Bugün 15 Ağustos 2017.

Bundan tam 33 sene önce narko-terör örgütü PKK, Eruh’ta ilk kanlı saldırısını düzenledi.

Peki, bu yıldönümü ile ilgili kendisine sol, ilerici diyen sitelerde bu durumla ilgili bir açıklama var mı?

Yok.

Bu konuyla ilgili bu oluşumlardan 33 yıl öncesinde dair bir eleştiri olabilir mi?

Olamaz.

Çünkü ölen kişinin insandan sayılması için ya etnik beklentileri karşılaması lazım (Üstelik bunu yapanlar da başkalarını faşist, ırkçı olmakla suçlarlar ne kadar da ironik değil mi?),

ya da ölen, öldürülen, şehit olan kişinin kendisinden ya da etrafından önce kolluk kuvvetlerine, dolaylı olarak da -ki esas amaç bu zaten- Türkiye Cumhuriyeti‘ne “vurulabilecek” bir malzeme çıkması gerekir.

En son olaydan yola çıkacak olursak:

Bu gibi site ve oluşumlar, PKK’nın varlığını sorgulamazlar. PKK’ya terör örgütü bile diyemezler.

PKK’nın varlığını, niyetini sorgula(ya)madıkları, aksine olumladıkları gibi PKK’nın Maçka’da ne işi olduğunu da sorgula(ya)mazlar.

Ama bu hususlara girmeden olayda 15 yaşındaki Eren’in orada ne işi olduğunu sorabilirler. Sadece bu kısmı cımbızlayabilirler. Çünkü bu tarz durumlarda sürekli esnaf mantığıyla durumun getirisini götürüsünü hassas tartılarda tartıp, ona göre ayıklama yaptıklarından bu olayı olduğu gibi ve her yönüyle ele alırlarsa zarar edebilirler!

SORUN BAZI SORULARI SORMAK DEĞİL BAZI SORULARI SOR(A)MAMAK

Herhangi bir çarpıtmanın önüne geçmek için bir durumun altını çizelim:
Eren Bülbül’ün şehit olduğu olayda Eren’in orada ne işi olduğunu sormak gayet doğaldır. Bunun sorunun sorulmasında da durumun sorgulanmasında fayda vardır. Ortada bir ihmal varsa da bu ihmali yapanlar hesabını vermelidirler.

Fakat sen, her yıl yüzlerce 15 yaşındaki çocuğu dağlara yollayan, eylemlerde en önde kullanan bir örgütten, örgütün bu tavrından bahsetmeden; utanmadan, sıkılmadan sadece “Eren’in orada ne işi vardı”yı soruyorsan senin bir niyet sorunun var demektir.

Senin bu işten başka bir beklentin var demektir.

Sen burada toplumsal bir fayda gütmüyor, burada Eren’in durumunu sorgulayıp diğer yanda dağa götürülen çocukları sorgulamayarak terör örgütünün algı savaşına mühimmat taşıma kaygısı duyuyorsun demektir.

Bu yüzden ne şehit olan Eren ne de terör örgütünün ağına düşürülen yüzlerce çocuk senin için insan değil, algı operasyonlarına yönelik sadece “haber” niteliği taşımaktadır. Bu çocukların insan olup olmayacağı, savunulup savunulamayacağı gizli ajandalardaki iç dengeler baz alınarak belirlenir.

O yüzden bu sitelerde “PKK saldırdı” yı göremezsiniz. Nasıl Kadir Mısıroğlu meczubu Das Kapital’i Marks’a cinler yazdırdı diyorsa, bu oluşumlara göre de askerleri cinler şehit etmiştir, ya da görünmeyen başka canlılar.

***

Yukarıdaki görselde(*) de PKK’nın yaptığı saldırıları hem PKK’yı hem de bebek katili Apo’yu incitmeden nasıl savuşturabiliriz sorularına yönelik maddeler var.

Akılcı bir şekilde doğruyu aramak yerine duygularınıza, öfkenize teslim olup da rahatlamak istiyorsanız bu maddeler tam da sizler için.

Başka bir açıdan da sormak lazım:

Siyasi iradenin “Türkiye Cumhuriyeti”nden “Cumhuriyet“i bölmeye, yok saymaya çalıştığı yerde, bu kişilerin de ulusal kimliğimiz olan “Türk” ve “Türkiye” ile savaş halinde olması, ortada bir “doğal müttefiklik” durumu olduğunu göstermez mi?

Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik tehditlere karşı koyma hususunda kıstasımız, Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik eylemsel ya da düşünsel saldırı girişiminde olan herkese “amasız”, “fakatsız” aynı tepkiyi vermek mi olacak, yoksa önce saldırana bakıp, bizdeki yerlerine ve tatminsel etkilerine göre mi yaklaşım belirleyeceğiz?

Hangisi?

***

Size her daim sizin istediklerinizi veren, sizin aklınıza değil de öfkenize hitap eden kişi ve oluşumlara dikkat edin.

Onların da dini kullananlardan bir farkı yok. Onlar mezhepsel yapıyor bunlar de etniksel.

Onlara inandığınız, algılarınızı teslim ettiğiniz takdirde de sizlerin, yönlendirilen ve sizin de “koyun” dediğiniz kitleden bir farkınız kal-maz! Kalamaz…

Pirincin içindeki siyah taşlardan ziyade beyaz taşları fark etme durumu.

Ve kendisine sol, özgürlükçü, sosyalist deyip, emperyalizmin Türkiye Cumhuriyeti üzerindeki saldırı noktalarının hiçbirini ıskalamayan, mevzubahis Türkiye Cumhuriyeti olduğunda emperyalizm ile her konuda hemfikir olan neoliberallere ve onların sosyal medya ağlarına takılan “hümanist”lere gelsin Uğur Mumcu‘nun sözleri:

“İnançlar, fetişizm haline geliyor. Sonra ona tapıyorlar. Ben görüş olarak sosyalist eğilimliyim. Yani emekçi sınıfların toplumda yönetimi ele almasını istiyorum. Bu ayrı bir konudur; kendi ülkemin içinde sürüklendiği kavgada sizi kan çanağına itenleri yakalamak ayrı konudur. Ben sosyalist bilincimi her gün artırıyorum. Fakat her gün de, bu Bulgarları teşhir etmeye çalışıyorum. Bunlar çok ayrı konular.

Bizde sosyalist oldunuz mu, mutlaka ya Sovyetler’in adamı olacaksın, ya Çin’in adamı olacaksın. Veya kapitalist oldunuz mu, Washington’un, CIA’nın adamı olacaksınız. Bunlar dünyadaki sistemler. Buna yakınlık da duyulabilir, nefret de duyulabilir.

Ama bir insan kendi ülkesinin devrimcisi olmalı. Benim görüşüm bu. Ulusal bağımsız sol!

Ben sosyalist eğilimliyim, işçi sınıfının, emekçi sınıf ve tabakaların demokratik yollarla iktidara gelmesini istiyorum. Bu görüşümden hiç ama hiç vazgeçmedim. Ama öte yandan da, Türkiye’de, 
bir, Kürtçülük, 
iki, silahlı eylemcilik, 
üç, yurt dışına bağımlı sosyalizm, yani benim “kançılarya sosyalizmi” dediğim TKP’cilik…

Bunlara da karşı çıkıyorum. Ve Türkiye solunu da, bunların engellediğini sanıyorum.” [1]

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR 
15 AĞUSTOS 2017

(*) Görsel, Kurbağa dergi adlı twitter sayfasından alınmıştır.
[1] http://www.bbc.com/turkce/haberler/2013/01/130123_ugur_mumcu_bbc_turkce.shtml

Paylaş
Önceki İçerikNURAY MERT, FARELER, İTİRAF VE İTİLAF
Sonraki İçerik“KERKÜK DÜŞERSE DİYARBAKIR DA DÜŞER!”
Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin'de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü'nin her kademesinde görev aldı. Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte "Kemalizm"in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T'ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu. Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı. Milli Mücadele döneminde kurulan ve "Kemalizmin İleri Karakolu" unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana'daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti. Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu'nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı. Genç Yeni Adana'daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol'u kurdu. Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı'nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta. Milli İrade Birliği'nin "Milli İrade Nedir?" ve Mustafa Mutlu'nun "Dön Kardeşim" kitaplarında yazıları yayınlandı. Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın