Aşama aşama ve parça parça ilerleyelim.

Irak Türkmen Cephesinden Kerküklü Gazeteci Özdemir Hürmüzlü ile bir röportaj gerçekleştirmiş ve bunu sitemizde yayımlamıştık.

Özdemir Hürmüzlü’nün sözlerini aktarmış ve eklemiştik 10 Ağustos 2017’de:

“Türkmen meselesinin soydaş meselesinden ziyade Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğü ve dış politikadaki hamle alanının genişlemesi ya da daralması ve de Türkmenlerin mağdur olması anlamına geldiğini görebilmek için daha ne olması gerekiyor? Türkmenlerin emperyalizme boyun eğmesi mi? Yoksa kitlesel biçimde katledilmeleri mi?
Hangisi?” [1]

Referandumun hemen öncesinde de son uyarılarımızı yineledik:

KERKÜK SADECE KERKÜK DEĞİLDİR…

Irak’ın kuzeyinde yapılacak olan referandum, Türkiye Cumhuriyeti’nin önce içine çekileceği, sonra da parçalanacağı sonra da yıkılacağı sürecin gayri resmi başlangıcıdır.
Hangi durumda?
Mevcut siyasi irade ve muhalefet partilerinin yaklaşımı aynı tınıda sürdüğü, bu pozisyonları aynı kişiler işgal ettiği takdirde.
Bizi önce domino taşına çeviren, sonra da en baştaki domino taşını itekleyen süreci engellememizin bedeli ağır olacak.
Bu sırada bir bilgi geliyor tam da bunları yazarken, Irak sınırı tarafından PKK saldırıya geçmiş Türkiye’ye karşı.

BU YIKIMA KİM İLE KARŞI DURACAKSIN?

PKK ile masaya oturan, PKK ile savaşan komutanları diri diri betona gömen AKP ile mi?
Terör örgütü üyelerinin gönüllü ve resmi avukatlığını yapan, PKK ile savaşan subaylara kurulan kumpas davalara “müdahil” sıfatıyla destek verenleri Genel Başkan Yardımcısı yapan CHP ile mi?
Yok hükmünde olan MHP ile mi?
PKK’nın vitrini ve siyasi esiri olan HDP ile mi?
Bu sorularda kimle olamayacağının yanıtı var. Kimle ne şekilde olacağını da görüyoruz ki yaşananlar bize kafamıza vura vura gösterecek. Ulu Önder’in dediği gibi:

“Biz siyasi partilere değil milli birliğe muhtacız.”

Bunun sistem partileriyle ol(a)mayacağını anlamak için de deha olmaya gerek yok.

***

Konuyu yerinden takip edebilmek ve doğru’ya ulaşabilmek için Irak Türkmen Cephesinden çok sevdiğim bir gazeteci abimle konuşuyorum, Türkiye bir şey yapar mı diye soruyor bir umutla…

“Türkiye istese çok şey yapar ama ülkenin siyasi iradesini cebren ve hile ile gasp eden, kendisi de para kazandığından iki saatliğine petrol vanalarını bile kapamayan zihniyet kılını kıpırdatmaz, anca kendi çıkarları açısından “bir şey yapmasının” kendisine siyasi getirisi olacak, bu “getiri”, “götürü”den fazla olacak ki bir şey yapacak”
demeye utanıyorsun.

Yutkunuyorsun.

Sadece şu utanç ve mahcubiyet bize yeter.

Gerçekten de böyle durumlarda tek bir cümle geçiyor içimden, o da Oğuz Atay’a ait:

“Bat dünya bat.”

***

Referandumun risklerini anlatırken, içerideki siyasi kadronun iktidar-muhalefet ile bu süreci taşıyamayacağını da anlatmak zorundaydık.

Hem bu kaygıyı hem de Irak’ta olanları aktarmaya devam ettik:

Irak Türkmen Cephesi Lideri Erşad Salihi:

“Acımız büyük. Derdimiz büyük. Türk dünyasına sesleniyorum: Siz neredesiniz? Azerbaycan, sayın İlhan Aliyev, neredesin sen?
Onlarca şehit verdik sizin toprağınızda. Siz neredesiniz?
Azerbaycan halkı olarak bizimledir. Azerbaycan halkı bizimle beraberdir, sağ olsun. Onlarca insanı bizimle beraberdir.
Kırgızlar, Türkmenistan, Türk dünyası, Kıbrıs, neredesiniz?
Savunmak lafla olmaz. Savunmak ciddi bir şekilde yanımızda olmakla olur.
BİZ SON GÜNLERİMİZİ YAŞAMAKTAYIZ.
Ama direneceğiz. Mukavemet edeceğiz.
Tanrı Türkü korusun ve yüceltsin.”
[2]

Bu açıklamaları yapan daha doğrusu bu çığlığı atan Erşah Salihi diğer yandan da ekliyor:
“Kerkük’te PKK’lı teröristler Öcalan’ın posterleriyle karargahımızın önünden geçerek kutlama yapmaya başladılar. Akşam saatleri için tedirginiz.” [3]

“Biz Bağdat’a son uyarıyı verdik. Askeri güçlerini buraya getirmedikleri takdirde muhtelif güçlerden yardım talep edeceğiz. Artık suç bizden gitti. Tarih biziz korumayanlardan hesap soracak.” [4]

***
Aklıma Yahya Kemal Beyatlı’nın 26 Ağustos 1922 adlı şiiri geldi:

“Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi. 
Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Rabbi.
Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,
Galib et, çünkü bu son ordusudur İslâm’ın.” [5]

Sanırım, Erşad Salihi’nin Türk dünyasına yaptığı çağrının Türkiye’ye düşen kısmını yukarıdaki şiiri 2017 şartlarına ve siyasi iradeye göre güncelleyerek yanıtlamalı:

26 EYLÜL 2017
Kopmasına mani olunan fırtına Türk ordusudur Salihi,
Elleri kolları zincirlenmiş ordu, budur Salihi.
Tabi ki yükselir, varsa çıkar, ezanlar ve namın,
Bizi yönetenler savunucusudur ne Türk’ün, ne de İslamın.

Yer de yarılmıyor ki içine girebilelim.

(“Rojava”ya ABD uçaklarıyla inen şeye devrim diyenlerin ölümcül sessizliğini, bir kısmının gizleyemediği sevinci ve nefretini de yazıyoruz bir kenara. Temennimiz, bu ölümcül sessizliklerinin her konuda daim olmasıdır.)

KIBRIS, KERKÜK, TÜRKİYE…

Kıbrıs Barış Harekatı 1974’de yapıldı. Fakat bu harekatın zeminini oluşturan da Kıbrıs meselesine Türkiye’nin dikkatini çeken de öncesinde yapılan mitingler olmuştu. Tabi bunda Dr. Fazıl Küçük’ün rolü büyüktü. Öyle ki bu mitingler Menderes’i bile bu konuda hassas olmaya zorlamıştı. Sonrasında da 1960 Kıbrıs Anayasası ile Kıbrıs Türkleri önemli kazanımlar elde etti. Sonra Rumlar o anayasayı ihlal edince de Türkiye, o anayasadan doğan hakkını kullanarak müdahalede bulundu.

Bunu neden mi anlatıyorum?

Açıklayayım.

AKP’nin “Türk”e bakışı zaten ortada. Daha doğru bakmayışı, yüzünü başka tarafa, başkalarına doğru çevirişi.

Referandumun tarihi de aylardır belli.

Eğer, CHP lideri, bu konu hakkında mitingler düzenlese ne olurdu? (Ki yürümeye bile gayet idmanlı kendisi.)

Hem kamuoyu oluşurdu hem de AKP’nin kendi tabanı üzerinde yaptığı “CHP ile HDP kolkola bunlar milli değil” algısı ciddi zarar görürdü.

Eğer MHP lideri mitingler düzenlese ne olurdu?

Hem kamuoyu oluşur hem de kendi kitlesine “Bakın biz Erdoğan’ın elinde siyasi rehine değiliz. İstediğimiz gibi davranıyor, yanlış gördüğümüz konularda da tepkimizi koyuyoruz.” mesajı verebilirdi.

Eğer Meral Akşener bu mitingleri yapsa ne olurdu?

Muhtemelen ciddi katılım olurdu. Erdoğan’ın en çok çekindiği kişi olduğundan mitingler yaptırımla karşılaşabilir, bu da yine hem kamuoyu yaratır hem de Meral Akşener’in kuracağı partinin işine gelirdi.

Bunlardan en az biri bile olsa, belki de Menderes’in olduğu gibi Erdoğan da istemese bile bazı şeyleri yapmak, bazı şeyler de yapamamak zorunda kalırdı.

Benim bile aklıma gelen bu durum, bu kişilerin aklına gelmiyor mu sanıyorsunuz?

Gayet de geliyor.

Peki o zaman neden bu fırsatı değerlendirmediler?

İşte bunun yanıtını samimi bir şekilde verebilip, verdiğimiz yanıtla tutarlı biçimde davrandığımız vakit ülke siyasetinde bazı dengeler değişir.

Suçlu sadece Barzani de Erdoğan da değil.

Bunu görmek de çok zor değil, şayet “akıl” başka unsurlarla “bağımlı” hale gelmediyse.

İçeride ve dışarıda bu durumları vurgularken referandum öncesinde de bir detayın altını ısrarla çizdik:

Irak’ın kuzeyinde yapılacak olan referandumla ilgili, biz sadece siyasi -doğru- tavır ve ekonomik yaptırım ile bu işi halledebilirdik. Bu saatten sonra ekonomik yaptırım uygulamadan yapılacak ve yapılmayacak her şeyde başka bir hesap dönüyor demektir, milli ve anti-emperyalist olmayan bir hesap…

VE 26 EYLÜL 2017.

Soruyu en başından soralım:

Referandum öncesi Kuzey Irak’ı Türkiye’ye bağlamak mı daha kolay?

Yoksa referandum sonrası Kuzey Irak’ı mı?

Referandum sonrası.

Birileri bundan olumlu mana çıkarabilir ama hiç de öyle değil.

Barzani birçok konuda zaten Türkiye’ye bağımlı. Bir nevi yaşam borusu Türkiye.

Barzani’nin kankası kimdi bir zamanlar? Turgut Özal.

Ne demişti kendisi: “Bir koyup üç alacağız.”

İşte aynı durumla karşı karşıyayız. Ama tersten, tıpkı onun döneminde kıyısından döndüğümüz gibi.

Kuzey Irak eğer bize “Bir” olarak verilirse, önce bu bahane ile ülkenin yönetim şekli “federe” yapılır, bu yapılacak haliyle de “bir” bizden “üç” olarak geri alınır.

Hatta “federasyonlaşma büyümektir”, ayağına Kıbrıs da arada elimizden alınır.

Bu hiç de uzak bir ihtimal değil.

Erdoğan’a birileri “sen halife olacaksın” pompalamasıyla bunu çok rahat yaptırır.

Yani, zehirin bize altın kapta sunulması ihtimali ile karşı karşıyayız.

Peki kaç siyasetçi, siyasi parti bu tehlikenin farkında?

Ve kaç siyasetçi, bu durumu bir tehdit olarak görüyor?

Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en keskin virajına cumhuriyet tarihinin en basiretsiz, bağımlı, gayri milli siyasi liderleri ile giriyor.

Görünen o ki duyarlı yurttaşların azımsanmayacak bir kısmı, çok kısa sürede partilerüstü mücadelenin önemini ve önceliğini anlamayacak. Anlasa da bunu tercih edecek cesareti kendisinde bulamayacak.

O zaman bu durumda onların yapması gereken, yapılması gereken, seçmenlerin milli olduklarına inandıkları partileri üzerinde baskı kurması, organize ve örgütlü davranması, üst yapılarını bazı şeyleri yapmaya ve yapmamaya zorlaması.

Başka çaremiz kalmadı, çok ağır sonuçlarla karşılaşmadan durumu toparlamanın…

Altımızdan santim santim çekilen, göz dikilen evin halısı değil, vatanın ta kendisi…

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR 
26 EYLÜL 2017

DİPÇE

[1] http://ucuncuyol1919.com/2017/08/17/kerkuk-duserse-diyarbakir-da-duser/
[2] https://twitter.com/csimsek55/status/912441869111631872
[3] http://www.haberayyildiz.com/gundem/salihi-turk-dunyasi-size-sesleniyorum-neredesiniz-2653h.html
[4] http://www.haberayyildiz.com/gundem/salihi-turk-dunyasi-size-sesleniyorum-neredesiniz-2653h.html
[5] http://www.siirparki.com/yahya30.html

(Görselde kullanılan karikatür Pentagon danışmanı George Friedman’ın çizdiği haritanın nasıl bir son planladığını gösteriyor. Aktaran: Banu AVAR.)

Paylaş
Önceki İçerik“9 EYLÜL” MODEL SORU: KORKUYOR MUSUN KORKMUYOR MUSUN? VAR MISIN YOK MUSUN?
Sonraki İçerikÇARE “MANTIK DEVRİMİ”

Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü’nin her kademesinde görev aldı.

Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte “Kemalizm”in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T’ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi
Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı.

2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte “Vardiya Bizde Adana”nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu.

Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı.

Milli Mücadele döneminde kurulan ve “Kemalizmin İleri Karakolu” unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana’daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti.

Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu’nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı.

Genç Yeni Adana’daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol’u kurdu.

Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı’nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta.

Milli İrade Birliği’nin “Milli İrade Nedir?” ve Mustafa Mutlu’nun “Dön Kardeşim” kitaplarında yazıları yayınlandı.

Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın