9 Eylül dediğimiz zaman aklımıza ne gelir?

İzmir’in kurtuluşu, emperyalist ordunun denize dökülüşü.

Biraz daha kapsamlı bakanlar için de CHP’nin kuruluşu.

Oysa “9 Eylül”, bir “nasıl” ve iki de sonuç barındırır içinde, birisi eylemsel diğeri teorik.

Nasıl yani mi? Anlatalım.

9 Eylül 1922’de emperyalizmin süngüsü Yunan ordusu denize dökülmüştür İzmir’den. Çeşitli başka iddialar olsa da genel kanıyla “ilk kurşunun atıldığı” yerde bitmiştir savaş.

Bu yönüyle 9 Eylül, eylemsel olarak bir sonuçtur.

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ordu-millet Kuvayi Milliye’nin partileşmiş hali olan CHP’nin kuruluşudur, bu da 9 Eylül’ün “teorik” sonucudur. Aynı zamanda da başlangıcı, kurumsallaşmasıdır. Hatta devletleşmesi, uluslaşmasıdır.

Fakat esas bir 9 Eylül de vardır ki işte o “ruh”tur. Cumhuriyetin “mantığıdır”.

9 Eylül 1919.

Yer Sivas.

Sivas Kongresi sürmekte.

İstanbul’un işgali sırasında Tıbbiye’de direnişi örgütleyenlerden Tıbbiyeli Hikmet, Sivas Kongresinde Tıbbiyelilerin temsilcisidir. İstanbul’dan Sivas’a bin bir zorlukla gelmiştir. 18 yaşındadır. Üçüncü sınıf öğrencisi bu delikanlı, kongrenin son gününde mandacılık tartışmaları sırasında söz alır ve Mustafa Kemal Paşa’ya dönerek konuşmaya başlar:

“Paşam, murahhası bulunduğum Tıbbiyeliler beni buraya istiklâl davamızı başarma yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler, mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olurlarsa olsunlar, şiddetle ret ve takbih ederiz. Farz-ı mahal(örneğin), manda fikrini siz kabul ederseniz, sizi de reddeder, Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı değil vatan batırıcısı olarak adlandırır ve lanetleriz.”

Salonu dalgalandıran bu konuşmaya Mustafa Kemal Paşa’nın yanıtı nettir:

“Arkadaşlar, gençliğe bakın; Türk milli bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin! Gençler, vatanın bütün ümit ve istikbali size, genç nesillerin anlayış ve enerjisine bağlanmıştır. Evlat, müsterih ol. Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz, azınlıkta kalsak dahi mandayı kabul ettirmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: Ya istiklal ya ölüm!” [1]

***

Yukarıda Mustafa Kemal Atatürk’e bile gösterilen duruş, Cumhuriyetin “kurucu” duruşudur. Bu yaşanmışlığı tarih kitaplarında rastlanan ve sonu belli olan hoş bir anı olarak anlayanlar, bu felsefeyi algılayamaz.

Tıbbiyeli Hikmet’in bu çıkışı çok da bilinmeyen bir durum değildir. Ama sonrası pek bilinmez. Sanki Tıbbiyeli Hikmet sadece Sivas Kongresinde bu çıkışı yapmış ve silinmiştir. Hayır!

Atatürk’ün Sivas Kongresinde “Daima ilerici ve devrimci fikirlere alemdarlık etmiş olan Tıbbiye’nin mümessili olan genç” diye tanımladığı Hikmet’in sonrasında neler yaptığını Özdemir İnce’den dinleyelim:

“Sivas Kongresinden sonra Hikmet Boran, yakın arkadaşı Yusuf Bey(Balkan) ile birlikte Dr. Adnan Adıvar’ın başhekim olduğu Ankara Cebeci Askeri Hastanesi’nde bakteriyoloji uzmanı Tabip Albay İbrahim Tali Bey’in(Öngören) başında bulunduğu laboratuvarda aşı yapımında çalıştılar. İki arkadaş, İbrahim Tali Bey’le beraber kendi üzerlerinde tifüs aşısı denenmesini, gönüllü olarak kabul ettiler. Gösterdikleri bu fedakarlık üzerine, Mustafa Kemal tarafından Hikmet ve Yusuf beylere rütbe verilmiş ve maaş bağlanmıştır.

Cumhuriyet’in ilanından sonra bir gün sofra sohbetlerinde Mustafa Kemal Paşa, Hikmet Bey’i hatırlayarak, kendisinin bulunup milletvekilliği teklif edilmesini emretti. Hikmet Bey bulunamadı ve Cumhurbaşkanına yanlış bir haber olarak öldüğü bilgisi ulaştı. Buna çok üzülen Atatürk, sofra sohbetini sona erdirdi. 
Atatürk’ün 1938’de vefatından sonra ise Hikmet Bey’in sağ olduğu ve Albay rütbesinde bir askeri hastanenin başhekimliğini yapmakta olduğu öğrenildi.”

***

Ahmet Taner Kışlalı 3 tip insandan bahseder siyasi zeminde:

Atatürk’e evet Kemalizme evet diyenler
Atatürk’e evet Kemalizme hayır diyenler
Atatürk’e de Kemalizme de hayır diyenler.

Sonra da ekler, esas zararı Atatürk’e ve Kemalizme hayır diyenler değil, Atatürk’e evet Kemalizme hayır diyenler vermiştir diye.

Biz de bu düşünceye katılarak devam edelim ve soralım:

Sorsak Atatürk’e de Kemalizme de evet diyecek olup, Kemalizmin, Cumhuriyet devrimciliğinin, neferliğinin gereklerini yerine getirmeyenleri nereye koymalıyız, koyacağız?

Bugün siyasi partiler, yeni anayasa önerilerinde bile değiştirilmesi gündeme gelmeyen, sanki esas değiştirilmesi teklif bile edilemez kanun oymuş gibi davranılan “siyasi partiler” yasası sayesinde genel başkan/genel merkez çiftliğine dönerken, bu düzene ve düzenin “indirdiği” genel başkanlara sadece vatansever ve Kemalist kaygıyla karşı çıkan kişilere tepki gösterenler, Sivas Kongresinde olsalardı, Tıbbiyeli Hikmet aynı konuşmasını yapsaydı, Tıbbiyeli Hikmeti hain ilan ederler miydi etmezler miydi?

Cumhuriyet, “Atatürk’e inanan ama devrime ondan daha çok inanan” güzel insanlar, güzel beyinlerle kuruldu. O beyinleri anlamayan zihniyet önce bu kişileri Atatürk’ten uzaklaştırdı, sonrasında ise “Atatürk’e evet Kemalizme hayır” yaklaşımı bizzat Atatürk döneminde başlatıldı ve Atatürk Tek Adam’laştırıldı.

Dün bunu bireysel çıkar ya da düşünsel tercihle yapanlar neyse, bugün pirincin içindeki siyahla beraber beyaz taşı da gösterenleri hedef yapanlar, isteyerek ya da istemeyerek aynı kişilerdir.

Bu kişiler için düşünsel konforun korunması, toplumsal ve ülkesel konforun korunmasından daha öncelikli olduğu için Cumhuriyet kazanımları bu kadar yara aldı.

Suçluyu başka yerde aramak, daha doğrusu suçluyu sadece başka yerde aramak kendimizi kandırmaktan başka bir anlam ifade etmez.

Bu yaklaşımla idealist insanlar belli kademelere gelemeden şeklen kendi düşüncesinden olan insanlar tarafından harcanır, temsiliyetimiz de bu “idealist bükücü” tiplerin sayesinde teslimiyete dönüşür. Sonra bizler de dövünür dururuz, dallarıyla kavga ettiğimiz ağacın köklerini beslediğimiz gerçeğiyle yüzleşmeden.

9 Eylül’de hiçbir payımız olmayan başarılarla övünmek, günün “anlam” açısından içini boşaltmak kolay.

Peki siz, var mısınız bu gerçeklerle yüzleşmeye?

Korkmayın, kimse sizlerden Tıbbiyeli Hikmetler gibi gönüllü denek olmanızı, Reşit Galipler gibi cebinde 5 kuruşuyla kütüphanesine taşıdığı ranzasında ölmenizi, Saffet Arıkan gibi devrimlerden ödün veriliyor diye isyan edip, etkisiz kaldığına inandığında da kafanıza sıkmanızı istemiyor. Ya da Reşat Çiğiltepe gibi verdiğiniz sözü yerine getiremediğinizde intihar etmenizi…

Kalıbınızın insanı olmak, biraz da kalbinizin, ideolojinizin insanı, neferi olmaktan geçiyor.

Soru basit: 9 Eylül CHP’nin kuruluş, “başlangıç” tarihi.

Sizler, bu yüzleşme ile “yeni bir başlangıç yapacak” cesarete sahip misiniz? Şayet değilseniz kurduğunuz en ateşli cümleler, kelime sarfiyatından başka bir anlam ifade eder mi tarihin sayfalarında?

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
9 EYLÜL 2017

DİPÇE

[1] Cumhuriyet’in Üç Fedaisi, Özdemir İnce.

Paylaş
Önceki İçerikASIL MÜCADELE ŞİMDİ BAŞLIYOR!
Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin'de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü'nin her kademesinde görev aldı. Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte "Kemalizm"in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T'ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu. Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı. Milli Mücadele döneminde kurulan ve "Kemalizmin İleri Karakolu" unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana'daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti. Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu'nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı. Genç Yeni Adana'daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol'u kurdu. Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı'nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta. Milli İrade Birliği'nin "Milli İrade Nedir?" ve Mustafa Mutlu'nun "Dön Kardeşim" kitaplarında yazıları yayınlandı. Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın