Amasya. “Küçük, şirin bir Anadolu şehri”nden daha fazlası…

“…
zamanıdır dağları delmenin, Ferhat” demişti Arkadaş Zekai. Ferhat bu çağrıyı çağlar öncesinden duymuş ki Şirin için koca dağları delmişti. Fakat ne o ne de Arkadaş düşünememişti onun aşkından daha kuvvetli bir memleket sevdalısının bu şehre uğrayacağını, mücadelenin ateşinin burada yakılacağını, Yeşilırmak’ın çağlayacağını…
Milli Mücadele’nin kilit noktası Amasya. Tarihe altın harflerle yazılan
“Ulusun bağımsızlığını yine ulusun azim ve kararlılığı kurtaracaktır.” cümlesinin haykırıldığı, mücadeleye taze kan veren Anadolu şehri.

Askerliğimi orada yaptım. Dile kolay 15 ayımı orada geçirdim. Tam 6 yıl sonra, ekmeğini yediğim, suyunu içtiğim, Türk Silahlı Kuvvetleri üniformasını gururla giydiğim Amasya’ya yeniden gitme şansı buldum. Bizde adettir, askerlik yapılan şehirden ölesiye nefret edilir. Başka bir ile giderken eğer askerlik yaptığın ilden geçiyorsa yol, değiştirilir güzergah. Bunun değişmesi lazımdı. İstisnalar kaideyi bozmaz ama ben yapmazsam, sen yapmazsan, o yapmazsa nasıl değişecek bu düzen? Amasya’ya gittim. Çarşı izinlerimde kahvaltı yaptığım, öğle yemeği yediğim lokantalara girdim. Saatlerimi harcadığım internet kafeye uğradım. Her daim oturduğum masaya oturdum, derin bir nefes aldım… Sokaklarını ilk defa gezer gibi gezdim, birliği Amasya 15 Piyade Er Eğitim Tugayı olan her asker gibi. Bulutlara selam çakan dağlarına baktım şaşkın şaşkın… Ayda bir uğradığım, yorgunluğumu attığım tarihi Yıldız Hamamına gittim. Tugay karargahının “Plan Salonu”nun duvarlarını boydan boya kaplayacak bir “Karargah Planı” hazırlamak için görevlendirildiğim ve askerliğimin son bir ayını orada geçirdiğim reklam ajansına uğradım, çay içtim. Ben askerken, terhisine 38 gün kala Amasya’nın Çiğdemlik Köyü’nde şehit düşen kısa dönem Mehmetçiği ebediyete uğurladığımız Jandarma Komutanlığı’nın önünden geçtim. Yine, yeniden lanet ettim.

Bir şeyler daha yaptım.

Hikaye de burada başlıyor zaten…

*

Tugay’a gittim. Her çarşı izni sonrası dönerken hayıflandığımız yere… Tabii ki içeri alınmayacağımı biliyordum ama saf duygularımla sormak istedim, olur ya… “Ben burada askerlik yaptım, içeri..” Lafımı kesen komutan “Olmaz.” dedi. “Teşekkür ederim, iyi nöbetler.” dedim. Sayısını hatırlamadığım kez nöbet tuttuğum nizamiye kulelerine baktım uzunca. Belki gece nöbetlerimde ziyaretime gelen o baykuşu yeniden görmeyi diledim, göremedim. 

“Kartal Yuvası – Eryatağı”

Amasya 15. Piyade Er Eğitim Tugayı’na, namı diğer “Kartal Yuvası – Eryatağı”na girmeden önce üç ayrıntı dikkat çeker(di). Bunlardan birisi Tugay girişine varmadan kafanızı kaldırıp sağ taraftaki dağa baktığınızda dağa çizilmiş devasa Atatürk silüetini görürsünüz, daha doğrusu görürdünüz. Artık yok. Bomboş. Yine aynı yerden, Tugay’ın içinden ve Tugay’a yakın her hangi bir yerden yukarı baktığınızda, Tugay ve çevresindeki en büyük dağın zirvesinde yine devasa bir büyüklükte yazılmış “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” yazısını ve hemen üstündeki bayrağı görürsünüz. Daha doğrusu görürdünüz artık o da yok.

Daha önce Atatürk silüeti olan boş alan

Üçüncüsü ise Tugay nizamiyesinin girişinde, gelen tüm misafirlere nazır bir yazı dikkatinizi çeker:

“ORDUYA SADAKAT ŞEREFİMİZDİR.”
Neyse ki nicelik olarak o yazı hala orada ama nitelik olarak orduya sadakatın, sevginin ve saygının yok olması için içeriden ve dışarıdan ne çok kişi çalışmakta!

Sorsan buna en çok karşı olan kişiler de bu saldırıları beslemekte.

Atatürk silüeti ve “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazısının olmamasına isyan ediyorum.

Neden yenilenmediğini buradan sormak istiyorum?

Acaba yenilenememesinin sebebi acaba son iki Tugay komutanının da “FETÖ”den tutuklanması olabilir mi?

Bunu büyüttüğüm düşünülebilir. Büyüteceğim. Dün “Yahu arkadaş bu böyle olmaz. Laiklik tehlikede. Memleket uçuruma sürükleniyor. Atatürk unutturulmaya çalışılıyor. Ordu itibarsızlaştırılıyor. Ordu yok ediliyor.” dedik, komplocu da olduk paranoyak da. Dün “Bakın bunların Türklükle derdi var.” dedik, “O kadar da değil, yapamazlar.” dediler, bugünkü durum ortada. Yani demem o ki büyüteceğim, çünkü Atatürk silüeti ve “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazıları Amasya’nın sembolleridirler, sembolleriydiler!

*

Tugay’dan sonraki durağım Amasya Tamimnamesi’nin imzalandığı Saraydüzü Kışlası’ydı. Yeşilırmak’ın kenarında, 22 Haziran 1919’da o kışlaya ayak basan ve Türk ulusunun şahlanmasına önayak olan kumandanların heybetinden tir tir titreyen o meşhur dağlara komşu Saradüzü Kışlası.

Büyük bir heyecanla içeri girdim. Görevli hanımefendi “Sadece alt katı gezebilirsiniz.” dedi, “Neden?” diye sordum ama bir cevap alamadım. “Milli Mücadele Salonu”na girdim ve karşımda Amasya Tamimnamesi’nin kahramanlarının olduğu, başta Mustafa Kemal’in olduğu balmumu heykelleri dikkatimi çekti. Bir balmumu heykeli bu kadar kötü olabilir mi? Hiç benzemiyor! Bununla da yetinmemiş müzeyi tasarlayan kişiler… Orası Cumhuriyetin doğum belgesinin imzalandığı kışla. Müze haline getirmek iyi iş de, bu kadar kötü yapmak nasıl bir iş? Yazıların hemen hemen hepsinde yazım hatası var. Hem de göze buram buram çarpan hatalar. Nasıl yapılır bu hatalar?

MilliMücadele Müzesi’nde sergilenen yazım hataları
MilliMücadele Müzesi’nde sergilenen yazım hataları

 

Bu yazım hatalarını gördükten sonra sinir katsayılarınızın artmaması mümkün mü?

Yandaki fotoğraf size net olarak görülebilir ama çıplak gözle incelediğinizde hiçbir şey anlayamıyorsunuz. Ki eğer giderseniz bakmayı denemeyin, gözünüz bozulabilir. Fotoğrafın orjinal hali küçük. Bunu yapan kişiler bu fotoğrafı grafik programlarında hazırlarken boyutunu ve baskı çözünürlüğünü büyütürler. Fakat eğer fotoğraf küçükse, ne kadar büyütürseniz o kadar kötü bir görüntü ortaya çıkacaktır. Hele bu fotoğrafı görüş açısının kısıtlı olduğu bir yere koyarsanız, yani bakan kişinin en fazla yarım metre mesafeden bakma şansı varsa bunu kesinlikle yapmamalısınız. Hem maddi hem de manevi olarak bu iş boşa gider. Ki gitmiş… Peki bir yetkili de dememiş mi “Bu ne kadar kötü bir görüntü? Bu kadar büyüteceğinize 3’te 1’i kadar büyütseydiniz, şöyle ortalı koysaydınız daha iyi olurdu.” diye… Bu kadar mı vasıfsız olduk?

*

Bu yazı uzar gider. Bir yerde bitirmek lazım. Çağrı ile sonlandıralım.

Başta Amasyalılar olmak üzere vatansever Amasya halkına buradan sesleniyorum:

Valiliğe baskı yapın.

Tugay komutanlığına dilekçeler gönderin. “Atatürk silinemez.” deyin. Artık bir şeyler yapmanın zamanıdır.

Diğer bir çağrım, ricam ise kumpas davalarında ağır bedeller ödemelerine rağmen görevlerine dönen komutanlara:

Lütfen bu duruma seyirci kalmayın. Doğrudan bir şeyler yapamayacaksanız bile yapabilecek kişilere aracı olun…

Bunu yine yaparsanız sizler yaparsınız.

Ferhat olamasak da Ferhat gibi olunmalı. Çünkü “zamanıdır dağları delmenin”…

Ve Amasya Tamimnamesi’nin imzalanmasının 98. yıldönümünde, onlara özlemle…

Yeşilırmak’a Ağıt

söyle Yeşilırmak söyle
uğradı mı Mustafa Kemal sana
gök mavi gözleriyle süzdü mü seni boydaan boya
dert yandı mı sana her gelen gibi
dalıp gitti mi uzaklara
söyle

söyle Yeşilırmak
hangisi daha heybetli
arşa dayanan dağların mı
barış’a türkü yaktıran dağların mı
yoksa
acuna kafa tutan Mustafa Kemal mi
söyle 
söyle hangisi daha aşık Yeşilırmak
şirin’e aşkından dağları delen ferhat mı
yoksa anadan
yardan serden geçen
memleket sevdasından boynundaki idam ipine aldırmayan 
Mustafa Kemal mi Yeşilırmak
söyle
hangisi daha cesur

yeller esiyor şimdi saraydüzü kışlası’nda
o vakur
o gözü kara
yiğit memleket çocukları neredeler
Yeşilırmak
neredeler bir kılıç şakırtısıyla senin boz bulanık suyunu aydınlatan o kumandanlar
nerede sana umut olan anadolu çocukları
nerede Yeşilırmak

bükme boynunu
eğilmesin başın yere
kaldır başını bak semaya
gökyüzümüz onun gözleri
umut saçıyor hala dünyaya
o senin yanıbaşında Yeşilırmak
yine
elbet 
yine
ferhatça şahlanacağın günler gelecek
and olsun Yeşilırmak
kaldıracağız yine tuğunu o eşsiz kumandanın adıyla
koşacağız dörtnala zaferden zafere

söyle Yeşilırmak 
söyle
sen de
çok özledin mi Mustafa Kemal’i

Mehmet AMAN / 22.06.2017

 

 

Paylaş
Önceki İçerikGERÇEK “ADALET YÜRÜYÜŞÜ” ATATÜRK’ÜN İZİNDEN YÜRÜMEKTİR
Sonraki İçerik“SÜTE ZEHİR KARIŞTI!”
31 Ağustos 1990’da Mersin’de doğdu. İlköğrenimini Abdülkadir Perşembe İlköğretim Okulu ve Mersin Ortaokulu’nda bitirdi. Liseyi Mersin Endüstri Meslek Lisesi’nde İklimlendirme ve Soğutma Bölümü’nü okuyarak tamamladı. Fakat mesleğini sevmediği için devam ettirmedi. Gazetecilik aşkıyla askerlik görevinden sonra yeniden sınava girdi ve Niğde Üniversitesi Radyo ve Televizyon Programcılığı bölümünü kazandı. Eğitimine halen devam etmektedir. İlgi alanları; spor, edebiyat ve sinema. Hayattaki en büyük hedefi, gazetecilik mesleğinin onurlu bir şekilde yapılabilmesi için çalışmak…

Bir Cevap Yazın