2011 basımı, yaklaşık 3 bin sayfalık Türk Dil Kurumu Yayınlarının Türkçe Sözlüğünü her gün rastgele açar, o sayfadaki sözcükleri okurum. Daha önce duymadığım ve bilmediğim bir sözcük varsa not alırım. Bugün 1177’inci sayfa denk geldi. “iliştirilme”, “ilkadım”, “ilkah”, “ilk devre” derken “ilke” kelimesi çıktı karşıma.
ilke: 1 / Temel düşünce, temel inanç, umde*, prensip. (…) 5 / Her türlü tartışmanın dışında sayılan öncül, mebde**, umde, prensip.

Hemen aklıma Ümit Kocasakal’ın 1 Temmuz 2017 tarihli yazısındaki ara başlık geldi: İLKESİZLİĞİN TELAFİSİ ZORDUR1

*
16 Nisan 2017’de yapılan halkoylamasıyla Türk ulusunun egemenliği ulusun elinden alınmış ve bir kişinin tekeline devredilmiştir. Tesadüfi bir durum değil tabii ki parlamenter sistemden ne idiğü belirsiz “tek kişi” sistemine geçişin öncüleri, cumhuriyetle, laiklikle, Mustafa Kemal Atatürk ve onun “ilke”leriyle sorunu olan hatta ve hatta bunlara düşmanlığı olan karşıdevrimcilerdir.
Bu karşıdevrimciler bir anda mı türediler?
Elbette hayır. Karşıdevrim süreci daha Kemalist Devrim ortaya çıkmadan önce başlamıştı. 1923’te, o kutlu günde Türk Devrimi’nin en büyük meyvesi Cumhuriyet ilan edildiğinde büyük bir tokat yiyen karşıdevrimciler, yer yer yeniden hortlamaya kalksa da Kemalizmin ilkeli duruşu sayesinde her harekette daha sert tokat yiyerek yere çakıldı. Ta ki 11 Kasım 1938’de Mustafa Kemal Atatürk’ün hayata gözlerini yummasıyla…
Mustafa Kemal’in amansız ölümüyle mal bulmuş mağribi gibi ortaya “Milli Şef” olarak çıkan İnönü’nün “ilkesizlik silsilesinin” sonucudur 16 Nisan halkoylaması.
Hasan Âli Yücel’i kenara itip gerici ve tutucu Reşat Şemsettin Sirer’i Milli Eğitim Bakanı yaparak Köy Enstitülerinin kapatılış sürecini başlatmasının sonucudur 16 Nisan halkoylaması.
Sırf koltuğu kaybetmemek için gericilere belli tavizlerin verilmesinin sonucudur 16 Nisan halkoylaması.
1949’da “Türkiye ve ABD Hükümetleri Arasında Eğitim Komisyonu Kurulması Hakkındaki Anlaşma”nın imzalanmasının sonucudur 16 Nisan halkoylaması.
1949’da Türk ordusunu NATO’ya bağlamak için başvurmanın sonucudur 16 Nisan halkoylaması.
16 Nisan halkoylaması, 27 Mayıs İhtilali’nin kutlu günlerinde ilkesiz duruşunu telafi etmek yerine “ortanın solu” kavramını ülkeye getirerek ve CHP’ye iliştirerek daha da “batmanın” sonucudur.
Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu Arasında bir Ortaklık Yaratan Anlaşma (Ankara Anlaşması)’nın imzalanmasıyla, Avrupa’yı Türkiye’nin ayaklarına dolamanın sonucudur 16 Nisan halkoylaması.
İnönü’den sonra direksiyonu devralan Ecevit’in, 1974’te MSP ile koalisyon yapmasının ardından gericilerin güçlenmesine ön ayak olmanın sonucudur 16 Nisan halkoylaması.
Baykal’ın 2003’te, Mecliste emperyalizmin dayatmasına sert bir kararlılıkla karşı çıktıktan sonra, gerici kesime şirin gözükmek için çarşaflılara Altı Ok rozeti takmasının sonucudur 16 Nisan halkoylaması.
Baykal’ın komployla koltuğundan edilmesinden sonra CHP’nin başına geçen Kılıçdaroğlu’nun, laikliğe düşmanlığı Anayasa Mahkemesi tescilli AKP gibi bir illetin varlığının, laik Türkiye Cumhuriyeti’ne vereceği zararlar ortadayken “Ben bugün için laikliğin tehlikede olduğunu düşünmüyorum.”cümlesini kurabilmesinin sonucudur 16 Nisan halkoylaması.
Türkiye, 12 yıllık AKP iktidarının akla hayala sığmayacak politikalarıyla gücünü kaybetmiş, bölünmeye doğru hızla ilerlemiş ve 10 Ağustos yapılacak Cumhurbaşkanlığı Seçimi küçük bir umut olmuşken, Ekmeleddin İhsanoğlu gibi “gerim gerim gerici”nin Cumhurbaşkanlığına aday gösterilmesinin sonucudur 16 Nisan halkoylaması.
FETÖ’nün zamanında iktidar ortağı olduğu AKP ile Türk ordusuna ve Türk ulusuna kurduğu kumpas davalar sürecinde gıkını çıkarmayıp -CHP içerisindeki “ulusalcı kanat” hariç-, AKP ve FETÖ ayrı düştükten sonra AKP tarafından FETÖ’nün medya yapılanmasına yaptığı operasyonlarına karşı mesnetsiz bir savunma içerisine girmek ve FETÖ’nün tetikçilerini “gazeteci” kılıfıyla aklamanın sonucudur 16 Nisan halkoylaması.
AKP ve onun cumhuriyeti yıkma projesi “Cumhurbaşkanlığı Sistemi”ne karşı olan %50 ve daha fazlasının, itirazlarını dişiyle tırnağıyla dile getirmeye ve 16 Nisan’da “Hayır” çıkması yönünde terinin son damlasını akıtıncaya kadar çalışırken bir anda ortaya çıkıp “15 Temmuz kontrollü bir darbedir.” deme ahmaklığının -ki kendisini kontrol eden üstlerine bağlılığını kanıtlaması de diyebiliriz-  sonucudur 16 Nisan halkoylaması.
16 Nisan’da YSK darbesiyle ulusunun egemenliği tek kişiye devredilmişken “sakin” tavrını korumasının sonucudur, bugün…
*
Bu kadar şeyi neden hatırlattım?
İnönü’den sonra en ilkesiz duruşu sergilemiş bir CHP Genel Başkanı, CHP Genel Başkan Yardımcısı Enis Berberoğlu’nun “devlet sırrını ifşa ettiği” gerekçesiyle 25 yıl hapis cezası almasından sonra 15 Haziran’da Ankara’dan İstanbul’a “Adalet Yürüyüşü” başlattı.
“Bu hareketin arkasına geçen ve destekleyen her Cumhuriyetçi turunculaşmaya mahkumdur.” dedik.

Ne oldu?
Yürüyüş devam ederken “Yürüyüş; Demirtaş’ın barış çığlığının bir tezahürü, ete kemiğe bürünmüş şekli.” cümleleri yükseldi.

Daha sonra HDP resmi Twitter hesabından “Şêx Said Efendi’yi, idam edilişinin yıl dönümünde saygıyla anıyoruz.” tiviti atıldı. CHP’den “Yahu kardeşim siz bizimle Adalet Yürüyüşüne katılıyorsunuz. Bakın kardeşlik mesajları veriyoruz ama siz gidiyorsunuz Cumhuriyet düşmanını anıyorsunuz. Böyle bir şey olabilir mi?” denmedi.

HDP ile birlikte Kemal Kılıçdaroğlu’nun yamacına “Bayraksız/Vatansız Sol”un temsilcileri de katıldı. Bir gün “Uğur Mumcu”, “Mahir Çayan” pankartlı insanlara “pankartları kaldırma uyarısı” yapılırken “Roboski için adalet” pankartlarına ses çıkarılmadı, boy boy fotoğraflar alındı. “Atatürkçü ve Ulusalcı” kimliklerini ön planda tutarak bu kesmin saygısını kazanan “cici aydın”lar, bu yürüyüşe yani bölücülerin, bayraksızların da katıldığı bu yürüyüşe “Büyük İttifak” deme gafletinde ve Kurtuluş Savaşı’yla eşleştirme ahmaklığında bulundu.
Yani git gide turunculaştı.
Yani yine söylediğimizle kaldık.
Bu “yürüyüş” benim için “şahsi ikbal yürüyüşü”nden başka hiçbir şey değildi, hâlâ da öyle.
Ama bu çok yakından tanıdığımız kişiler tarafından da yanlış anlaşıldı.
Sanki ben ya da biz, Adalet Yürüyüşü’ne “samimi” duygularıyla katılan insanları “hor görüyormuşum” ya da görüyormuşuz gibi “halkı aşağıladığım” ya da aşağıladığımız dile getirildi.
“Böyle bir şey olabilir mi?”
Okumak yetmez çoğu zaman. Okuduğunu anlamak, anladığını bir süzgeçten geçirmek ve ortaya bir fikir üretmek gerekir. Okur okumaz ön yargı ve kalıplaşmış cümlelerle karşıdakine saldırmak “gerici” özelliğidir, biraz dikkat etmeli.
Tekrar ediyorum ya da ediyoruz.
Adalet Yürüyüşü’ne samimi duygularıyla katılan halka gram laf etmedik. Haddimize de değil. Lafımız sözümüz karşıdevrimcileri yamacına toplayıp “cumhuriyet” adına, “adalet” adına bir eylem başlattığını iddia edip halkın tüm duygularını suistimal edip halkın gazını almasına ve GENEL BAŞKANLIK KOLTUĞUNU KONTROL ALTINDA TUTMA düşüncesinedir.
Ve ben bu satırları yazarken İsmail Saymaz Halk TV’de şunları söyledi: Kemal Kılıçdaroğlu’nun artık liderliğiyle ilgili tartışılması söz konusu olamaz. Artık Kemal Kılıçdaroğlu CHP’nin genel başkanı değil “lideridir.”
Evet o istediğini aldı.
Samimi duygularıyla bu harekete katılanlar da çok büyük bir hayal kırıklığıyla karşılaşacak, yakın zamanda…
*
Ümit Kocasakal başta olmak üzere bizlerin, Genel Yayın Yönetmenimiz Çağdaş Bayraktar’ın dediği gibi bu süreçte üzerimizden adeta “greyderlerle geçtiler”…
Anlatmak istediğimiz çok basit aslında:
Cumhuriyet sadece iktidar eliyle değil, ana muhalefetiyle ve muhalefetiyle birlikte ortaklaşa yok edilecek. Bunun en büyük kolu da bu cumhuriyeti kuran parti, Cumhuriyet Halk Partisi’dir. CHP bugün karşıdevrimcilerce ele geçirilmiştir ve yaptığı her eylem cumhuriyetin yıkılmasına basamaktır! 
Bugün “Adalet Yürüyüşü”ne destek olmadığımız için “ilkesizlerin hegemonyası” altında ve onların bakış açısıyla itibarımızıyitirmiş olabiliriz. Fakat er ya da geç ilkesizlerin hegemonyası yıkılacak ve asıl itibarsız kim, ortaya çıkacak. Gündelik siyasetin sığ bakış açısından olabildiğince uzak durmak ve daha somut bir şeyler üretmek için varız.
Var olmaya da devam edeceğiz.
Ve…
“göğsümüzün altında çarptıkça yüreğimiz
savunacağız biz
güneşi, havayı, suyu ve insanı
savunacağız biz
kalbin öğrettiği
en güzel şeyi
vatanı…”
Akıl ve mantıkla…
Tutarlılıkla ve ilkeli duruşumuzla…
Mehmet Aman / 9 Temmuz 2017

Dipçe

 

1 – http://odatv.com/yazar/umit-kocasakal/adalet-yuruyusunde-neden-boy-gostermedim-0107171200.html

 

* umde: Arapça, ilke.

 

** mebde: Arapça, 1- Baş, başlangıç. 2- Kaynak, kök. 3- İlke.

Paylaş
Önceki İçerikARADIĞINIZ ADALET BU MU?
Sonraki İçerik“2. GHANDİ SEFERİ” İLE TÜRKİYE NEREYE GÖTÜRÜLMEK İSTENİYOR?
31 Ağustos 1990’da Mersin’de doğdu. İlköğrenimini Abdülkadir Perşembe İlköğretim Okulu ve Mersin Ortaokulu’nda bitirdi. Liseyi Mersin Endüstri Meslek Lisesi’nde İklimlendirme ve Soğutma Bölümü’nü okuyarak tamamladı. Fakat mesleğini sevmediği için devam ettirmedi. Gazetecilik aşkıyla askerlik görevinden sonra yeniden sınava girdi ve Niğde Üniversitesi Radyo ve Televizyon Programcılığı bölümünü kazandı. Eğitimine halen devam etmektedir. İlgi alanları; spor, edebiyat ve sinema. Hayattaki en büyük hedefi, gazetecilik mesleğinin onurlu bir şekilde yapılabilmesi için çalışmak…

Bir Cevap Yazın