı haklı öfkeyle karşılık veriyor. Devletin (daha doğrusu devletin tüm kurumlarına dair yetki gaspı yapan siyasi iradenin), anayasada yazan “sosyal devlet” kavramının gerekliliklerini yerine getirmesi gerektiği yerde tüm hakları sadece ülkeyi yöneten bir zümrenin hizmetine sunması, başkalarından adaleti esirgerken kendisine her türlü “adaletsizliği”, “günah işleme özgürlüğünü(!)” kendinde görmesi, bağnazlığın ve gericiliğin “din” olgusu üzerinden meşrulaştırılması…

Devlet mekanizmasının adaleti, huzuru, güveni sağlamadığı yerde kişilerin kendi adaletlerini sağlama güdüsüne yönelmesi, sonrası kaos… Dön baba dön, en az beş yüz yıl gerisine..

Üstelik de dünyada herkesten önce ve her zaman kadına en fazla önem veren, kadının binlerce yıl önce ülke yönettiği Türk kültürünün mirasında yükselen bir cumhuriyette..

***

Ekranlarda görüyoruz, birilerinden duyuyoruz böyle haberleri…

Hep başkalarının başına gelecek sanıyoruz bunları değil mi?

Belki kendi başımıza geleni sakladığımız konudan uzaklaşınca yok sayılacağına inandığımız için?..

Belki de kardeşlerimizin, evlatlarımızın yaşadığı şeyleri bizden sakladıkları için?..

Öyle bir paradoks bataklığında debeleniyoruz ki bir erkek olarak bu duruma vereceğimiz tepki sırasında bile hangi tepkimizin kadınları bu cehenneme mahkum etmek isteyen “şiddet” sarmalını destekleyeceğini kestiremiyoruz.

Hiç yapmadığım bir şeyi yapıp bu olayları isimleri vermeden aktarıyorum. Niye? Çünkü böyle o kadar çok hikaye var ki anlatılanın ancak zihniyeti ifşa olur. Kişiler, bu şiddet kalabalığında çölde kum…

Biz böyle bir toplum değildik. Ve bunun böyle devam etmemesi için öncelikli mücadele vermeyen herkes bu vebali sırtında taşıyacak, yarın kendisine ya da yakınına sıra geldiğinde değil şikayet, itiraz edecek hakkı ve gücü bile olmayacak.

***

Ceylin 10 yaşındaydı. 10 Haziran 2017 Cumartesi günü, arkadaşları ile oynamak için evlerinin önündeki parka gitti. Ceylin’den uzun süre haber alınamaması üzerine babaannesi ve dedesi her yerde torunlarını aramaya başladı. Sosyal medyadan torunlarının fotoğraflarını paylaşmaya başlayınca kendilerine bir mesaj geldi:
“Polise haber vermeyin. Torununuzu öldürürüz.”
Ceylin 12 Haziran 2017 Pazartesi günü komşularının evinde ölü bulundu. Komşuları S.T., “Ceylin yere düştü, ben de korktum sandığa sakladım.” dedi, diyebildi…

Sorsalar birilerine, bu “komşu” da “ADAMın dibi”, “Adam gibi adam”dır değil mi?

***

Ülkenin üstüne yerleştirilmek istenen Sodom ve Gomore fanusunu, bu fanusu inşa etmeye çalışanların başına yıkmadıkça bu topraklara diri diri gömülmekten kaçışımız yok.

Sadece kurucu ayarlara dönmek evet; siyasi, ekonomik açıdan olmazsa olmaz ama ahlaki manadan sadece bu da yetmez, öze dönmeliyiz hem de “en” öze.

Kendi mezarımızı kendimizin kazması yeterince saçma değilmiş gibi bunda bir de yangından mal kaçırırcasına acele etmemizdeki amaç ne?

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
12 HAZİRAN 2017

Çağdaş Bayraktar

Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin'de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü'nin her kademesinde görev aldı.

Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte "Kemalizm"in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T'ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi
Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı.

2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu.

Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı.

Milli Mücadele döneminde kurulan ve "Kemalizmin İleri Karakolu" unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana'daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti.

Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu'nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı.

Genç Yeni Adana'daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol'u kurdu.

Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı'nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta.

Milli İrade Birliği'nin "Milli İrade Nedir?" ve Mustafa Mutlu'nun "Dön Kardeşim" kitaplarında yazıları yayınlandı.

Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Yorum ekle

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Takip Et

Bizimle iletişim kurun. İnsanlarla tanışmayı ve yeni arkadaşlar edinmeyi çok seviyoruz.