“Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir.”

Mustafa Kemal Atatürk 

***

Bir 10 Kasım daha geldi çattı…

Onu anlamadığımız ölçüde daha da zorlaşıyor hayatımız. O yüzden de giderek daha acıklı oluyor anmamız…

Bu sebeple biz, anma günlerinde anma değil anlama yazısı yazacağız, “anma” günlerinin sadece fiziki bir özlemden ibaret olacağı güzel günlere kavuşabilmek için.

Birçok kişiye tabii ki anma yazısı daha cazip gelecek.

Oysa o, bugün fiziken de hayatta olsa şu sözlerini yinelerdi:

“Beni övme sözlerini bırakınızgelecek için neler yapacağız onları söyleyiniz.”

Kimilerinin hakikati arama, kimilerinin takiye, kimilerinin de can havliyle hele de özel günlerde Atatürk’e yöneldiğini görünce aklıma hep Ferhan Şensoy’un “Üç Kurşunluk Opera” oyunundaki sahne geliyor, iyi niyetleri yönelimleri tenzih ederek:

“Atatürk hiçbir zaman böyle hıyar bir duruma düşmemiştir. Çünkü Atatürk bizim gibi bir dallama değildi. O bir idealin peşinde aşk gibi koşmuş, hayatı boyunca kendi adına hiçbir çıkar derdine düşmemiştir.

Biz Özal görmüş(!) Atatürkçüler Atatürkçülüğün anlamını yitirtmişiz. Şimdi Erbakan dışında herkes Atatürkçü. Yılda bir gün Erbakan da Atatürkçü… Fethullah Hoca tamamen Atatürkçü…

Ulan Atatürkçülük böyle herkesin benimseyebileceği bu kadar salak bir ideoloji olamaz ki!” [1]

1995’te sergilenen “Üç Kurşunluk Opera”da söylenen bu sözler, 2017 şartlarında şöyle olurdu sanırım, biraz da kavramsallaştıracak olursak:

“Atatürk hiçbir zaman böyle çıkmaz bir duruma düşmemiştir. Çünkü Atatürk bizim gibi düşünsel konforuna düşkün sözde idealist özde lümpen birisi değildi. O bir idealin peşinde aşk gibi koşmuş, hayatı boyunca kendi adına hiçbir çıkar derdine düşmemiştir.

Biz Erdoğan görmüş(!) Kemalistler, Kemalizmin anlamını yitirtmişiz. Şimdi Erdoğan dışında herkes Kemalist. Yılda bir gün Erdoğan da Kemalist… Fethullah Hoca tamamen Kemalist…

Ulan Kemalizm cemaatçisinden etnikçisine, sosyal demokratından liberaline böyle herkesin benimseyebileceği bu kadar salak bir ideoloji olamaz ki!”

Ne demişti Ulu Önder?

“İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni yaşam ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim girişimlerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!” 

Buradan çıkacak mesaj açıktır. Atatürk Türkiye Cumhuriyeti için kurucu önder, ortak paydadır. Fakat Atatürk için yaşaması gereken et ve kemik olmayan fikir yapısı, kendisinin 1935 yılında parti programına yazdığı gibi “Kamalizm prensipleri”, yani Kemalizmdir.

Atatürk’ten Kemalizmi çıkardığınız zaman geriye başarılı bir komutan kalır. Asker kalır. Oysa Atatürk, en az iyi bir asker olduğu kadar iyi bir fikir insanıdır.

Dün “Çare Atatürk”, “herkes yaşayarak bu gerçekle yüzleşecek” dediğimizde burun kıvıranlar bugün, tarihsel gerçeklikle yüzleşmek zorunda kalıyor, bir yerden sonra dirençleri kırılıyor “doğru”nun karşısında. Dün nasıl bunu diyorsak bugün de aynı zamanda diyoruz ki çare Atatürk değil, Atatürk’ü Atatürk yapan fikir yapısıdır. Kendi parti programına yazdığı gibi “Kemalizm”dir. Çare, Kemalizmdir.

“Bunlardan başka, 1935 Kurultayınca saptalanan fikirler de bu programa ulanmıştır. Partinin güttüğü bütün bu esaslar, Kamalizm prensipleridir.”
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, CHP 5. BÜYÜK KURULTAYI, 1937
(Üst resim, Atamızın bu tespitinin kendi el yazısıyla ifadesidir ve Anıtkabir arşivlerinde Dosya No.1, belge no. 1091 olarak kaydedilmiştir.)

Yıllar ilerliyor, hayat değişiyor, toplum değişiyor, dost ve düşman değişiyor, insanların düşünsel konumlanışları değişiyor.

Etnik temelli terör tehdidinin ve etnikçi siyasetin, din temelli terör tehdidinin dinci, “siyasal İslamcı” siyasetin siyaset sahnesinde haddinden fazla alan kapladığı yerde “sağcı-solcu” ayrımı anlamını yitiriyor.

Irk ve mezhep esasına dayanmayan, farklılıkları yok saymayan, ortak değerleri resmileştiren ulusal Türk kimliğinin, ulus devletin, Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğünün, insanların inançlarını özgürce yaşamasını sağlayan laikliğin saldırı altında kaldığı yerde sözlerimizi anımsatıyor ve diyoruz ki “Bu kavga başka kavga! Bu kavga üç sac ayağı üzerine oturarak kavramsal ve ideolojik olarak konumlanan bir kavga.

Bu kavga;

ilerici ile gericinin,
ulusal ile küreselin,
milli ile gayri millinin kavgası.

Gericilik demişken de gericilikten ne anladığımızı, ne anlamadığımızı doğru ifade edebilmek açısından Doğan Avcıoğlu’nun sözlerini anımsamakta fayda var:

“Birkaç yıl öncesine kadar, ilericiliğin tanımı çok kolaydı: Kompradorlar dahi, kravat taktıkları ve ‘Avrupai’ yaşadıkları için ilerici sayılmaktaydılar. Bu gardırop ilericiliğine, nedenlerini pek anlamadan bir cins içgüdü ile karşı çıkanlar ise gerici etiketine layık görülmekteydiler.
(…)
… bu sahte ilericilik-gericilik anlayışı sarsılmaya başlamıştır. Batı burjuvazisinin kötü bir kopyası olan  ve onlarla ortaklaşa Türk milletini sömüren kompradorların çok ‘Batılı’ görünüşlerine rağmen gericinin ta kendisin oldukları anlaşılmıştır.  Türkiye’ye uygarlık ve ilerleme yolunu açması hayal edilen ‘büyük dost’ Amerika’nın, ülkemizde kompradorlarla el ele nasıl müthiş bir gericilik kalesi teşkil ettiği görülmüştür. Din istirmacılarının perde arkası, kapitalist planlayıcıları tanınmıştır.
(…)
Atatürk’ün Milli Kurtuluş Savaşı günlerinde, ilericilik ve gericilik, gerçek yörüngesine oturmuştu. O zamanlar Şişli kompradorları ve Amerikan mandacıları Avrupai yaşantılarına rağmen asla ilerici sayılmıyordu. Ama Kurtuluş Savaşı’na katılan ve emperyalizme karşı ‘Halkçılık Beyannamesi’ni yayımlayan bir kısım hoca ve eşraf, ilericiler safında bulunuyordu. Bugün de ikinci bir kurtuluş savaşı içinde bulunan Türkiye’mizde ilericiliğin ve gericiliğin öyküsü, tıpkı 1919 yıllarındaki gibi, emperyalizmden yana olmak ya da emperyalizme karşı çıkmaktır. Gericiliğin ölçüsü dindarlık, kravatsızlık değildir. Temel ölçü, bilerek ya da bilmeyerek yapılan emperyalizm uşaklığıdır. Bu sebepledir ki bizden çok farklı düşünüş ve inanca sahip çevrelerdeki milliyetçi uyanış belirtilerini sevinçle karşılıyoruz.”[2]

***

Bugün, yıllardır Allah ile aldatanların Atatürk ile de aldatmaya hazırlanmasını “çok erken” ve zamanında fark eden, buna da haklı ve büyük tepki gösteren vatanseverler, esas yıllardır Atatürk ile aldatanları görmedikçe, görse bile buna meşru gerekçeler yaratıp sustukça, sonuç olarak da bu aldatıcılara gerekli tepkiyi göstermedikçe tarih sayfalarına en iyi ifade ile “21. yüzyılın idare-i maslahatçıları” olarak geçeceklerdir.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin, yöneticilerinin yanlış ve tercihlerinden ötürü yaşamsal sorunları vardır. Fakat bu siyasi iradeyi ayakta tutan, sahte muhalefettir. Sahte muhalefet yıkılmadıkça iktidar yıkılmaz. 15 yıldır yıkılmamaktadır da…

Kendisini eski tabirle sağcı olarak nitelendiren vatansever insanlar, bu coğrafyada Türk kalabilmenin tek yolunun laiklik olduğunu görmek zorundadır.

Kendisini laik, solcu, ilerici gibi nitelendiren vatanseverlerin, ırk ve mezhep esasına dayanmayan, kuldan birey, padişah tebaasından ulus atıflarını da içinde bulunduran “milliyetçiliği/ulusçuluğu” öcü olarak görmekten vazgeçmek zorundadır.

Kemalizm demek, ulusal kimlik demek, ulusal Türk kimliği demek de laiklik demektir. Bugün hem ulus devlete saldırıp ya da saldırılara sessiz kalıp hem de laikliği savunamazsın.

Bir Kemalist, devrimci olduğu kadar milliyetçi, milliyetçi olduğu kadar da devrimci olmak zorundadır. Bilinçli ya da bilinçsiz olarak ırkçılık ile milliyetçiliği/ulusçuluğu birbirine karıştıran insanların bunu çelişki olarak görmesi, bu durumla ilgili değil kendi düşünce dünyalarının karmaşası ile açıklanabilir.

Bugün Anadolu coğrafyasında vatanseverliğin bilimsel ve akılcı karşılığı olan Kemalizm, bir kişinin Kemalist olmasının temel koşullarından başlıcası da kişinin ülkenin partisel çözümle düzeleceğine inansa bile partizan olmamasıdır.

Düşünen, sorgulayan ve “Atatürk gibi” düşünen herkes, partilerin hepsinin aynı sisteme hizmet ettiğini görecektir. En son kurulan partinin bile göz göre göre programına “NATO’ya bağlılık” vurgusunu koyması, tepkiler üzerine bunu açıklamaya çalışırken bile “sistem ağzını” kullanması bu durumun somut göstergelerinden birisidir. Fakat partilerüstü düşünmek, partisel mücadeleye engel değildir. Çözümün partisel olduğuna inanan, CHP’nin kurtarılmadan ülkenin kurtarılmayacağına inanan ya da yeni kurulan partinin milli bir alternatif olacağına inanan kişiler bu partileri destekleyebilirler. Fakat bu durumda kesinlikle bu partilerde aktif mücadele vermelidirler. Mevcut halleri ile partilerin sistem yanlısı olduğu durumda bu kişilerin partilerde aktif mücadele etmesi iki ihtimal yaratacaktır. Ya bu kişilerin partilerinde verdikleri mücadele partilerinde bazı şeylerin asla değişmeyeceğini gösterecek ve onları “Müdafaa-ı Hukuk” ruhuyla oluşacak partilerüstü ve örgütlü mücadeleye itecektir. Ya da bu kişilerin partilerinde örgütlü ve ideolojik mücadele vermesi, bu partilerin yönetim şekillerini değiştirecektir.

Biz ikinci seçeneğe pek ihtimal vermiyoruz. Fakat bu konuda yanılmak, ülkemizin yararına olacağı için bizi ancak mutlu eder.

***

Bugün 10 Kasım…

Sadece anma içerecek, okuyanı mücadeleye sevk etmeyecek, okuyucunun düşünsel konforuna dokunmayacak yüzlerce yazı okuyabilirsiniz.

Fakat biz, Mustafa Kemal’in fikir fedaileriyiz.

Suya sabuna dokunmayan, sistemden rahatsız olmayan tavrı Mustafa Kemal ya da onun izinde giden Tıbbiyeli Hikmet ya da Reşit Galip gösterdi mi ki biz gösterelim?

Biz doğru yolda yürüdüğümüzü biliyoruz. Çünkü onun yolunda yürümek için önce onun gibi düşünmek, onun ödediği kadar bedel ödemeyi göze almak gerek. Kadro, delege, mezhep, etnisite, başkanlık, vekillik hesabı yapanlar bunu anlayamaz. Anlasa da uygulayamaz.

Ve bizler, dün bu coğrafyada Mustafa Kemal ve arkadaşları hem emperyalistleri hem de maskeli maskesiz emperyalizm uşaklarını nasıl rahatsız ettiyse biz de bugün, dincisini, etnikçisini, numaralı cumhuriyetçisini, Atatürk maskeli hainleri aynı şekilde rahatsız edeceğiz ve onları efendilerinin yanına gelmedikleri gibi göndereceğiz!

Sana rahat uyu diyeceğimiz günler çok uzakta değil Atam!

“Cehennemler kudursa ölmez nigahbanıyız!”

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
10 KASIM 2017

DİPÇE

[1] https://www.youtube.com/watch?v=D01ewBn2cQQ
[2] Doğan Avcıoğlu, Gericilik-İlericilik, Yön, 5 Ağustos 1966

Paylaş
Önceki İçerikY-CHP’DEN PORTRELER: GAMZE İLGEZDİ – ALİ RIZA ÜÇER
Sonraki İçerikKIBRIS NEDİR? KAMBUR MU? NEFES BORUSU MU?

Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü’nin her kademesinde görev aldı.

Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte “Kemalizm”in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T’ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi
Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı.

2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte “Vardiya Bizde Adana”nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu.

Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı.

Milli Mücadele döneminde kurulan ve “Kemalizmin İleri Karakolu” unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana’daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti.

Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu’nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı.

Genç Yeni Adana’daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol’u kurdu.

Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı’nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta.

Milli İrade Birliği’nin “Milli İrade Nedir?” ve Mustafa Mutlu’nun “Dön Kardeşim” kitaplarında yazıları yayınlandı.

Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın