“Çağımızın… Tasviri nesneye, kopyayı aslına, temsili gerçekliğe, dış görünüşü öze tercih ettiğinden kuşku yoktur… Çağımız için kutsal olan tek şey yanılsama, kutsal olmayan şey ise hakikattir. Dahası, hakikat azaldıkça ve yanılsama çoğaldıkça çağımızın gözünde kutsal olanın değeri artar, öyle ki bu çağ açısından yanılsamanın had safhası, kutsal olanın da had safhasıdır.”

Feuerbach‘ın “Hristiyanlığın Özü” kitabının önsözünde kullandığı açıklama ile başlıyor Guy Debord, “Gösteri Toplumu” kitabının önsözüne….

Emperyalizmin doğruları yanlışlara söyleterek itibarsızlaştırma ve bir şeyleri yıkmaktan ziyade onları usul usul dönüştürme yeteneklerini de hesaba katınca, verdiğimiz mücadelenin bizim için neden ve ne kadar zor olduğunu ifade edebilmek açısından bu alıntı malumun ilamı tadında.

Yukarıda bahsedilen durum, çağımızın hastalığının teşhisidir. İnsanların zihinsel tembelliğinden beslenmektedir ve bu tepkimenin “ürünü” ise öğrenilmiş çaresizlik ile çevrelenmiş “yarı aydın” profilidir. Yarı hocanın dinden, yarı doktorun candan ettiği yerde “yarı aydın” da toplumsal ve ilerici değerlerden etmektedir bir ülkeyi.

Bu sebeple hiçbir şekilde bilimsel tepki ve donanıma sahip olmayan Nuray Mert, bilimsel bir argüman, bilimsel bir denektir. “Deney canlısı” kategorisine Nuray Mert’i dahil ettiğimiz için öncelikle deney farelerinden özür dilemek gerekir. Fakat aynı zamanda ne yazık ki bazı benzerlikler gösteriyor olmalarından ötürü farelerden ve farelerin genel özelliklerinden bahsetmek gerekir. Sonra da tabi ki Nuray Mert‘ten…

Fareler çok hızlı “kaçabilen” hayvanlardır.
Kıvrık kesici dişlerini sert toprak ve taşları yerinden oynatmak için kullanırlar.
Genetik yapıları insanların genetik yapısına çok benzediği için deneylerde denek/kobay olarak kullanılırlar.

“Tarlalara, ambarlara ve evlere dadanarak insanın besin kaynaklarına ortak olurlar. İnsan eliyle yapılmış korunaklı yapılarda yaşamayı yeğleyen birçok tür, depolanmış yiyecekleri tüketen, her çeşit gereci kemiren, hatta hantavirüs,tifüs, veba gibi salgın hastalıkları taşıyabilen önemli zararlılardır. Doğada yaşayan ve kalabalık sürüler halinde bulunduklarında zaman zaman tarım ürünlerine büyük zararlar verebilir. Buna karşılık yiyecek bulamadıklarında evcil hayvanlara saldırırlar. Birçok yabanıl hayvanın en önemli besinlerinden biri olan fareler bu yönleriyle doğal dengeyi koruyan hayvanlar olarak da kabul edilir. “

BİR FARE, TÜRKİYE’DE YAŞAYAN BİR NEOLİBERAL OLSA NE OLURDU?

Bu bilgiler ışığında yukarıdaki soruya yanıt verelim.

Eğer bir fare, Türkiye’de yaşayan bir neoliberal olsaydı, kaçabilme özelliğinden ötürü kaos gördüğünde bir yere kadar beslenir, beslenemeyeceği durumda da can havliyle kaçardı. Kıvrık keskin dişlere sahip olduğu için ülkenin kurucu değerlerine, ülkenin kurucu değerlerine sahip çıkan kurumlarına diş geçirmekte bir sakınca görmez, elinden geldiğince bu sert olmasa da “net” değerleri aşındırmaya, parçalamaya çalışırdı. Ülke topraklarına belki de hantavirüs, tifüs gibi hastalıkları bulaştırmazdı ama onun yerine toplumsal manada en az bu hastalıklar kadar tehlikeli olan “etnikçilik” ve “mezhepçilik” virüslerini bulaştırırdı. Tarlalara ambarlara dadanmazdı da Cumhuriyet’in kurucu değerlerine, Atatürk’e ve Kemalizme dadanırdı. Depolanmış besinleri değil de kanla irfanla elde edilmiş Cumhuriyet “kazanımlarını” kemirmeye çalışırdı. Çok fazla üreyebilme özelliklerinden ötürü emperyalizm tarafından fazlaca çoğaltılır, fakat emperyalizm tarafından yalnız bırakıldıklarında önce can havliyle evcil hayvanlara olmasa bile vatansever insanlara saldırır, bu neoliberal tavırlarıyla yabanıl hayvanlar tarafından değil de anti-emperyalist insanlar tarafından etkisiz hale getirilirlerdi. Farelerin “doğa dengesi”ni sağlamaktaki hünerleri gibi “sistemin dengesini” sağlamakta gayet başarılı olurlardı.

Bu kısmı çok da uzatmaya gerek yok aslında. Nuray Mert ve Nuray Mert gibiler, kemirgenlerdir, yeryüzüne tehditlerdir, ilerici değerleri yiyerek ayakta kalmaya çalışırlar. Omurga yapıları yassı ve hem yere hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerlerine “paralel”dir, reddetme ve alternatif yaratma açısından.

KİM BU “GİBİ”LER?

Nuray Mert’i sade bir törenle olması gereken çukura uğurlayıp sormaya devam edelim.

Kimdir bu “Nuray Mert gibiler” cümlesindeki “gibi”ler?

Bunun yanıtı yine Nuray Mert’in işine son verildikten sonraki açıklamasında:

“Beni Cumhuriyet’e davet eden Akın Atalay’dı. Cumhuriyet’in Kemalist çizgisini bildiğim için davet karşısında çok titiz davrandım ancak Akın Atalay, gazetenin dar vizyonunu genişletmek için böyle bir davette bulunduğunu söyledi. ”

Farelerde var mıdır bilmem ama neoliberallerin bir özelliğidir, kendilerini tehdit altında gördükleri an herkesi ve her şeyi satarlar.

Sıka sıka değil de sora sora ilerleyelim, şıklar verip fikir üretmeyi de kolaylaştırarak:

Kemalizmi “dar çizgi” kabul edip, bunun yerine ortaya “yeni” şeyler koymak isteyenler kimdir?

a) Kemalist ulus devlet modeli süresini doldurdu tezinden besleyen “Yeni Türkiye”ci siyasi irade
b) Biz 1930ların CHP’si değiliz diyen “Yeni CHP”ci CHP Genel Merkezi ve Genel Başkanı
c) Uğur Mumcu
d) a ve b

Akın Atalay döneminin Cumhuriyet’inden yola çıkarak, Cumhuriyet’in dar vizyonunu genişletecek olan kişi, Nuray Mert’ten başka örneğin kimdir?

a) İlhan Selçuk
b) Ahmet Taner Kışlalı
c) Tarık Zafer Tunaya
d) Can Dündar

Yine Akın Atalay’a göre hangisi, gazetenin “Kemalist dar vizyon”nun fikirsel önderlerinden değildir?

a) Mustafa Kemal Atatürk
b) Yunus Nadi
c) İlhan Selçuk
d) Can Dündar

Can Dündar ile Nuray Mert arasında hangi konuda düşünsel farklılık vardır?

a) Emperyalizme bakış (daha doğrusu tapış)
b) AKP’nin demokrat gözükmesi sürecindeki pozisyon
c) Atatürk ve Kemalizme karşı konumlanış
d) hepsi
e) Hiçbiri

Peki, Nuray Mert’i yerden yere vurup, onu o gazeteye getirenlerden rahatsız olmayarak dallarıyla kavga ettikleri ağacın kökünü besleyen, Nuray Mert gibileri yerden yere vururken aynı türden Can Dündar “gibi”leri kutsayarak zihinsel tembelliğin etkisiyle “kandırılanlar” kimlerdir?

a) AKP seçmeni
b) FETÖ müritleri
c) Selahattin Demirtaş
d) Haklı AKP nefretinin bakış açılarını köreltmesi ile AKP ile hangi gerekçeyle olursa olsun zıt düşmüş ya da zıt düşmüş gibi davranan herkesi “kahraman” ve “vatansever” olarak kutsayan eylemde duyarlı teoride duyarsız Türk yurttaşları.

Soruları yanıtlama için süre, eğer bakış açımızı değiştirmezsek ülkemiz için kalan süreden biraz daha azı.

Yani çok.

Son soruya verilecek yanıt ile yazının başındaki hastalığın vücudumuzda bulunup bulunmadığının tespiti tekerlek üzerinde döndükçe ileri gidebileceğini sanan farelerden farklı olup olmadığını ortaya koyacak.

Ve de Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet payidar kalıp kalmayacağını.

Bu nedenle hepimize önce akıl, fikir ve sonra da bol şans. En çok da ülkemize, ülkemiz için.

Son söz de Akın Atalay “gibi”lere Cumhuriyet şehidi ve Cumhuriyet gazetesi yazarı Ahmet Taner Kışlalı‘dan gelsin:

”Bu ülkede Atatürk’ü yıkarak olumlu bir şeyler yapabileceğini sananların, kendi küçük dünyaları içinde büyük bir yanılgı yaşadıklarına inanıyorum.”

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR 
13 AĞUSTOS 2017

Paylaş
Önceki İçerikMASKELİ BALONUN MASKESİZLERİ: “BUNLAR ANLAŞIR”
Sonraki İçerikSOSYAL AĞDA BALIK OLMAK YA DA OLMAMAK

Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü’nin her kademesinde görev aldı.

Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte “Kemalizm”in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T’ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi
Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı.

2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte “Vardiya Bizde Adana”nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu.

Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı.

Milli Mücadele döneminde kurulan ve “Kemalizmin İleri Karakolu” unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana’daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti.

Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu’nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı.

Genç Yeni Adana’daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol’u kurdu.

Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı’nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta.

Milli İrade Birliği’nin “Milli İrade Nedir?” ve Mustafa Mutlu’nun “Dön Kardeşim” kitaplarında yazıları yayınlandı.

Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın