Arabayla asfalt yolda giderken birden karşına bir levha çıkar:
‘Yol kapalı.’
Bozulursun..
Ama yapacağın bir şey de yoktur.
Bugün pazar!..
Pazartesi günü yürekten ameliyat olacağız, söylenenlere bakılırsa epey gıllıgışlı bir operasyonmuş, nalları havaya dikersek bozulmayalım, olur böyle şeyler…
Son haftalarda ‘nalları havaya dikmek’ deyişini çok kullanmaya başladım. Benim hoşuma gidiyor; kimisi sevimsiz buluyor ama Türkçe mizahın başyapıtlarından biri…
İnsanlarla hayvanlar arasında eşitlik de sağlıyor…
Bektaşi’ye demişler ki:
– Nalları havaya dikenin nesine bakarsın?
– Sırtına… demiş…
– Nasıl?
– Ya eyeri vardır, ya semeri…”

***

Çok küçük değildik, çok büyük de değildik…

“Tehlikenin farkında mısınız?” sorusundaki tehlikenin farkındaydık da karşı devrimin bu kadar bel altı hamlelerle hedefine yürüyeceğini belki kestiremedik.

Öyle ki ölümü kurtuluş bıraktıkları insanlar oldu.

Korkunç bir dönüşüm evresine denk geldik ve bizlere yol gösterecek aydınlar öldürüldü, geriye kalanlarınsa çoğu kendi inisiyatifi ya da “Özel Yetkili Mahkemeler”in özel yetkili hakimleri, savcıları ile dönüştürüldü…

Aklımda kalan, senin o el sallayan fotoğrafın…

Çok ihmal ettik seni, ne desen yerden göğe kadar haklısın.

Yıllar önce aldığım kitabı okumaya bu sene başlamasam, yine keşfedebilir miydim derinliğini?

Sanmıyorum, bu da bizim ayıbımız. (Bu hesaba göre seni bizlere yeterince anlatmayanların ayıbı çok daha fazla.)

Son bir ayda kaç tane yazını okudum bilmiyorum, “işte bu” diyerek…

Gariptir, İlhan Selçuk deyince aklıma hep Uğur Mumcu’nun yazısının o paragrafı geliyor:

“Kürt Milliyetçilerinin çıkardığı Özgür Gündem gazetesi, yayın yaşamına adım attığı günden bu yana iki kişiyi hedef alıyor.
Bu yazarlardan biri İlhan Selçuk  biri de benim.
Cumhuriyet, son zamanlarda dinci Zaman gazetesi, Kürtçü Özgür Gündem ve büyük tirajlı gazetelerde köşe kapmış dönek Marksistler tarafından hedef seçildi. Bu saldırıların bir kısmına gülüp geçiyor, bir kısmını da yanıtlıyoruz.”

İnsanlar ne konuştuklarını ne duyduklarını unuturlar ama ne hissettiklerini asla unutmazlar derler, doğru.

Ben, bazı detayları hatırlamamakla beraber size çektirdiklerini hiç unutmadım. O uzun gözaltıların seni, sizleri nasıl yıprattığını hiç unutmadım. O acı da o acıyı yaratan öfke de aklıma, ruhuma, kalbime kazılı.

Sizler gittiniz bir bir… Ya doğrudan ya dolaylı katlettiler sizleri.

Engel olamadı bizden öncekiler, büyüklerimiz. Sonra kendileri de kayboldular zaten.

Sahipsiz gibi kaldık, sen olsan bize sahip çıkardın, Nadir Nadi’nin sana sahip çıktığı gibi…

Bizim payımıza “Nadir Nadi’nin yazarları” diye bir şey kalmadı pek. Kendi yağımızda kavrulmaya, kendi kendimizi hem geliştirmeye hem keşfettirmeye çalıştık.

Türkiye Cumhuriyeti’ne yapılacak operasyonun başarılı olması için CHP’ye operasyon yapıldığı gibi Cumhuriyet‘e de yapıldı. Zaten bir aşaması doğrudan sizi hedef aldı. Uğur Mumcu’nun bahsettiği Zaman ile aynı manşette çıktığı oldu Cumhuriyet‘in.

Kahpe içeri sızıp içerden oldu, kapı kilit tutmadı.

“Herkes maskesini çıkarsın, yoksa yüzlerindeki maskeleri biz yırtacağız. Biz yırtmasak bile Kürt halkının dinamiği yırtacak. Herkesin notu, karnesi belli olmuştur. Kürt düşmanlığı yapmamak bile bir namus ölçüsüdür.” diyerek Uğur Mumcu’yu ve sizleri hedef alan gazetenin “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği”ni yapabilen “kalibre” ve “omurga yapısına” sahip birisi Cumhuriyet‘e Genel Yayın Yönetmeni olarak indirildi.

Sizlerin paketlediği “dönekler”, “yetmez ama evet” çizgilerinden de utanmadan gazeteye çöreklendiler, tabi sıkıştıklarında yine Cumhuriyet’in kurucu çizgisinin yarattığı birikime sığındılar, orası ayrı.

İşin acı yanı, ölüm yıl dönümlerinizde sizi anan (ama zamanla anlaşıldı ki anlamaya çalışmayan) kişiler, gazeteyi işgal eden bu “görevliler”e de alkış tuttu.

Kesmedi, onların kim olduklarını anlatmaya çalıştığımızda onlara değil de bizlere yafta vurdular, bir zamanlar birilerinin sizlere yaptığı gibi.

