Kazım Özalp’in, Şükrü Kaya’nın, Tevfik Bıyıklıoğlu’nun ve Ruşen Eşref Ünaydın’ın aktardıkları üzerinden “o günü” anımsayalım…

Dr. Reşit Galip Atatürk’ün sofrasında oturuyor. Masada da aynı zamanda Atatürk’ün okuldan hocası da olan Milli Eğitim Bakanı Esat Mehmet Bey oturuyor (M. Esat Bozkurt değil).

Esat Bey, kız öğrencilerin kısa etek, kısa kollu gömlek giymelerini uygun bulmadığını, daha kapalı giyinmelerini bir tamimle duyuracağını ifade edince Reşit Galip Atatürk’ün yanıtını bile beklemeden araya giriyor ve “Yanlış düşünüyorsunuz beyefendi, bu bir geriliktir, kadınlar eski durumda yaşayamazlar, inkılaplardan en mühimi kadınlara verilen haklardır, başka türlü Batılılaşmakta olduğumuzu iddia edemeyiz.” diyor.

Öncesinde konu da şuradan açılıyor: Dr. Reşit Galip o dönem CHP İdare Heyeti Üyesi olarak Halkevleri’nden sorumlu kişi. Çalışmalarına dair bilgilendirme yaparken “Tiyatro kollarıyla hem bu sanat dalını yurtta geliştirmek hem de devrimlerimizi bu yolla halkın vicdanlarına yerleştirmek istiyoruz.” diyor. Fakat bu konuda kadın eleman sıkıntısı çektiklerinden görev almak isteyecek kadın öğretmenlere izin verilmesi için Milli Eğitim Bakanlığına başvurduklarını, Bakanlığın “Halk bu kişilere oyuncu der” diye izin vermediğini belirtiyor sofrada.

Esat Bey’in yorumu üzerine “Bu kokuşmuş kafayla devlet yürümez.” deyince Reşit Galip, Atatürk’ün de kaşları çatılıyor ve uyarıyor Reşit Galip’i: “Sözlerinizde müsamahalı, ölçülü olunuz.”

Konuşmanın buraya kadar olan kısmındaki cesareti ve kararlılığı bile birileri anlamayabilir. Onlara fazla gelebilir. Hele de böyle durumlarında kraldan çok kralcı, liderden çok liderci olanlar liderlerini bile beklemeden savunmaya “atılabilir”.

Bu kafada olan kişiler bu uyarıdan sonra Reşit Galip’in el pençe divan durup geri çekileceğini düşünebilir ama hiç de öyle olmaz.

Reşit Galip yanıt verir:

“Devrimci devrimcidir. Devrimci olmayan devrimci değildir. İnsanlar bu yaştan sonra ister istemez tutucu olurlar. Mecliste bunca genç, idealist, bakanlık yapacak yetenekte insan varken böyle yaşlı kimseleri Milli Eğitim Bakanı yapmak hatadır.”

Atatürk bunun üzerine kendisine sorar:

“Esat Bey yeteneklidir. Davamıza inanmıştır ve benim hocamdır. Beni okutmuş olması sence bir değer taşımıyor mu?”

Dilinden demokrasi düşürmeyip eylemlerinden despotluğu eksik etmeyenlerin eleştiriye tahammül edemediği yerde ne kadar da diktatörce bir yaklaşımdır Atatürk’ün yaklaşımı değil mi?

Reşit Galip yanıtlar:

“Kusura bakma Paşam, taşımıyor! Okuttuklarının içinde sizin gibi bir devrimci çıkmış ama, kim bilir nice tutucu da çıkmıştır.”

Bunun üzerine Paşa, sesini biraz daha sertleştirerek uyarır:

“Bu masada hocama ve bir Milli Eğitim Bakanı’na hakaret etmenize müsaade edemem.”

Fakat Reşit Galip inandığı konularda asla çekince ve korku duymaz:

“Devrimleri korumak için sizden müsaade istemiyorum. Hatayı yapan siz de olsanız sizi de eleştiririm. Roz Nuar’a verdiğiniz 15 bin liralık kredi mektubu da siz yaptınız diye hata olmaktan çıkmaz!”

Bu son yanıt masada bomba etkisi yaratır. Belli bir süre sessizlik olur. Sessizliği Atatürk’ün kırılgan ve uyarıcı sözleri bozar:

“Yoruldunuz, biraz dinlenseniz iyi olacak, buyurun biraz istirahat edin!”

Reşit Galip’in buna da yanıtı yine kendincedir ve Cumhuriyet’i kuran “ilerici” kadronun mantık yapısını anlamak açısından da öğreticidir:

“Burası sizin değil, milletin sofrasıdır. Milletin işlerini görüşüyoruz. Burada oturmak sizin kadar benim de hakkımdır…”

Yine Atatürk bu yanıt üzerine birilerinin ona ithaf ettiği gibi diktatörce bir tavırla(!) “Öyleyse biz kalkalım” der ve masayı terk eder.

Reşit Galip düşündüklerinin arkasındadır fakat üslubu konusunda da pişmanlık yaşamaktadır. Dolmabahçe’de pencere kenarındaki bir koltukta sabahlar. Atatürk de bunu gözlemler ve sabah Reşit Galip’i sorar Genel Sekreteri Bıyıklıoğlu’na. Bıyıklıoğlu da Reşit Galip’in geceki tavrından ötürü duyduğu mahcubiyeti Gazi Paşa’ya iletmesini ve Ankara’ya gitmesini sağlayacak kadar da borç para istediğini, bunun üzerine kendisine 25 lira verdiğini belirtir (Muhtemelen bugün şartlarında 100 TL civarı).

“Bu durumda olan bir arkadaşa 25 lira mı verilir? Bari benim hesabımdan birkaç yüz lira verseydin… Adamın parası yokmuş baksana.” diyen Atatürk, sonra da ekler:

“Cebinde beş parası yok ama karakterinden hiç taviz vermiyor, parası yok ama cesareti var.”

Ve çok kısa süre sonra yine aynı sofrada Esat Mehmet Bey, Reşit Galip ve Atatürk otururken Atatürk Reşit Galip’in kulağına eğilerek “Yarın Milli Eğitim Bakanı’sın” diye fısıldadı. [1]

Ne acıdır ki kısa süreli hayatında Kemalist devrime eşsiz katkılar sağlayan Reşit Galip öldüğünde cebinde sadece 5 lirası vardı.

***

Reşit Galip’in dediği gibi, “Devrimci devrimcidir, devrimci olmayan devrimci değildir. “

“Tutucu bir refleksle tek boyutlu düşünenler, genel merkezindeki işgali görmeyip de bunu görenlerin eleştirisini partiye, Atatürk’e saldırı sananlar, ihanetin üstünü düşünsel ve fiziksel konforlarını bozmamak için “Şimdi sırası değil” diye örtüp “AKP’nin ekmeğine yağ sürmeyelim” diye püskürtmeye çalışanlar değil Atatürk’ü, Reşit Galip’lerin mantığını bile anlayamazlar. Sivas Kongresinde Atatürk’e çıkış yapan Tıbbiyeli Hikmet’i de, Cumhurbaşkanı’nın yetkilerine itiraz edip bizzat Atatürk’ün makamına gelip eleştiri yapan, yetkileri kısıtlanması için mecliste çalışma yapıp başarılı olan Mahmut Esat Bozkurt’u da…

“Zordur evvela Kemalist olmak”tan kasıt budur aslında…

İyi ve dürüst bir lider, bu tarz kadroların “denetleyici”, “namuslu” ve “hakikati arayan” tavrından mutlu olur beslenir.

Ancak maskesinin düşmesinden, ifşa olmaktan çekinen “lider”ler bu durumdan rahatsız olur.

Birilerinin güç kavgasına dönen siyasi zeminde güçlerden bağımsız tam bağımsız olabilmek, idealist davranabilmek zordur.

O yüzden birileri Atatürk’ü anca sever, özler. Çünkü anlamaya çalışmak kolay değildir. Hele de anladığını uygulamak, yani “Keşke bir daha Samsun’dan çıkıp gelse” demek yerine “Atatürk olsa şimdi ne yapardı?” sorusunu kendisine sorup yanıtına göre gereğini yapmak daha da zordur.

Fakat biz bunu her ahval ve şeraitte dahi yapacağız. Bu ülkenin yurtsever insanları da kurtuluşun bu “mantık devrimi”nde olduğunu istese de istemese de anlayacak.

Fakat bunu ne kadar geç anlarsa ödeyeceğimiz bedel o kadar ağır olacak.

Tek kaygımız bu bizim. Yoksa Mustafa Kemal’in bu topraklarda asla yenilmeyeceğinden, bu devranın döneceğinden en ufak bir kuşkumuz yok.

Yeterince açık mı?

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR 
5 EKİM 2017

[1] Yener Oruç, Atatürk’ün Fikir Fedaisi Dr. Reşit Galip

Paylaş
Önceki İçerikESAS TEHLİKE ŞİMDİ KAPIMIZDA!
Sonraki İçerikERDOĞAN; TÜRKÇÜLÜK, İTİRAF VE İLAN

Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü’nin her kademesinde görev aldı.

Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte “Kemalizm”in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T’ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi
Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı.

2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte “Vardiya Bizde Adana”nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu.

Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı.

Milli Mücadele döneminde kurulan ve “Kemalizmin İleri Karakolu” unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana’daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti.

Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu’nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı.

Genç Yeni Adana’daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol’u kurdu.

Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı’nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta.

Milli İrade Birliği’nin “Milli İrade Nedir?” ve Mustafa Mutlu’nun “Dön Kardeşim” kitaplarında yazıları yayınlandı.

Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın