“Türkler ihmallerini örtmek ve bu konuda karşılaştıkları başarısızlıkları üzerlerinden atmak için, Tanrı’nın denizleri Hristiyanlara, karaları da Müslümanlara verdiğini söyler. Hristiyanların ortak çıkarları için onların bu derin uykudan hiçbir zaman uyanmamalarını dileriz, çünkü Türkler, günün birinde denizde güçlü olmayı akıllarına koyarlarsa ve gerektiği gibi çalışırlarsa, bütün cihanın önlerinde eğileceğinden kimsenin kuşkusu olmasın.”

Ricaut, İngiliz Devlet Adamı, 17. yüzyıl

Alıntının çarptığı tokatla yüzleştiysek “bodoslama” girelim konuya:

Denize egemen olan dünyaya egemen olur. Bunun farkında mıyız?

Pek değil.

Dünyada bulunan kaynakların karada olan kısmı giderek azalıyor. Karada bu kaynakların azalması, bu kaynakların çok daha fazla olduğu denizlere evrilmeyi ülkeler için yaşamsal kılıyor.

Vatan toprağı deyince sadece kara parçasını anlıyoruz.

Peki kısaca MEB denen münhasır egemenlik bölgesi?

Neredeyse hiç duymadık değil mi?

Oysa ülkelerin bir de karasuları vardır. Yani “Mavi vatan”ı.

Bu mavi vatan, anavatandan ayrı bir şey değildir. İşgal edilen toprak da değildir. Vatandır vatan!

Örneğin şöyle düşünün, Akdeniz’de Türkiye’nin KKTC ile arasında bulunan bölgedeki hakları, o haklarına sahip çıkma ve o bölgeden sondajla kaynak çıkarması durumunda tüm Türkiye ihya olur, milli gelir 2-3 katına fırlar.

Ama birileri bize hep “denizcileşmeyin” dedi. Denizcileşmeyelim istendi. Amiral Cem Gürdeniz bunun sebebini bir cümle ile açıkladı:

“Emperyalizm, asla hedefi olan ülkeleri denizcileştirmez. Çünkü bir ülkeyi denizcileştirmek, emperyalizmin denizleri kontrolünde büyük engel çıkarır.”

Bunun farkında olan ülkeler, özellikle egemen ülkeler Donanmalarını güçlendirmek için her şeyi yapıyor, tabi siyasi iradelerinin de desteği ile. Türkiye’de ne oldu peki?

Ülkesinin çıkarları için “üreten”, “kendi kendine yeten”, “milli” olma hedefinde ilerleyen Türk Donanması, emperyalizmin operasyonlarına maruz kaldı kumpas davalarla. Hem de diğer ülkedekilerden farklı olarak siyasi irade ve onun kökü dışarıda militanları içeride ortakları eliyle!

Denizlerin önemini bilmezsek, denizciliğin önemini bilemeyiz.

Denizlerdeki “mavi vatanı” görmezsek, mavi vatanın da anavatana dahil olduğunu görmezsek, Kabotaj Bayramı’nın önemini nasıl anlayabiliriz?

Nasıl bilebiliriz bu ahval ve şeraitte Kabotaj Bayramı’nın anlam ve önemini?

Oysa neydi Kabotaj Bayramı, mavi vatanımızda manda ve himayenin Lozan ile kalkmasıydı. 20 Nisan 1926’da kabul edilen, 1 Temmuz 1926’da yürürlüğe giren Kabotaj Kanunu sayesinde denizlerimizin akarsularda, göllerde, Marmara Denizi ile boğazlarda, bütün kara sularında ve bunlar içinde kalan körfez, liman, koy ve benzeri yerlerde, makine, yelken ve kürekle hareket eden araçları bulundurma; bunlarla mal ve yolcu taşıma hakkı Türk yurttaşlarına verilmesi demekti… Ayrıca; dalgıçlık, kılavuzluk, kaptanlık, çarkçılık, tayfalık ve benzeri mesleklerin Türk yurttaşlarınca yerine getirilebileceğinin ilanıydı.

Yabancı gemilerin yalnız Türk limanlarıyla yabancı ülkelerin limanları arasında insan ve yük taşıyabileceği kabul edildi.

Mavi Vatan’ın düşman işgalinden kurtulmasıydı, kutlu olsun!

Donanma olmasa ne olur ki diyenler, Osmanlı’nın son döneminde Donanma’nın Haliç’te çürütülmesinin Osmanlı’ya neye mal olduğuna bakabilirler…

Kıbrıs’ta soydaşlarımız katliama uğrarken neden 1960’tan 1974’e kadar buna seyirci kaldığımızı, bunun tek sebebi donanmasızlık olmasa da bunun en önemli sebeplerden birisi olduğunu görebilirler…

En büyük zaferimiz, tapumuz Lozan’da -uzun vadede konuyla ilgili açık kapı bıraksa da-Kıbrıs’a dair hamle konusunda neden tutuk kalmak zorunda olduğumuzu inceleyenler için de somut bir gerçekliktir Donanma’nın önemi.

Tek boyutlu bakıp dünyayı sadece karalar üzerinden okumaya çalışırsan Kıbrıs, “Türkiye’nin sırtında kambur”dur.

Fakat denizci ve çok boyutlu açıdan bakarsan, tarih boyunca bu coğrafyada denizciliğe önem veren devletlerin büyüyüp serpilip gelişirken denizciliğe sırtını dönen Kıbrıs’ı düşmana teslim eden tüm devletlerin küçülüp yıkıldığını da biliyorsan Kıbrıs senin için “Türkiye’nin nefes borusudur.”

Nefes borusu “sıkılan” bir insanın sonunun ne olduğu belliyse ülke için de durum bundan farklı değildir.

İşte en çok da bu sebeple Türkiye, yeniden muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak için denizcileşmelidir.

Kabotaj Bayramı’nı coşkuyla, hatta donanmasını tüm karasularına yayarak kutlamalıdır, dosta huzur düşmana korku salarak.

***

Türkiye’nin denizcileşmesi konusunda Üçüncü Yol üstüne düşen tüm sorumluluğu almakta kararlı. Bu kararlılık kapsamında “Yeniden Muasır Medeniyetler Seviyesine Ulaşmak İçin TÜRKİYE DENİZCİLEŞMELİDİR” adlı ikinci projemiz, Kumpas Şehidimiz Cem Aziz Çakmak‘ın ölüm yıl dönümü olan 4 Temmuz 2017‘de sizlerle olacak.

Ayrıca, 2018’den itibaren Üçüncü Yol olarak hem 1 Temmuz Kabotaj Bayramı’nı hem de 4 Temmuz Cem Aziz Çakmak’ın ölüm yıl dönümü kapsayan haftayı “Kumpas Şehitlerini Anma ve Denizcilik Haftası” olarak adlandırıp, bu kapsamda özellikle bilimsel ve konu hakkında toplumsal farkındalık oluşturmaya yönelik etkinlikler organize edip başkalarının organize edeceği etkinliklere de elimizden gelen tüm katkıyı vereceğiz.

Üçüncü Yol, yani Mustafa Kemal’in düşünce ordusunun neferleri olan Kemalistler, tıpkı “evcilleştirilmiş” muhalefet partileri gibi siyasi iradenin bak dediği yöne bakarak hipnoz olmayacak, kendi gündemlerini kendileri yaratacaklardır, ülkenin acil ihtiyacı olan adımların atılması ve gerçek gündeme odaklanılması için.

Tüm kumpas şehitlerimizin ruhu şad olsun.

Onları bizlerden çalan, ülkenin aydınlık birikimine darbe vuran hiç kimseyi unutmuyoruz, barışmıyoruz, affetmiyoruz.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR 
1 TEMMUZ 2017

Paylaş
Önceki İçerik“SÜTE ZEHİR KARIŞTI!”
Sonraki İçerikFİKİRLERE ATEŞ DE İŞLEMEZ!
Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin'de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü'nin her kademesinde görev aldı. Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte "Kemalizm"in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T'ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu. Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı. Milli Mücadele döneminde kurulan ve "Kemalizmin İleri Karakolu" unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana'daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti. Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu'nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı. Genç Yeni Adana'daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol'u kurdu. Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı'nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta. Milli İrade Birliği'nin "Milli İrade Nedir?" ve Mustafa Mutlu'nun "Dön Kardeşim" kitaplarında yazıları yayınlandı. Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın