15 Temmuz 2016. Saat 22.30. Birileri daha ne oluyor derken Jandarma Genel Komutanlığı Karargâhında karışıklık olduğunu öğrenen, ikisi Balyoz kumpasından 3 yıl cezaevinde kalmış Aziz Yılmaz ve Ali Demir olmak üzere dört albay, kimsenin emrini beklemeksizin özel arabalarıyla karargâha giderler.

Nizamiyenin önünde kalkışmacı hainlerle yumruk yumruğa mücadeleye girerler. Sonrasında silahlar konuşur. Albay Nurettin Alkan yaralanır. Albay Güven Şağban çoğunluğu teğmen olan bir grubun arasında kalır ve teslim alınır. Çatışma sırasında o an için bir kalkışmacı da vurulmuştur. Ama bu müdahale sonucu kalkışmacı hainlerin kimyaları bozulmuştur. Böyle bir şey beklememektedirler. Hemen nizamiyeyi kapatırlar. Bu arada onlara katılmak için gelenler vardır. Onlar da Ali ve Aziz Albayların müdahalesiyle kaçmak zorunda kalırlar.

Nurettin Alkan, oradan geçmekte olan bir taksiye bindirilir ve hastaneye gönderilir. Bu arada yanlarına biri daha gelir. O da Balyoz kumpasından cezaevinde kalmış biridir; Tuğgeneral Ahmet Hacıoğlu. Üç Balyoz kumpasına uğramış subay ne yapacaklarını tartışırlar.

Yalnızdırlar… Tıpkı Hasdal Cezaevi günlerinde olduğu gibi…

Karargâhın içinde oldukça kalabalık bir Fethullahçı çete mensubu olduğunu tahmin etmektedirler (150 civarında).

“GECE KARANLIĞINDAKİ ALBAY”

Tam o sırada gece karanlığında çok az bir ışığın aydınlattığı yoldan özel bir araç girer. Saat 23.00 sıralarıdır. Hemen ileride durur ve park eder. Park edilen araçtan biri iner. Ve karanlıkta kendinden emin ilerler nizamiyeye doğru. Gittiği yer biraz önce çatışmanın yaşandığı, kanın aktığı bölgedir. Üniforması üzerinde bir albaydır bu! O da komutanlıktaki daire başkanlarından biridir.

“Gece karanlığından gelen albay”, nizamiyede mevzilenmiş kalkışmacıların yanına gider. Oldukça soğukkanlıdır. Kalkışmacıların başında bulunan ve biraz önce silah arkadaşlarına acımasızca saldıran Albay Süleyman Karaca karşılar onu. Nizamiyede bir dakika kadar konuşurlar. Dikkat çeken husus, biraz önce yanındakilerle,öncesinde gelen silah arkadaşlarına öldüresiye saldıran bu hain, gelen albaya tepkisel hiçbir harekette bulunmaz.

“Gece karanlığından gelen albay” konuşmadan sonra arabasına biner ve karanlıkta yine geldiği gibi kaybolur gider. Nizamiyedeki kamera kayıttadır o sırada (Konuyla ilgili görüntüler sabit olup, o görüntülerin tamamını inceleyip pek çok hainin yakalanmasını sağlayan Muhabereci Albay Özcan Şahin görev süresi uzatılmayarak emekli edilmiştir ki o da o gece kaldığı lojmanlardan çıkarak Genelkurmay’ın önünde hainlere müdahale edenlerdendir).

Bir süre sonra Harekât Başkanı Tümgeneral Arif Çetin gelir olay yerine. Birlikte kısa bir durum muhakemesi yaparlar. Jandarma Özel Asayiş Komutanlığından yardım isterler. Ayrı bir hikâyesi olan olaylar zinciri nedeniyle bir türlü istenen timler gelmez. Sonrasında Polis Harekâttan bir tim kadar polis gelir. Keskin nişancılar komutanlığın yanındaki yüksek katlı binalara çıkartılır. İlk anda bahçede mevzilenmiş sekiz kalkışmacı vurularak etkisiz hale getirilir.

***

Dışarıda böylesine mücadele devam ederken, içeride işgal kuvvetinin askerleri gibi davranan Fethullahçı çetenin elemanlarınca esir edilen Personel Başkanı Tuğgeneral Veli Turan (Emekliliği gelmemesine rağmen bizzat İçişleri Bakanı tarafından emekli olması istendiği, onun da bunu kabul etmediği söyleniyor. Şu anda görevden alındı. Muhtemel bir kararnameyle emekli edilecek), Albay Güven Şağban ve 40 kadar Türk askeri esir edilmiştir.

“ŞİMDİ SANA GÖSTERECEĞİM”

Özellikle Veli Paşa ile Güven Albay’a çok sert davranmaktadırlar. Hatta Güven Şağban’ın bağırıp çağırmasına ve “Suç işliyorsunuz, teslim olun yoksa sonunuz iyi olmayacak!” diye haykırmasına sinirlenen Erkan Öktem denilen hain,“Şimdi sana göstereceğim!” diyerek tabancasını kafasına dayamış ve ateş etmiş ancak silah tutukluluk yapmış, hain bunun üzerine biraz silahıyla oynamış, o an ne düşündüyse infazı ertelemiştir.

Sonra elleri ve gözleri bağlı olarak dışarıdan ateş edilmesi durumunda vurulmaları için pencerenin önüne oturtulurlar.

Bu arada Emniyet TEM Daire Başkanı Turgut Aslan, koruması ve şoförü de esir edilenlerdendir. Diğer ayrıntılarını Aşil’in Topuğu isimli kitabımda yazdığım olaylar sabahın ilk ışıklarına kadar devam eder. Artık işin döndüğü, kalkışmacıların başarısız olacağı anlaşıldığı saatlerde esir edilenler infaz edilmek üzere binanın altına indirilirler.

Önce Turgut Aslan’ın, sonra korumasının kafasına ateş edilir. Sıra diğerlerine gelir ki Cumhurbaşkanlığı ile komutanlığın arasına uçaktan bomba atılır. Bombanın şiddeti ile kısa süreli bir dağılma olur. Bu arada karargâh binasına özel harekât tarafından operasyon başlamış ve binanın içine girilmiştir. Hainler infazı durdurup kaçmaya başlamışlardır. Sonrası malum…

HAVA AYDINLANIYOR

Dışarıda ise çetin mücadele sürmüş, bir kısım hain teslim olmuştur. Fakat hala hainler tarafından kullanılan helikopterler havadadır. Havanın aydınlanmasıyla beraber Albay Aziz Yılmaz, Tümgeneral Arif Çetin’i ikaz ederek “Komutanım, hava aydınlanıyor. Helikopterler artık görerek ateş ederler. Güvercinlik’te bulunanlar hiç olmazsa şimdi kımıldasalar da bunların kara havacılıktan inip kalkmalarının önüne geçseler” der. Bunun üzerine Arif Çetin Paşa, Güvercinlik’te bulunan ekibe durumu iletir.

Saat 05.30 civarıdır. Devamında pek çok değişik ifade ve gerçekliği tartışmalı, sonradan hazırlanmış belgeler olduğu dedikoduları yayılan bir müdahale gerçekleşir Kara Havacılık Okulunda bulunan hava meydan kuleye.

Dedikodular nedeniyle ismi öne çıkmayan ama orada bulunan ve olayın görgü tanığı olan birkaç personelle görüştüm. Onların anlatımlarına göre; Tümgeneral Güray Alpar’ın emir komutasında, 10 kadar helikopter pilotu ve Jandarma Özel Harekâttan bir unsur Kara Havacılık’taki helikopterleri yönlendiren meydan hava kulesini susturmak için müdahale ederler. Kısa süreli bir çatışma yaşanır. O sırada havada olan hainlere ait bir helikopterden açılan ateşle iki uzman çavuş yaralanır.

Kule kısa sürede ele geçer.

Sonrasında orada olmayanlardan kule ele geçtikten sonra “Ben de oradaydım” demek için müdahale eden grubun içine karışanlar olur. Değiştirilmeye çalışılan cerideler vs. Konun ayrıntısını bir başka yazıya bırakalım. Artık hain kalkışmanın başarısızlığı ortaya çıkmış, bütün gece “Korkudan titreyenler”, “Çekirdek çitleyenler”, “Dur bakalım ne olacak” diyenler, hatta Kripto Fetullahçılar, kendilerine “kahramanlık” hikâyesi uydurma yarışına girerler.

Bunlardan biri de komutanlık karargâhı önündeki çatışmadan sonra, Fetullahçı çetenin oradaki başı olan hainle 1 dakika süreyle görüşen “Karanlıktan gelen albay”dır.

Artık parsayı toplama zamanıdır. Ama parsayı, yeşil çayırlarda olduğu gibi mücadele edip ter döken, hatta kanını akıtan değil, olayı seyredenler toplamaya başlamışlardır.

***

Onlar kendilerini temize çıkaracak, hatta prim yaptıracak bir kahramanlık hikâyesi hazırlığı yaparken, karargâhın önündeki bir avuç kahraman ve onların yardımına koşan az sayıdaki emniyet mensubuyla birlikte bütün gece süren amansız mücadelenin sonuna gelmiş, hainleri tek tek teslim almaktadırlar.

Teslim olanlardan biri de gece nizamiyedeki hainlerin başında bulunan ve silah arkadaşlarına ateş eden, sonrasında “Karanlıktan gelen albay” ile görüşen eski subay tayin daire başkanı Süleyman Karaca’dır.

Aziz Yılmaz uzun uzun bakar ona ve hiddetle bağırır: “Ne yaptı ulan bu devlet size, hele biz ne yaptık ulan size?”

“GENÇSİNİZ SENEYE İNŞALLAH”

Sonra ne mi olur? En kısasından anlatalım.

Elbette çoğu zaman olduğu gibi “Savaşta sıvışanlar, köfte yemeye gelince birinci hatta” zıplarlar. O kadar çoktular ki. Bir avuç kahramanın sesini bastırırlar. Öne çıkarlar…

Mesela “Karanlıktan gelen albay”a tehdit altında olduğu gerekçesiyle hemen özel koruma kararı çıkartılır. Çelişkiye bakın ki Aziz Albay bundan yararlandırılmaz.

15 Temmuz’un hemen akabinde Askeri Şura toplanır. Generallik listesinde isimleri olan Güven ve Aziz Albaylar listeden son anda çıkartılarak kendilerine “Gençsiniz seneye inşallah” denir.

O gecenin diğer kahramanlarından bir kısmı terfi ettirilseler de ağırlıklı olarak başta Güneydoğu olmak üzere Ankara dışına gönderilmişlerdir. Hepsi önemsemeden işlerine bakarlar.

Fakat o gece öyle ileri çıkmışlardı ki… Öyle ışıklıdırlar ki… Karanlık ruhlular rahatsız olurlar. Ve alttan alta dedikodu kazanını kaynatmaya başlarlar. Dedikodular ile görünen o ki hükümeti etkilemeyi başarırlar. Öyle yalan ve iftiralarla saldırırlar ki sanki içlerine Hitler’in propaganda bakanı Gobbels kaçmıştır. Hatta o bile mezarından kalkıp Bravo çocuklar beni bile geride bıraktınız” dese yeridir.

İftira kazanının ateşi, “Ulusalcılar darbeye hazırlanıyor” gibi kocaman bir yalanla harlandırılır. İlginç olan Fethullahçı çete tarafından işletilen sosyal medya hesaplarında da bu konu işlenmektedir.

Bu yalanlar, bir kısım tetikçi gazeteci tarafından da kamuoyuna servis edilir. Daha sonra bunun ne kadar boş olduğu ortaya çıkar. Çamur at izi kalsın misali, bir şey çıkmaz ama iz kalmıştır.

Fakat bütün gerçeklere rağmen dedikodu kazanı özellikle jandarmada kaynatılmaya devam eder. “Kemalist, ulusalcı, alevi” hatta tam Fethullahçı çetenin tabiriyle “Perinçekçi” yaftalaması gırla gider. Elbette bunlar suç değildir ama böyle bir illegal örgüt var havası yaratılmaya çalışılmıştır.

Sanki Fetullahçı çeteden iyi ders alınmış gibidir.Bunlar yapılırken hiçbir değer yargısı taşınmaz, ahlaki kural tanınmaz.

Devlet hiyerarşisinden başka bir hiyerarşi tanımayanlar bu yaftalarla fişlenir. Bu konuyla ilgili devletin en üst birimlerine iftiralara dayalı bilgiler sunulur. Tıpkı Ali Fuat Yılmazer’in Ergenekon sürecinde yalan ve iftiralarla, sahte belgelerle devrin başbakanını kandırdığı gibi muhtemelen yine ikna olur devlet ricali.

JANDARMADAKİ TERFİ VE TAYİNLER NE OLDU

15 Temmuz’dan bu güne geçen bir yıllık sürede görülen; savaşta sıvışanlar, köfte yemeye gelince birinci hatta çıkmak için, birinci hatta savaşanları, ön saftan her türlü ahlak dışı davranışla aşağı iteklemeye çalışmalarıdır. Bu konuyla ilgili yazılacak çok şey var.

Uzatmadan Jandarmadaki son terfi ve tayinler de ne oldu kısaca bir örnek ile yazıyı bitireyim.

Tayin ve terfilerin daha ayrıntılı değerlendirilmesini, yakında çıkartılacak olan ve çok sayıda devlet hiyerarşisinden başka bir hiyerarşi tanımayan Jandarma personelini emekliye sevk ederek tasfiye edilmesini sağlayacak kararnamenin çıkışına saklayalım. Bazı şeyleri daha açık yazarız o zaman.

Yukarıda, darbecilerle görüştüğü kamera kayıtlarıyla da sabit olan “Karanlıktan gelen albay”dan bahsetmiştim. İşte o bu sene terfi ettirildi. Yani köftenin büyüğünü kaptı. Helalı hoş olsun. Ve de afiyet olsun! Üstüne hazımsızlık yapmaması için bir adet Kızılay sodası içsin.

O, sodasını içerken bir bomba bilgi daha vereyim. Terfi etmekle kalmadı, Fethullahçı çete ile mücadelenin beyni olan bir dairenin bağlı olduğu başkanlığın da başına getirildi!

Bingo mu dediniz! Bence de…

O gecenin gerçek kahramanlarından Aziz Yılmaz mı? Hani mücadele görüntüleri kameralara yansıyan albay. Bu sene tıpkı geçen sene olduğu gibi terfi ettirilmedi.

Bu sene “Daha gençsin seneye inşallah” da denmedi. Aksine görevden alındı.

Söylenen, önümüzdeki günlerde çıkacak bir kararnameyle, tıpkı başka hiyerarşiye bağlı olmayan ve sadece milletinin askeri, halkının jandarması olmaya gayret eden diğer arkadaşları gibi emekliye sevk edileceğidir.

Takip edin Fethullahçı çetenin sosyal medyadaki hesaplarını, sevinç çığlıkları atıyorlar…

Ve bu ülkeyi yönetenler, siz bu çete ile mücadele ediliyor diyorsunuz öyle mi? Ama…

Böyle giderse yarın aldatıldık denilebilir mi bilmem…

Gözünüzün önündekileri bile görmeyip iftiralara inanmaya devam edin siz! Gerçi inandırılıyor musunuz, yoksa inandırılmış gibi mi yapıyorsunuz bilmiyorum. Ama o gecenin gerçek kahramanlarını, başka hiyerarşilere bağlı olanlar sahte kahramanların iftiralarıyla eziyorsunuz, siliyorsunuz ya! Siz bilirsiniz.

Onların umurunda değil de ben ve benim gibi olan yani bu memleketi karşılıksız, ihalesiz sevenlerin umurunda. Yazık ediyorsunuz böyle böyle bu memlekete. Gerçekten görmüyor musunuz bunca olan biteni?

Daha başka şey demeyeceğim, ağır olur!

Bakın Aziz Yılmaz boyundan büyük yüreği ile bütün arkadaşları adına tıpkı o gün Fetullahçı katile bağırdığı gibi bağırıyor size:

“Ben ne yaptım ulan bu devlete, Ne yaptım size? Git dediniz gittim yıllarca terörle mücadele ettim. Gel dediniz geldim, dün inandığınız, belki bugün de inanmaya devam ettiğiniz Balyoz kumpasından 3 yıl cezaevinde yattım. Beraat ettim. Yine kimseye küsmeden ülkeme hizmet etmeye çalıştım. Çünkü bizler geçiciydik, baki olan milletti, devletti. Bizim başka bağlılığımız yoktu ki.

Kutsadığınız, destan dediğiniz gece, herkes ne olduğunu anlamaya çalışırken ben ve arkadaşlarım daha 22.30’da Fetullahçı çeteyle çatıştık. Sonrasında terfi ettirmediniz. Hiç önemli değil dedik devam ettik.

Basında birçok gerçek dışı haber yayınlandı madalya aldığımıza dair. Bırakın madalyayı, bir kuru teşekkür, bir kuru takdirname bile almadık. Üstüne üstlük iftiralarla fişlendik.

Bu sene de, çoğunluğu o gece evinde çekirdek çitleyen veya Fetullahçı çete ile muhabbet eden veya du bakali ne olacak diyenleri terfi ettirdiniz. Eh Allah razı olsun! Bingo yaptınız! Terfiyi geçtik görevden de aldınız. Yakında da arkadaşlarımla emekli edilecekmişiz. Sağ olun, var olun bayağı yorulmuştuk. Son söz, biz kime ne yaptık ulan!”

Bunları Aziz Albay söylemedi tabi. İçinden bunlar geçmiştir onun ve arkadaşlarının diye ben yazdım elbet.

Fakat sakın ha sakın bundan sonra Fethullahçı çete ile mücadele ediliyor, 15 Temmuz filan demesin kimse bana…

Şu Fethullahçı çetenin bile tam olarak başaramadığını başardınız ya! Onları sevince boğdunuz ya! Bu günah da size yeter! Allah büyük! O, her şeyi görüyor ve biliyor…

Ha unutmadan, ya siz, savaşta sıvışanlar, korkaklar, o gece televizyon başında çekirdek çitleyenler, Fethullah muhabbetçileri, menfaat işbirlikçileri, siz var ya siz…

Gerçeği siz de, ben de biliyoruz. Gerçeğin açığa çıkmaması mümkün değil. Bu yazı ucundandı. Daha neler var neler. Şöyle mahalleye çıksanız, neler deniyor sizin için bilseniz, yüzünüz kızarır…

Bakın iftira, şantaj, komplo ve ihanetle gelen ve CIA tarafından desteklenen 40 yıllık örgütlenme yerle bir oldu.

Hiç mi ders almazsınız?

MUSTAFA ÖNSEL
27.07.2017

(Yazarın notu:Kurşun kafatasını delip geçmesine rağmen Turgut Aslan ölmemiş, halen hastanede hayata tutunma mücadelesini sürdürmektedir.)

(Editörün notu: Bu yazı ilk olarak 25.07.2017 tarihinde Oda Tv’de yayımlanmıştır.)

Paylaş
Önceki İçerikOYSA LOZAN NEYDİ…
Sonraki İçerikTÜRKİYE DENİZCİLEŞMELİDİR ÇIKTI!

Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü’nin her kademesinde görev aldı.

Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte “Kemalizm”in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T’ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi
Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı.

2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte “Vardiya Bizde Adana”nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu.

Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı.

Milli Mücadele döneminde kurulan ve “Kemalizmin İleri Karakolu” unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana’daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti.

Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu’nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı.

Genç Yeni Adana’daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol’u kurdu.

Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı’nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta.

Milli İrade Birliği’nin “Milli İrade Nedir?” ve Mustafa Mutlu’nun “Dön Kardeşim” kitaplarında yazıları yayınlandı.

Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın