DUYURU VE BİLGİLENDİRME

“Olağanüstü durumlar, olağanüstü önlemler gerektirir” der Ulu Önder. Biz de ülkenin içinde bulunduğu durumda çıkış yolu bulmaya çalışan vatanseverlerin arayışlarına katkı sağlamak için yeni projelerle sizlerle olacağız.

Sitemizde kendi yazarlarımızın yazılarının dışında konuk yazarların yazıları yayımlanmakta. Ayrıca “Sizden gelenler” kısmında da gelecek vadeden genç arkadaşlarımıza da elimizden geldiğince destek olmaya çalışıyoruz.

Bunun dışında sitemizin halen devam etmekte olan internet gazetesine evrilme sürecine paralel olarak iki yeni gelişmeyi sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Bunlardan birincisi, kendi yazarlarımız ve konuk yazarların hazırlamış olduğu “özel haber”ler sizlerle buluşacak.

İkinci gelişme ise toplumda karşılık bulan, yaptıkları açıklamaları toplum nazarında dikkatlice irdelenen, vatanseverliğinden şüphe duyulmayan değerli yazarlarla aylık ya da 15-20 günde bir gerçekleştireceğimiz söyleşiler yine sitemizden sizlere ulaşacak.

Bu kişilerden ilki ise kumpas davası mağdurlarından FETÖ’ye yönelik en kapsamlı kitapların da yazarı olan Emekli Kurmay Albay Mustafa Önsel.

Mustafa Önsel ile söyleşilerimiz, “Önsel Komutan ile Hasbihâl” başlığıyla her ay sizlerle olacak.

Haziran ayı için gerçekleştirdiğimiz söyleşinin FETÖ ile ilgili olan ilk kısmı sizlerle…

İyi okumalar.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
ÜÇÜNCÜ YOL GENEL YAYIN YÖNETMENİ
23 HAZİRAN 2017

FETÖ İLE MÜCADELENİN “BEYNİ” YOK , “BEYİNCİK”LER VAR

ÜÇÜNCÜ YOL: FETÖ kapsamında operasyonlar sürüyor. Fakat bu operasyonlar sürdükçe yapılan ve yapılmayan hamlelerden ötürü de toplumda bu davanın ciddiyetine karşı, kararlılığına karşı ciddi soru işaretleri var. Örneğin, bir bankaya para yatıran kişi tutuklanabiliyor. Ama bankanın yönetim kurulu üyesi ya da başkanı serbest bırakılabiliyor. Tam olarak ne oluyor FETÖ davasında? Mustafa Önsel ne görüyor?

MUSTAFA ÖNSEL: Türk tarihinde belki dünya tarihinde bile göremediğimiz ölçekte yaygın, sistematik çalışan bir örgütle karşı karşıyayız. Uluslararası boyutu olan, uluslararası desteği olan, dünyada güçlü devletlerin servisleriyle yani istihbarat teşkilatlarıyla hemhal olan bir örgütle karşı karşıyayız. Bununla mücadele de çok sistematik, planlı ve tabii ki kararlı olmalı. Bu dönemde ne görüyorum? Bir mücadele var mı? Evet, var. Fakat bu mücadelenin planlı ve sistematik olması için bir merkezinin olması lazım. Yani bir “beyninin” olması lazım.  Bu var mı? Yok. Bu işin bir beyni yok. Birçok beyincik var. Herkes kendine göre bir mücadele yürütüyor. Dolayısıyla herkes kendine göre yürüttüğü için ve kendi penceresinden baktığı için de yanlışlar oluyor.

Ü.Y.: Bu beyinciklerin içine sızmalar da var değil mi? Kriptolar da var yani…

M.Ö.: Geleceğiz ona da. Samimi mücadele edenler için söylüyoruz bunu. Samimi mücadele edenler olsa bile bir ortak merkezden istihbari bilgiler toplanacak, bunlar değerlendirilecek, ona göre operasyonlar yönlendirilecek. Fakat şu an böyle bir şey yok. Herkes kendi cephesinde mücadele ediyor. Dolayısıyla herkes gördüğü kadarıyla mücadele ediyor. Bir yanlış böyle oluyor (Samimi olsa dahi). Diğer yanlış, zaten bu örgüt bizim bildiğimiz herhangi bir örgüt değil. Yani bu örgütün pek çok bilineni-bilinmeyeni, görüneni-görünmeyeni, açığı-kripto olanı var. Hatta biliyoruz ya işte ByLock operasyonunu yapan savcının telefonundan ByLock çıkıyor…

KOZMİK ESPRİ

Ü.Y.: Sonra kişiler araya girerek ByLockların renkleri değiştiriliyor.

M.Ö.: Tabii, vardır, onlar da vardır. Dolayısıyla şu anda bu operasyonları yürütenlerin içerisinde ne kadar kripto var bilmiyoruz. Şu andaki mahkemelerde duruşmaları yürüten hakimlerden kripto olanı var mı, bilmiyoruz… Ama şu ana kadar bir şey görüyoruz ki bu operasyonlar iyi yürütülmüyor. Bu operasyonlar sulandırılmış vaziyette. Bunların en büyük sebebi yanlış uygulamaların yanı sıra siyasi baskılardır da. Biz bunu yerelde gördük. Mesela, Samsun pratiğinde (Kitapta da var sanıyorum) FETÖ’cü olduğu iddia edilen bir üniversitenin 12 kişilik mütevelli heyetinden 11 kişi gözaltına alınıp, tutuklanıp, mal varlıklarına el konulurken mütevelli heyeti başkanının serbest bırakılması, işine gücüne devam etmesi… Mesela, Bank Asya’ya para yatıran bir hizmetli en azından açığa alınırken Bank Asya’nın sermayedarlarından birisinin malına mal katması kabul edilebilecek bir şey değil. Şu ana kadar siyasilere hiç dokunulmaması aksine siyasilerin kendi tanıdıklarına yönelik yargıya baskı yapmaya çalıştıklarını basından görüyoruz.

Ü.Y.: Binali Yıldırım’ın “FETÖ’nün siyasette ayağı yok.” diye bir açıklaması  var…

M.Ö.: Siyasilerin, “Bunların siyasette ayakları yok.” demeleri hiç kimse tarafından kabul gören bir şey değil, bu çok açık. Dolayısıyla, sizin böyle yaygın bir örgüt için “MİT girmiş, Emniyet’in İstihbarat birimini tamamen ele geçirmiş, Türk Silahlı Kuvvetlerini ele geçirmiş ama bizim siyasetçilerde bunlardan yok.” demeniz kadar komik ötesi bir şey yok. Ben buna “kozmik espri” diyorum. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Çünkü siz böyle deyince ne oluyor? İş sulanıyor…

MİLİTANLAŞMA KESKİNLEŞME SÜRECİ BAŞLADI BU İNSANLARIN

Ü.Y.:Bir örgütün sermaye kanadıyla tartışmıyorsun, siyasi kanadıyla tartışmıyorsun e o zaman bu kavgayı kime karşı yürütüyorsun?

M.Ö.: Şu anda kertenkelenin kuyruğuyla uğraşılıyor. Kertenkelenin kuyruğuyla uğraşınca kertenkelenin ana gövdesi dışarıda olunca bu sefer ne oluyor? İnsanlar çekiniyorlar da… Çünkü kertenkele duruyor, kuyruk yok sadece… Bizzat bu kalkışmayı yapan askerler, bilinen iş adamları, biraz emniyetçi vs… Bir de esas kim? Esas Cumhurbaşkanı’nın belki de formülize ettiği “Aşağısı ibadet, ortası ticaret, yukarısı ihanet” dediği noktada belki de burada en fazla darbeyi işi ibadet boyutuyla buraya bağlı olanlara getirdiler. Ne oldu, sonucunda tehlikeli bir şey ortaya çıktı. Esasında gerçekten ibadet saikiyle kazanılabilecekken bunlar açığa alındılar, atıldılar, tutuklandılar. Bununla da kalınmadı eğer çocuğu bir yerde işe girdiyse o da atıldı. Eşi çalışıyorsa o da atıldı. Aç bırakıldılar. On binlerce insandan bahsediyorum bakın, bir-iki tane de değil. Ve bunlara ev tuttular. Sahadan edindiğimiz izlenim şu ki bunlar şu anda önce aç kaldılar, her yere müracaat ettiler, “Biz masumuz, açız.” dediler. Bir kedi için, bir köpek için, herhangi bir hayvan için ayağa kalkıyoruz değil mi? Bunlar için hiç kimse ses çıkartmadı. Ve örgüt bunlara sahip çıktı, -gördüğüm o- bu terör örgütü, insanlık düşmanı örgüt bunlara sahip çıktı. Tamamen ibadet boyutuyla bunlara bağlı olanlar şu anda tamamen bunlara ram olmuş durumda. Militanlaşma, keskinleşme süreçleri başladı bu insanların… Bu, bir başka tehlikeyle bizi karşı karşıya bırakacak önümüzdeki süreçte. Çok daha radikal, çok daha sert, belki eskisi kadar yaygın değil ama hatta gerektiğinde silahlı bile olabilecek daha militer bir gücü karşımıza koyacak. Buna da hazırlıklı olalım…Bu güç nasıl bir güç? Herhangi bir güç değil, CIA’nın dünyada desteklediği ve eğittiği bir örgütten bahsediyoruz…

Ü.Y.: Hatta belki de CIA’nın eğit-donat-yönet tarzında diyebiliriz… Peki, şuna değindiniz: “Bu süreç iyi yürütülmüyor ve bu sürecin iyi yürütülebilmesi için planlı, sistematik ve kararlı olmak gerekiyor.” dediniz. Bizim de gözlemlediğimiz şey şu, özellikle 17-25 Aralık sürecinden itibaren -amiyane tabirle- tamamen yatakların ayrılması durumu söz konusu. Fakat bu süreçte sanki siyasi iktidar bunları tasfiye ettiği her ölçüde daha milli ve bu insanlar tarafından bedel ödetilmiş insanlarla iş birliği yapmak zorunda kalacağına inandığı için hem bunu ötelemeye çalışıp hem de bu yapıyla kısmen mücadele etmeye çalıştı. Ve bu 15 Temmuz’da çok pahalıya mal oldu. Belki de zamanında bir iş birliği yapılacak olsaydı, mağdur olan kişiler dinlenecek olsaydı, doğru kişiler bu yönetim mekanizmasının içinde bu süreci yürütecek olsaydı biz 15 Temmuz’u yaşamayacaktık. Fakat 15 Temmuz’dan sonra çok kısa süreli birkaç hamle olsa da onun dışında yine gördüğümüz kadarıyla hâlâ Cumhuriyet Devrimlerine, Atatürk’e saldırı söz konusu…

M.Ö.: Hemen 15 Temmuz’dan sonra malum laikliğe vurgu yapıldı, Atatürk’e vurgu yapıldı, Lozan’a vurgu yapıldı ama bir süre sonra özellikle bu referandum sürecinde tekrar eski fabrika ayarlarına dönüldü. Bunlarla en keskin mücadeleyi kim yapıyordu? Bunlardan darbe yiyenler… Özellikle bu tatlı su Atatürkçüleri değil. Gerçek anlamda Atatürkçü, bunlardan darbe yemiş ve bunları da iyi tanıyan insanlar bunlarla mücadele ediyordu. Ama hükümet bunlara da % 100 güvenmiyordu. Yani “Bunlar mücadele ediyorlar ama bizden değil” diye baktılar hep. Dolayısıyla yine hep kendilerine yakın gördüklerini bu işlerde de öne çıkardılar mücadelede de. Bunların da bir kısmı kripto olduğu için doğru dürüst yürümüyor. Şu anda mesela Silahlı Kuvvetlerin yukarısında epey düzelmeler var ama aşağısında sayısal anlamda azımsanmayacak kadar diyelim hadi… (Çok da moral bozmayalım)  azımsanmayacak sayıda FETÖ’cü var. Hâlâ külliyatlı bir şekilde duruyorlar. Müsteşar seviyesinde, müsteşar yardımcısı seviyesinde oldukları söyleniyor… Bürokrasideki ağırlıkları devam ediyor.

Ü.Y.: Neden operasyon yapılmıyor peki? Yine aynı sebepten mi yoksa başka sebepler mi işin içinde?

M.Ö.:Bir imkan meselesi bu… Elinizde savcı belli, operasyon yapacak güvenlik kuvveti belli yani bu kadar dağılamazsınız.

Ü.Y.: Hükümetin operasyonları yürütecek yeterli kadrosu yok mu yani?

M.Ö.: Bence yok. Bir keresinde bu soruşturmaların başlatılması, yürütülmesi bunlar zaman meselesi… Muhtemelen onlara da gelecektir sıra.

SÜTE ZEHİR KARIŞMIŞ VAZİYETTE

Ü.Y.: Bununla ilgili şöyle bir algı var, ortada bir sürünceme var bu insanlarla ilgili… Belki yarın bile bu insanlara operasyon yapılabilecek haklı koşullar var. Hem vekil bazında hem bürokrasi bazındaki bu insanlara yapılacak operasyonlar bekletilerek sanki bu insanlar pazarlıkta koz olarak kullanılıyor gibi.  Yani “Ben seni her an gözaltına alabilirim, ben seni her an tutuklayabilirim, ben seni her an vatan haini ilan edebilirim ama etmiyorum o zaman sen de…” deyip üç nokta koyulup karşılığında ne alınıyor? Örneğin Ahmet Takan’ın iddiası vardı 2 tane büyükşehir belediye başkanının Yenimahalle’ye çağırılıp da belirli konularda onlardan maddi bir şey istenmesi gibi… Ortada sanki bir pazarlık dönüyor… Siz ne düşünüyorsunuz?

M.Ö.: Buna şu an pazarlık dersek iddialı bir şey olur çünkü doğru da olabilir, olmayabilir de… Buna bir şey diyemeyiz. Yani perdenin arkasında ne dönüyor ne dönmüyor bunu bilmek, bunun üzerinden “komplovarî” şeyler de söylemek istemiyorum. Gördüğümüzü söyleyelim bence. Böyle bir şey olabilir mi, olamaz mı; bunlara güvenilir mi, güvenilmez mi onu bilmem… Ne elde edecek yani bir müsteşar? Gider oradan bir şube müdürünü yaparsın müsteşar. Bir sürü zeki adam var. Bundan ne elde edecek bilemiyorum… Ayrı bir hesap var mı? Yoksa bazı siyasiler mi koruyor onları, onu bilemem… Ama biz şunu duyuyoruz: Siyasetçilerin içerisine çok fazla miktarda sızmış vaziyetteler. Olmaması zaten eşyanın tabiatına aykırı bir şey. Yani eşyanın tabiatına aykırı bir şeyi yok sayamayız. Hem de öyle vahim bir durum ki süte zehir karışmış vaziyette. Bu nedenle FETÖ ile mücadelede muhalefete de çok fazla görev düşüyor. FETÖ ile mücadele sadece iktidara bırakılacak bir olay değildir.

Ü.Y.: Ve bu mücadelenin yürütülebilmesi için muhalefetteki süte de zehir karışmamış olması lazım…

M.Ö.: Mutlaka tabii, mücadele anlamında iktidar böyle diyor biz tersini yapacağız diye değil, bu büyük, güçlü ve belki de en yıkıcı örgüte karşı herkesin net tavrı olması lazım. Bu konuda net olunması lazım…

Ü.Y.: Ama bunu mitinglerde Ahmet Altan’ları, Nazlı Ilıcak’ları alkışlatarak yapamazsın,  bu mücadele böyle yürümez…

M.Ö.: Olacak şeyler değil yani bunlar… Ahmet Altan’lar, Nazlı Ilıcak’lar zaten bu örgütle beraber olan insanlar, bu çok açık. Dolayısıyla FETÖ ile mücadele sadece iktidara bırakılmayacak kadar önemlidir, bunun altını çiziyorum. İktidara muhalefet etmek FETÖ üzerinden olmamalı. FETÖ ile mücadelede net olacağız. Bir düşman, PKK, şu, bu olduğunda nasıl netsek bunda da net olacağız. Çünkü bizim içimizdeki düşman daha tehlikeli düşman. Maalesef ben bunda da eksiklik görüyorum. Muhalefet kanadının da bu konularda sıkıntıları var…

FETÖ DİASPORASI OLUŞUYOR

Ü.Y.: Yakın zamanda bir karar çıktı, yurt dışında firari olan FETÖ’cüler dönmedikleri takdirde 90 gün içinde vatandaşlıktan düşürülecekler. Bu uzun vadede onların lehine olmayacak mı? Vatandaşlıktan çıkarılan bir insanı nasıl yargılayacağız biz?  Bu hamle mücadeleyi sekteye uğratmaz mı?

M.Ö.: Bence mücadeleyi çok sekteye uğratmaz. Tabii hukuksal boyutu için bir şey söylersek yanlış olur yargılanıp yargılanmama konusunda. Türkiye’de suç işlemişler bu adamlar. Türkiye’de suç işleyeni vatandaşın olmazsa da yargılarsın. Diyelim, Türkiye’de suç işlemiş bir İngiliz kaçtı. E biz bunu yargılamak için isteyebiliriz sonuç olarak Türkiye’de suç işlemiş, suç yeri Türkiye. Hukuksal anlamda biz bunları yargılarız.

Tabii bunları vatandaşlıktan çıkartmak da bir “tavır”dır. “Bu bir terör örgütü üyesi, biz vatandaşlıktan çıkartıyoruz.” denebilir. Eğer çıkarmazsanız şu eleştiri de gelebilir:  “Terör örgütü diyorsunuz, bilmem ne diyorsunuz, gel diyorsunuz gelmiyor, vatandaşlıktan bile çıkartmamışsınız…” Bu da bir eleştiri konusudur. Mücadelenin kararlılığı anlamında bu yeterli olmasa da işin “gösteri” anlamında uygun olduğunu düşünüyorum.  Ama bu onlardan ne götürür? Sadece psikolojik etkilenme dışında bir şey götürmez, adam yaşıyor işte…  Tehlike; şu anda uluslararası yaygın ve güçlü bir desteği olan örgütle karşı karşıyayız. Şu anda “diaspora” çalışmaları yapılıyor. Çünkü biz burada o ihanet boyutunda olanların gitmelerine göz yumduk, kaçtılar. Şimdi işte tıpkı “Ermeni Diasporası” gibi, “PKK Diasporası” gibi -özellikle Avrupa’da PKK Diasporası da oluşmaya başladı- bir “FETÖ Diasporası” oluşmaya başladı. Ve Türkiye aleyhine çok yoğun çalışıyorlar. Bu çalışmaların etkisini Türkiye olumsuz anlamda daha fazla hissedecek. Dünya kamuoyunu daha fazla etkiliyorlar…

Ü.Y.: Bilerek veya bilmeyerek bu Diaspora çalışmalarına  en büyük katkıyı da Türkiye’de giderek otoriterleşen ve hukuksuzlaşan siyasi irade mi sağlıyor?

M.Ö.: Tabii.. FETÖ’cü olmadığı kesin olan yazarlara, gazetecilere, aydınlara yapılan operasyonlar… Başka suç işlediyse o suçtan işlem yapın ama şimdi Ahmet Şık’ı, Kadri Gürsel gibi insanları siz FETÖ’cülükten içeri alırsanız bu davalara inandırıcılık kalmaz. Siz Sözcü gazetesine FETÖ’cülükten operasyon yaparsanız, muhabirlerini falan tutuklarsanız bu işi sulandırmış olursunuz sadece. Bunun ötesine geçemezsiniz. İnandırıcılığı kalmaz. Otoriterleşirseniz de ne olur? Öncelikle bundan FETÖ yararlanır. Haklı argümanları ileri sürerek, bu yönde eleştiriler getirerek kendilerinin haklı olduklarına ve doğru yolda olduklarına dünya kamuoyuna ikna edebilirler. “Otoriter mi? Evet, otoriter. Niye? İşte şöyle şöyle olaylar oluyor…” dediklerinde bakıyorsunuz evet otoriter, demek ki bunlar haklıdır. O zaman demek ki bunlar her söylediklerinde haklıdır gibi bir algı oluşuyor. Dolayısıyla Türkiye’de illegal olarak ve meşruiyet dışı gördüğümüz bir hareket Türkiye’deki bazı doğru olmayan uygulamalar nedeniyle meşru hale gelir, zaten geliyor da. Bu daha da yoğunlaşacak. Olaylar daha sıcakken bile dünyada tersine kamuoyu oluşturmaya başladılar. Dünya kamuoyu da hazır zaten özellikle Batı kamuoyu buna dünden hazır. Biraz da tabii Türkiye’deki idareye olan tepkilerinden dolayı…
Röportaj: Çağdaş Bayraktar, Senâ Yaşar, Mehmet Anıl Parlak
Çözümleme: Senâ Yaşar
Fotoğraf: Özüm Atlıtürk

Görsel: Mehmet Aman

Röportajımıza ev sahipliği yaptığı için Sefa Kafe’ye teşekkür ederiz.

Bir Cevap Yazın