Bu arada bir kişiye özellikle teşekkür etmeli, o da Miyase İlknur.  Seni o kadar güzel anlatmış, sana o kadar içten “İlhan Abi” demiş ki, benim bile yaş farkına bakmaksızın “İlhan Abi” diyesim geldi, kızmazsın diye düşünüyorum.

Yine sizin gazeteden paketlediğiniz Hasan Cemal’ler, etnikçiler, liberaller ve gazeteye tepeden indirilen genel yayın yönetmeni, “operasyon yiyen” Cumhuriyet’i kuran partide pek sevildiler, ten uyumu önemliydi malum, birbirlerini pek çabuk tamamladılar.

Ama enseyi karartmak yok kesinlikle.

Gazete çok kötü günler geçirdi ama devran dönmek üzere. Sizlerin bu ülkenin ve gazetenin aydınlık birikimine yaptığınız katkıları yok saymaya hiç kimsenin gücü yetmez, yetmeyecek de.

Bizler, hayali Cumhuriyet gazetesinde yazmak olan, bu uğurda yola çıkan Üçüncü Yol gençleri, bugün bir nebze bazı maskeleri düşürmüş olmanın haklı gururunu yaşıyoruz ama yeterli değil.

Size yapılanları da yapanları da bugün bile hâlâ onlara kucak açıp sahip çıkan “Maskeli Atatürkçüleri” de unutmuyoruz, barışmıyoruz, affetmiyoruz.

Mustafa Kemal bu topraklarda asla yenilmedi, onun devrimlerinden yana olan aydınlar da tıpkı onun ideolojisi gibi tarihsel süreçte daha fazla haklı çıktı, daha da güncellendi.

Birilerinin bunu yok saydırmaya çalışması, sonucu değiştirmez.

Sakıncasız Piyadelerin lüks köşe başlarında gününü gün ettiği yerde bizler, sakıncalı piyadeler, kalpaksız kuvvacılar, bedenlerimizden son nefes çıkana kadar mücadelemize devam edeceğiz, eğer bayrağınıza sahip çıkabilir, onu sizlerin yükselttiği mertebede dalgalandırabilirsek ne mutlu bize!

Ama içiniz rahat olsun, bizlerin olduğu yerde sizlere ve sizin savunduklarınıza uzanan hiçbir dil karşılıksız kalmayacak.

Sen şimdi,
yattığın yerden sindin toprağa,
En-el Hakk bu ya,
oradan tohumlara,
baharda çiçek açtın,
en güzel kokularla sindin ruhumuza,
kalemimize,
kelamımıza,
çiçeğinden bal yaptı arılar,
dolaştın tüm gökyüzünü bilgeliğinle…
Durmadın, güzelleştirmeye devam ettin dünyayı…

Biz seni senden göremedik,
çok gördüler özgürlüğünü,
yordular yıprattılar seni
sen de “eyvallah” dedin,
senden gösterilmeyen seni başkasından dinledik,
dinledikçe daha çok tanıdık,
yaşamışçasına kucakladık varlığını,
böyle bir adam bu dünyadan geçmiş dedik,
daha da kenetlendik davamıza, kavgamıza.

Sen ve sizler yapabileceğinizden çok daha fazlasını yaptınız,
ödediniz bedelini fazlasıyla,
şimdi sadece seyredin ve esirgemeyin enerjinizi,
bizlerde şimdi sıra.
Hem geri almak için kaybedilenleri,
hem de sizleri yaşatmak,
sizleri ve sizleri anlatan kitapları en güzel ellerde,
en güzel yüreklerde ağırlatmak için
bu mücadele,
biraz da.

Siz gerisini bize bırakın ve rahat olun.
Şimdi “vardiya bizde”,
Üçüncü Yol’un Kemalist gençleri nöbette,
nefer olarak mevzide,
kalemleriyle…

***

Dünyanın bugünkü kepaze haline insan bozuluyor, bir yanda açlıktan ölen çocuklar, yoksullar, bir yanda sayılamayacak kadar çok kadın köleler…
Öyle kadın köleler ki köleliklerinin bilincinde bile değiller…
Ve bu kadınlar saraylarda yaşıyorlar…
Dünya böyle kalmaz…
Biz de böyle kalmayız…
Hem kim kalmış ki canım…
Kim kalır ki…
Çok ermiş gelmiş geçmiş bu dünyadan…
Biri, 13. yüzyıl şairi Âşık Paşa …
Der ki:
‘Acı dirliğim isteyen
Tatlı dirilsin dünyaya
Kim ölümüm ister ise
Bin yıl ömür olsun ona’
Yine de tekerlemeye geliyorum:
Nalları dikmezsem…
Daha görüşürüz…
Dikersem, her ne kadar kusurumuz da olsa, affola…
İkisine de eyvallah…”

Bizden sana eyvallah “İlhan Abi”,
Düşünsel Pirimiz, eyvallah…
Devrin daim olsun.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
21 HAZİRAN 2017

Paylaş
Önceki İçerikTÜRKMENLERE YEĞLENEN ARAP ŞEYHLERİ
Sonraki İçerikAÇIK ÇAĞRI!

Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü’nin her kademesinde görev aldı.

Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte “Kemalizm”in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T’ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi
Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı.

2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte “Vardiya Bizde Adana”nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu.

Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı.

Milli Mücadele döneminde kurulan ve “Kemalizmin İleri Karakolu” unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana’daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti.

Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu’nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı.

Genç Yeni Adana’daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol’u kurdu.

Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı’nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta.

Milli İrade Birliği’nin “Milli İrade Nedir?” ve Mustafa Mutlu’nun “Dön Kardeşim” kitaplarında yazıları yayınlandı.

Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın