Ankara’da pek de sıcak esmez rüzgar, hele de akşamları…

Belki de az önce vedalaşıp yolcu ettiğimiz Abimizin sıcaklığından bu değişim, belki de anlattıklarının yüreğimizde çıkardığı yangından…

Arkasından bakarken söyledikleri bir bir geçiyor aklımdan seri biçimde…

Yıl 1918. Dedesi, şair Raşit Akif Hürmüzlü… Yazdığı İngiliz karşıtı şiirden ötürü sürülüyor Basra’ya.

Aynı zamanda İngilizler tarafından Kerkük’ten sürülen ilk Türk…

Babası Kahtan Hürmüzlü

1960-1980 arasında üç kez sürgün dört kez tutuklama…

İşkenceyle iki kulak zarının da patlatılması…

Ve de çok iyi örgütçü olduğundan Türkmenleri örgütlememesi için Kerkük’e girişine yasak konması… Bu sebeple Süleymaniye’de sür(ül)mek zorunda kalan bir yaşam…

Ve de kendisi. Özdemir Hürmüzlü.  Kendisini Kemalist, Atatürk milliyetçisi diye tanımlamaktan hiç çekinmeyen, Kerkük’ün tek Türk gazetecisi.

Bildiğimiz, bilmediğimiz ayrı ayrı ödenen bedeller. En son içinde olduğumuzdan bildiğimiz hadise; internet gazetemiz Üçüncü Yol‘a verdiği röportajdan ötürü Türk(!) Dışişleri tarafından yoğun tepki alması, Irak Türkmen Cephesi Lideri Erşah Salihi’nin Basın Danışmanlığı görevini bırakmak zorunda kalması.

***

“Biz her an ölümü göze alarak yaşıyoruz.” diyor Özdemir Hürmüzlü, bir saniye bile düşünmeden, suratında en ufak bir tereddüt belirtisi barındırmadan.

Amerikan uçaklarıyla kurulan yapıdan “devrim” çıkaranlar, Biji Serok Obama diye zılgıt çekenler için sıkıcı gelebilir. Fakat -Türk olmasına da gerek yok-, gerçekten bir “acı”nın, “yalnız bırakılmışlığın” öyküsünü dinlemek isteyenler için çok acılı yerden gelen bir hikaye.

Kerkük’te durumlar nedir diyoruz Özdemir Abi’ye, önce bir iç çekiyor. Dışarıdan bakana 1-2 saniye, bizlere hiç bitmeyecekmişçesine süren bir iç çekiş, tüm dost dağlarının yıkıldığının ilanı.

Anlatıyor:

“21 Mart’ta bölgesel yönetimin bayrağı göndere çekilince çok büyük tepki olur diye düşündük. Olmadı. Çok büyük hayal kırıklığına uğradık. Bayrak olayına tepki verilmeyince sonrası çok kötü oldu.

Barzani, bulunduğu konumda görevi bittiği halde koltuğunu bırakmıyor. Kimse de bir şey diyemiyor. Kuzey Irak Meclisi kapalı durumda. Kerkük İl Meclisinde 41 vekil var, 26’sı Kürt, 9’u Türkmen, 6’sı Arap. Çoğunluk ne derse, ne isterse o oluyor. Bizim bir etkimiz, yaptırımımız yok. 2014’teki IŞİD işgalinden sonra Irak Ordusu Kerkük’ten çekildi, onun yerine Talabani – Barzani partilerinin ortaklaşa yönettiği ortak asayiş güçleri var. Bunlar, Kerkük’te kalan yaklaşık 20 bin Irak polisini de pasifize ediyor. Kerkük’ün % 40’ı IŞİD işgali altında. Ayrıca Kerküklü olduklarına dair kaydı bulunmayan 50 bin Kürt aile var. Bunlara referandumda oy kullandıracaklar. “

Özdemir Abi konuştukça manzara netleşiyor, manzara netleştikçe de içtiğimiz suyun bile hazmı zorlaşıyor.

Devam ediyor, arada sorduğumuz sorulara yanıt vererek:

“Kerkük’ün nüfusunun yaklaşık 1.2 milyon olduğu söyleniyor ve yine yaklaşık 400-500 bin Türkmen var. Irak’ın genelindeki Türkmen nüfus ise 2-3 milyon civarında. Fakat birlik halinde değiller maalesef. Kerkük’te PKK var, IŞİD var, Peşmerge var ama Türk ordusu yok. Stratejik olarak İran, Şii Türkmenlere yardım yapıyor. Fakat İran-Türkiye arasında bu bölgede bir anlaşma olmadıkça Türkmenlerin ortak hareket etmesi çok zor gibi.”

Soruların içeriği ağırlaştıkça yanıtların da içeriği ağırlaşıyor. Soran sorduğu sorunun ritmini düşürüyor, kelimeleri en hassas tartılarda tartıyor, ona göre cümlelere layık görüyor ya da eliyor…

“Referandum olursa her şey çok kötü olacak. Türkmenler bir çemberin içinde kalacak veya ölecekler ya da asimile edilecekler. Referandum ertelenirse bunun faturası yine Türkmenlere çıkacak, katledilme tehdidi ile karşı karşıya kalınacak çünkü Kürtler uluslararası güçler ve kamuoyu tarafından destekleniyor. Oysa Türkmenlerin arkasında kimse yok. Yapılan açıklamalar uygulamaya dönüşmedikçe hiçbir anlam ifade etmiyor.”

Peki bu saatten sonra bu işin geri dönüşü var mıdır?

Bu saatten sonra bu sürece sadece Türkiye engel olabilir. Bağdat bir şey yapamaz, sadece Türkiye yapabilir ama Türkiye’nin bu konuyla ilgili bir politikası bile yok. Türkiye’deki temsilci sayımız bile sadece bir.

Türkiye Cumhuriyeti, Hükümeti eliyle Kerkük’te tavrını Kürtlerden yana koyuyor diyebilir miyiz?

– Maalesef öyle… Normalde Kerkük, Kuzey Irak bölgesinin içinde değil fakat buna rağmen hukuki olmayan bir şekilde referanduma dahil ediliyor. Kimse tepki göstermiyor. Telafer düştü. Eğer Kerkük de düşerse sadece Kerkük’le sınırlı kalmaz. Bugün Kerkük giderse yarın Diyarbakır da gider. Zaten Barzani’nin bu konuda açıklamaları var. Kanallarında bile kullandıkları harita ortada. Türkiye istese her şeyi yapabilir. Türkiye’den gelecek siyasi destek ve kamuoyu hayati derecede önemli bizim için.

***

25 Eylül 2017’de yapılacak, sözde bağımsızlık özde ve sözde “Kürdistan”ın bağımsızlık oylaması.

Irak Türkmenlerinin yanında olmak için onlarla soydaş olmaya gerek yok. Ayrıca sadece kendi ülkemizin toprak bütünlüğüne tehdit oluşturacak olmasından ötürü bile bu konuya tepki vermemiz gerekmekte.  Bugün bu görüşme ve yazı yazılırken ajanslara bir haber düştü:

“Suriye’nin Kuzeyi ile ilgili referandum tarihi 22 Eylül 2017 olarak ilan edildi.”

Eğer ilk domino taşının düşüşüne engel olmazsak, sonunda toprak kaybedeceğimiz bir “domino etkisine” sadece seyirci kalabileceğiz.

Ve böyle bir durumda bu “kopuş”, sadece Güneydoğu ile sınırlı kalır mı sanıyorsunuz? Sen Hakkari’nden vazgeçebildiğinde başkası da senin önce Kıbrıs’ına, sonra Ege’ne, Karadeniz’ine göz dikmez mi sanıyorsun?

100 yıl önce de bu olmadı mı?

Ülkeyi yönetenlerin tavrını düşünüp, yine aynı kişilerin içi boş ve kof milli söylemlerini anımsarken, bir de Özdemir Hürmüzlü’nün “Bu sürecin hedefi yeniden Sevr’i dayatmak” sözünü duyunca insanın içinde Kerkük türküsünün bir dörtlüğü sadece kulaklarda değil yüreğinin dört bir yanında da en ağır işkencenin cümleleşmiş hali olarak vücut buluyor:

Evleri göçtü neylim 
Köprüyü geçti neylim
Yüzde dost kalpte hain
Ben böyle dostu neylim

***

Türkmen meselesinin soydaş meselesinden ziyade Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğü ve dış politikadaki hamle alanının genişlemesi ya da daralması ve de Türkmenlerin mağdur olması anlamına geldiğini görebilmek için daha ne olması gerekiyor? Türkmenlerin emperyalizme boyun eğmesi mi? Yoksa kitlesel biçimde katledilmeleri mi?

Hangisi?

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
10 AĞUSTOS 2017

Paylaş
Önceki İçerikSOSYAL AĞDA BALIK OLMAK YA DA OLMAMAK
Sonraki İçerikİNANIYORUZ PAŞAM!
Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin'de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü'nin her kademesinde görev aldı. Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte "Kemalizm"in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T'ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu. Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı. Milli Mücadele döneminde kurulan ve "Kemalizmin İleri Karakolu" unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana'daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti. Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu'nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı. Genç Yeni Adana'daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol'u kurdu. Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı'nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta. Milli İrade Birliği'nin "Milli İrade Nedir?" ve Mustafa Mutlu'nun "Dön Kardeşim" kitaplarında yazıları yayınlandı. Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın