“5 Aralık Kadın Hakları Günü”…

Bugün, kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmasının yıl dönümü…

Yönetimde kadınların etkin bireyler haline gelmesinin, siyasi haklarına tam olarak sahip olmasının günü.

Kuşkusuz Atatürk’ün en büyük devrimlerinden biriydi “kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanınması…

Tüm dünyaya örnek olmuş bir gelişmeydi. 1934 yılına kadar verilen tüm haklar, çıkarılan tüm kanunlar; kadınların toplumsal yaşamla iç içe olmasını, eşit durumda yaşayabilmesini sağladı.

Aynı zamanda Atatürk kadın hakları konusunun buyruklarla ve kanunlarla kısa sürede çözüme gidilmesinde yeterli olmadığının da farkındaydı. Bunun için yaşantısında da saygınlığını kullanarak çabaladı. Kadının toplumsal yaşamla bütün olmasını, problemleri kadınla beraber ortadan kaldırmayı hedefledi.

Zaten geçmişimizde de düşmanla kadın erkek demeden beraber savaşmadık mı?

Kurtuluş Savaşı’nda varıyla yoğuyla mücadele eden aynı zamanda çocuğuna bakan, savaşan kadın mı Meclise giremeyecekti?

Kağnıyla mermi taşıyan Türk kadını mı oy hakkına sahip olamayacaktı, siyasetten anlamayacaktı?

Bu ülkeyi beraber kurdular, beraber yukarı taşıyacaklardı…

Atatürk’ün de dediği gibi “Mümkün müdür ki bir toplumun yarısı, yere zincirlerle bağlı kaldıkça, öbür yarısı göklere yükselsin. Kuşku yok; devrimci adımlar, iki cins tarafından birlikte, arkadaşça atılmalı, yenilik ve ilerlemeler birlikte gerçekleştirilmelidir. Devrim, ancak böyle başarıya ulaşabilir.”

Hakkımızı ancak beraberken ve birken kullanabiliriz. Yaşamımızı ancak hepimiz hürken ve mutluyken sürdürebiliriz.

Yaşarken, okurken, yürürken; hayatın her anında eşitiz ve söz sahibiyiz…

Bu yüzden sahip olduklarımız için savaşalım. Tıpkı kağnıyla mermi taşırken ölen Şerife Bacı gibi, hukuk fakültesine kadınların da girmesi için uğraşan Süreyya gibi, Nene Hatun ve nicesi gibi… Kadının toplumda saygın konuma gelmesini sağlayan Atatürk ve devrim neferleri gibi…

Hiçbir hakkı kolay sahiplenemedik ve her hak kaybedilmeyecek kadar değerli…

Süreyya Ağaoğlu’nu tanır mıyız?

Türkiye’nin ilk kadın avukatı ve kadın hakları savunucularındandır kendileri… Aynı zamanda kadınların da hukuk fakültelerinde okuyabilmesi için çaba sarf etmiştir iki arkadaşıyla beraber. Bu mücadeleci ve tuttuğunu koparan kadın, Adalet Bakanlığında staja başladığı zamanlarda bir sorunla karşılaşır. Aslında tüm kadınlar normal yaşantılarında sırf kadın kimlikleri yüzünden sorunlar yaşar. Bu da onlardan biridir: Öğle yemeği.

Şu an bizim için kulağa oldukça komik geliyor ama Süreyya Hanım kadın olduğu için çalıştığı yere yakın olan lokantada yemek yemeğe çekinir. Çünkü o zamanlar görülmüş şey değildir erkeklerle dolu olan bir yerde iki kadının yemek yemesi. Gün geçtikçe bu soruna dayanamayan Süreyya Hanım babası Ahmet Ağaoğlu’ndan lokantada yemek yemek için izin alır ve ertesi gün bir kadın arkadaşıyla beraber lokantaya girerler. Homurdanmalar başlar beyler arasında fakat Ahmet Bey’in kızı olarak tanındığı için bir şey diyemezler. O zamanın başbakanı Rauf Bey’le şikayet Ahmet Ağaoğlu’na iletilir. O günden sonra Süreyya Hanım öğle yemeğine gidemez, evden getirdikleri ile geçiştirir öğününü.

Birkaç gün sonra Atatürk, Ahmet Ağaoğlu’na misafirliğe gider.

Sohbet sırasında Süreyya Hanım yaşadığı olayı tüm açıklığıyla anlatır Atatürk’e. Onun kendisini destekleyeceğini düşünen Süreyya, “Babanın da Rauf Bey’in de hakkı var.” cevabıyla hayal kırıklığı yaşar. Soruna çözüm bulunulacağını düşünmüştür. Ertesi gün öğle arasında Atatürk gelip Latife Hanım’ın kendisini yemeğe beklediğini iletince çok şaşırır. Eve doğru yol alırken lokantanın önünden geçtikleri zaman şoföre durmasını söyleyen Atatürk, yanına gelen bir milletvekilline herkesin duyabileceği şekilde “Bugün Süreyya’yı bize yemeğe götürüyorum ama yarın buraya gelecek, yemeğini lokantada yiyecek.” der. Meğer Atatürk o akşam bu olaya çok sinirlenmiş, Ahmet Bey’in yanında bir şey demek istememiş. Hatta misafirlikten gelince o akşam birkaç milletvekilini arayarak yarın eşleriyle beraber lokantada yemek yemelerini söylemiş.

Bu bir ilk olur…

Atatürk ve Süreya Ağaoğlu, kadınların tıpkı erkekler gibi, bir lokantada yemek yiyebilmesine öncülük etmiş olurlar. Bu ve bunun gibi binlerce anı kadınların hayattaki rolünü çizer…

Küçük görünen fakat gelecekteki yaşantılarını etkileyen, kadının insan olması dolayısıyla zaten doğuştan sahip olduğu hakları yeniden canlandırır.

Atatürk kadına gereken değerin verilmesini sağlamış ve yaşamın her anında da buna örnek olmuştur.

Her anda, her yerde hür ve eşit haklara herkesin sahip olması dileğiyle…

Tuğba İpcioğlu
5 Aralık 2017

Bir Cevap Yazın