Tam 15 yıl önce hain bir saldırı ile öldürüldü değerli Türk aydını Necip Hablemitoğlu…

Peki neden bu kadar hedef olmuştu Necip Hoca?

Çünkü emperyalizm ve onun uzantılarıyla birilerinin dolaylı biçimde bile mücadele edemediği yerde kafa kafaya tartıştı.

“FETÖ”ye dair aydınlanmayı iktidar paylaşım kavgalarından sonra yaşayanlardan olmadı. Neredeyse tüm medya unsurları tarafından Fethullah Gülen’in “Hoca efendi”, “Laik cemaat önderi” diye kutsandığı, sevdiğimiz birçok kişinin bile ya bilerek ya bilmeyerek sözde “hoca efendi” ile aynı kareye girmek için birbirini ezdiği dönemde göğüs göğüse çarpıştı.

Bugün ülkede huzurun, refahın, adaletin üzerinde “Demokles’in kılıcı” gibi sallanan siyasi iktidarın “Demokrasinin neferi” diye parlatıldığı dönemde, siyasi iktidarın, iktidarının 45. gününde haince katledildi.

Burada bir hususa daha dikkat çekmek gerekir.

Bugün maalesef cumhuriyet şehidi olarak kabul ettiğimiz aydınlara sahip çıkmamız, onları anlamaktan ziyade kuru kuruya anmaktan öteye gidememekte. Fakat Necip Hablemitoğlu, bu konuda bile bir “filtrelemeye” maruz kalmakta, kendisinin anılması çok daha dar bir kitle tarafından yapılmakta.

Bunun iki sebebi var. Birincisi, Necip Hablemitoğlu’nun FETÖ’yü Türkiye’de ilk tespit eden ve anlatan, yazan kişilerden olması. Öyle ki kendisi 1999 yılında katıldığı programlarda bu hain örgüte dair verileri ortaya koymuş, Köstebek adlı çalışmasıyla da 2002 yılında FETÖ hakkındaki düşüncelerini kitaplaştırmıştır. Emperyalizm ile bir şekilde ilişki içerisinde bulunmuş kişiler için Necip Hablemitoğlu, sembolik ve “anma günü” kapsamında bile ağır gelir.

İkinci sebebi ise belki de hayatına mal olan son çalışmasının tanıtım sözlerinde gizli:

“Sizler, bu satırları okuduğunuzda, eminim ki, hakkımda bugüne kadar açılmış yüz milyarlarca liralık manevi tazminat davalarına, yenileri eklenecektir. Her zaman olduğu gibi kimi siyasiler devreye girerek Üniversite Rektörü’nü hakkımda yasal işlem yapmaya zorlayacaktır. Tehditler ve hakaretler hız kesmeyecek, aileme de yönelecektir. Peş peşe gıyabımda kesilen trafik cezaları gelecektir. Gelen duyumlara göre, Emniyet ve MİT bünyesinde, gerektiğinde aleyhimde kullanılmak üzere dezenformasyon çalışmaları kapsamında olumsuz bilgi notları ve olumsuz dosyalar hazırlanmıştır. Telefonlarım bir şekilde dinlenmeye devam edecektir. Büyük bir olasılıkla, hakkımda imzalı-imzasız suç duyurusu yapılacak; TBMM’de aleyhimde soru önergeleri verilecek; bütün bunları dikkate alan savcılık evimde arama yaptıracak; en azından ‘İçişleri Bakanlığını ya da Emniyet güçlerini tahkir ve tezyiften’ veya hiç ilgisiz bir iftira ile hakkımda Ağır Ceza Mahkemesinde ya da DGM’de dava açılacaktır. Hâlen, İzmir, Ankara, Burhaniye, İstanbul gibi merkezlerde yürüyen davalara, yurdun farklı yerlerinde açılacak yeni davalar da eklenince, maddi-manevi darbenin yanı sıra, mücadeleye zaman yetiştirememe gibi bir durum da ortaya çıkacaktır. Sonuçta, belki de ödeyemediğim tazminat hükümlerinden dolayı evime haciz gelecektir. Almanlardan Fethullahçılara, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter ve laik yapısına göz diken tüm unsurlara karşı bunca zahmete ve mihnete değer mi, diyorsanız, Atatürk’ün manevi mirasçısı olarak evet değer, diyorum. Çünkü Türküm ve başka Türkiye yok!”

Bugün kasıtlı ya da cehaletten kaynaklı olarak ırkçılık ile milliyetçilik/ulusçuluk kavramlarını birbirine karıştıranlar, birbirinden tamamen farklı iki kavramı eşitleyenler, etnik ve mezhepsel eksende olmayan, akılcı bir yaklaşımla farklılıkları reddetmeyen, ortak değerleri resmileştiren Kemalist milliyetçilik/ulusçuluk anlayışına “öcü” gibi olarak bakıp yine bu kavramı tamamen emperyalizm üretimi “Türk-İslam sentezi” ile aynı kefeye koyan, bu şekilde de emperyalizmin düşünsel çıkarlarına hizmet eden “kafası karışık” sözde aydınlarımız ve onların da her dönemde ulusal ama ulusal olmayan basında baş tacı edilmesinden ötürü toplumun azımsanmayacak bir kesiminin kafasında soru işareti yaratılmaya çalışılmaktadır.

İşte bu “kafa” yapısı için de Necip Hablemitoğlu sakıncalıdır. En az emperyalizm uşakları kadar.

Tıpkı Kemalizmi, Atatürkçülüğü “keyfiyetçi” bir yaklaşımla savunan, bu yüzden de ilke ve devrimler içerisinde doğrudan keyfine dokunulduğu için 6 oktan sadece “Laikliği” önemseyen, onu da şeklen ve keyfi kaygıyla sahiplenen kişilerin yani sözde Atatürkçü/Kemalist, özde “sosyal demokrat” tavır gösterenlerin de Necip Hablemitoğlu konusunda çekince duyması gibi.

Türk “ulusal kimliği”ni anlamayanlar ya da anlayıp bundan rahatsız ve vatansızlığın ne kadar acı olduğunu anlayamayacak kadar “küresel” bağlılıkları ve bağımlılıkları olanlar için Necip Hablemitoğlu “cıs”tır. El yakar, dil yakar…

Atatürk nasıl Türkçü ise, Mahmut Esat Bozkurt, Reşit Galip, Mustafa Necati nasıl Türkçü ise Necip Hablemitoğlu da öyle Türkçüdür. Öyle milliyetçi, ulusçudur.

Yine cumhuriyet şehitlerimizden Ahmet Taner Kışlalı’nın “Atatürk’e evet, Kemalizme hayır” diye adlandırdığı grup bu yüzden Necip Hablemitoğlu’nu savunamaz.

Tıpkı isimsel hafızaya katkı sağlamak dışında ideolojik hiçbir anlamı ve kaygısı olmayan ödül törenlerinde; Necip Hablemitoğlu’nun adını ağzına alamayacak, onun hedef olduğu dönemde güce -en iyi ihtimalle- susan, Necip Hablemitoğlu ile asla aynı tarafta olmayan ama ödüllendirilen kişilerin savunamayacağı gibi. (Burada bu organizasyonun içindeki kişilerin ödediği ağır bedel başka bir konudur ve tartışmaya açık değildir. Tıpkı bu eleştirinin o insanların ödediği bedelleri tartışmaya açma kaygısı duymadığı gibi.)

Biz Kemalist gençler, tarihsel süreçte evrensel üçüncü yol olarak Kemalizmi benimsemiş gençler, Kemalist aydınlarımızı “amasız”, “fakatsız” ve bir gün değil her gün, sadece saygıyla değil, düşünsel olarak da sahiplenerek anmaya anlamaya devam edeceğiz.

Ve konumlanışımız düşünsel kaygılarla belirlendiğinden ülkedeki siyasi iktidarın duruşu, görüşü ve başkalarının vereceği vermeyeceği ödüller, ödül alan kişilerin yaklaşımı yaklaşamayışı bunda hiçbir zaman bir belirleyici, kıstas olmayacak.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR 
18 ARALIK 2017

Önceki İçerikKUMPAS ŞEHİDİ ALİ TATAR MEZARI BAŞINDA ANILDI
Sonraki İçerikKUDÜS BÖYLE DÜŞTÜ *
Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin'de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü'nin her kademesinde görev aldı. Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte "Kemalizm"in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T'ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu. Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı. Milli Mücadele döneminde kurulan ve "Kemalizmin İleri Karakolu" unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana'daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti. Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu'nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı. Genç Yeni Adana'daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol'u kurdu. Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı'nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta. Milli İrade Birliği'nin "Milli İrade Nedir?" ve Mustafa Mutlu'nun "Dön Kardeşim" kitaplarında yazıları yayınlandı. Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.