Adalet Yürüyüşü’nü anlamak için öncesi, başlangıcı ve henüz bilemediğimiz sonrası:

*Hepimizin bildiği gibi CHP Genel Başkanı gerek bir türlü oylarını artıramaması, gerek her seçimde verilen ama tutulmayan istifa sözleri gerekse güçlü koltuklarda yanına topladığı ama kurucu ilke ve felsefeyle bağdaşmayan isimlerle her gün kan kaybetmekteydi.

*Genel Başkan’ın isabetsiz seçimleri nedeniyle toplumsal hiçbir olayda CHP kendisini zamanında ve isabetli bir şekilde toplumun hezeyanına entegre edemiyor, halkın sesi olamıyor, tabanını temsil edemiyordu. Ergenekon ve Balyoz gibi siyasi davalarda ön plana çıkamamış, gerekli sözleri ekran karşısındaki tabanı kadar gür sesle söyleyememişti. F tipi örgütlenmenin bir kumpası olduğunu kuvvetli şekilde ifade edemiyordu. Gezi olaylarında toplumu frenleme taktiği kabul görmeyince eylemleri kabullenme yolunu izledi ama Emine Ülker Tarhan neredeyse “genel başkanına rağmen” Ankara sokaklarında halkın arasında ve en ön safta tomaların önünde oturduğu izlenimi veriyordu. İlerleyen günlerde ilk fırsatta oyun dışı bırakılmıştı.

Ulusalcı kesim yavaş yavaş merkezden uzaklaştırılıyordu…

*Genel Başkan, bu ülkenin siyasi teröre kurban verdiği Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı gibi onca değerli isim dururken meydanlarda Ilıcak’ları, Altan’ları alkışlatıyordu. Son nefesine kadar CHP kitlesinin sesi olan İlhan Selçuk’a gözaltına alındığında sahip çık(a)madığı kadar başka tutuklu gazeteci kalmamış gibi onlara sahip çıkıyordu…

*Çadır mahkemeleri, Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk, tutuklu gazeteciler, aklanan yolsuzluklar, gezi ve “sıfırlama” olayları sonrası sosyal medyadan hüküm giyen vatandaşlar, ölüm orucundaki akademisyenler bir yanda bekliyor; 2015 yılında Barolar adalet için yürüyor, miting yapıyor; HSYK ve yüksek mahkemeler iktidarla uyumlaştırılmaya çalışılıyor, hakim savcılara talimatlar veriliyor, Genel Başkan ülkede adalet sakatlanmıştır diyemiyordu.

*Derken bir gün kerameti kendinden menkul Enis Berberoğlu tutuklandı ve Genel Başkan birden kış uykusundan uyanır gibi ülkede adalet yok nidalarıyla ayakkabılarını ayağına geçirdiği gibi -o gider tersine hesabı- Ankara’ya değil İstanbul’a yürümeye başladı. Yanında Hasan Cemal’in, en ön safta PKK ve F tipine gönül verenlerin boy göstermesinde, CHP milletvekillerinin HDP’ye selam durmasında beis görmüyordu.

*Yürüyüş daha ikinci haftasına varmadan Barış Yarkadaş’ın Adalet Yürüyüşü’nü konu alan 288 (!) sayfalık “Adalet” kitabı yazılmış, basılmış ve raflarda yerini almıştı!

EVET ÜLKEDE ADALET YOKTU AMA TÜM BU OLUP BİTENLERDE BİR BİT YENİĞİ VARDI!

Ülkenin son 20 yıllık siyasetinde olan biteni doğru okuyabilen, tarihin sürekli haklı çıkarmaktan yorulmadığı kesim ise bir adım geride durmayı tercih etti. (Hayır, adalet altın çağını yaşıyor esprisini yapanlara atıf yapmıyorum!)

Ve haklı çıktı!

Çünkü siyasi fikirleri uyumlu olmayan diğer partilerin seçmen kesimi için de adalet istemek ayrı, CHP’nin taşıdığı değerleri hedef alanlarla yan yana yürümek apayrı bir duruştur.

Beğenin beğenmeyin, CHP’nin “ALTI OK”u var! Milliyetçilik de bunlardan biri, devrimcilik, devletçilik de… Şimdi Hasan Cemal, Ahmet Türk, Mithat Sancar gibi isimleri bu ideolojinin neresine uygun görüyorsunuz da birlikte yürüyorsunuz?

CHP Genel Başkanı’nın birlikte yürüdükleri, yarın iktidarda birlikte oturma veya el sıkışmaya yakın mesafesinde olmasa yan yana yürüyebilirler miydi? Niçin Kılıçdaroğlu “Yürüyüşe destek verebilirsiniz ama ön saflar bize, “Altı Ok”a gönül verenlerindir, siz kendi grubunuzla bizi takip edebilirsiniz.” dememiştir, diyememiştir? Bu görüntüleri içine sindiremeyen Kemalistler niçin hedef tahtasına yerleştirilmektedir?

Bu yürüyüşün nihai hedeflerini tarih bize gösterene kadar kıssadan hisse buraya varmaktadır:

Ana Muhalafet Partisi Genel Başkanı’nın suskunluğuna rağmen yıllardır kelle koltukta adaleti savunanlar…
Biat etmeyenler…
Ve şimdilerde artık Kılıçdaroğlu’nun yaptığı pasif ve sözde muhalefeti içine sindiremeyip küllerinden yeniden doğmak isteyen halk kitlesinin CHP Genel Başkanı olarak görmek istediği Ümit Kocasakal gibi değerli bir isim…

Bu süreç sonunda her gün kendisini savunmak zorunda bırakılmış ve CHP tabanıyla karşı karşıya getirilmiştir. Adalete bunca yıl ve her şeye rağmen hizmet verenlerin hedef alınmasına, ötekileştirilmesine Genel Başkan’ın sus pus kalması tesadüf müdür?

Şimdi soruyorum: Teraziyi alıp bir kefeye yıllardır izlenen pasif muhalefeti, bir kefeye Kocasakal’ın hemen her gün gazetelere çıkan itirazları ile adalet arayışlarını koyun. Sonra CHP’nin muhalefeti daha ağır çekerse Kocasakal’ı hedefe yerleştirin…

Aradığınız “ADALET” bu mu?

CHP’nin yeni bir genel başkanla şahlanmasını törpüleyen bu oyuna, sistemin muhafazasına ve aynı kısır döngüye esir alınmaya hayır diyemeyecek misiniz?

Adaletiniz Hayır’lı olsun CHP…

İzmir Barosu Yönetim Kurulu Üyesi
Avukat Nilay ERTEM DURLU
8 Temmuz 2017

Bir Cevap Yazın