Bir memleket kurtlar sofrasına dönmüşse, isyan haktır.” [Atilla İlhan]

Hâli hazırda Cumhurbaşkanı bulunan kişinin ve partisinin iki gün önce (24.12.2017) çıkarmış olduğu 696 sayılı KHK’yle Türkiye, İstiklâl Savaşı neticesinde kurulmuş -vatandaşların eşitliğini esas alan- bir Türk devleti olmaktan bir adım daha uzaklaştırılmıştır. Fiili durumda Türkiye, zaten AKP seçmeninin her geçen gün daha da militanlaştırılmasına ve saldırgan bir tutum takınmalarına sahne olurken, çıkarılan bu yeni KHK’yle birlikte, bu durum yasal hâle getirilmiştir. “Fiili durumu yasal hâle getirmek isteyenler” arzuladıkları düzene bir adım daha yaklaşmıştır. Bir adamın iki dudağının arasından çıkacak sözlere esir edilen “ülke”miz, yine aynı adamın, kendisine yönelik bir tehdit hissettiğinde, etrafında toplayacağı bilinçleri ellerinden alınmış militan seçmenlere ve profesyonel katillere işleteceği fiillere, meşruiyet kazandırılmış bir “coğrafya”ya evrilmiştir.

Çıkarılan KHK’de yer alan ilgili madde şöyledir:

“…
MADDE 121 – 8/11/2016 tarihli ve 6755 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması gereken Tedbirler İle Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 37 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

‘(2) Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır.
…”

696 Sayılı KHK’de yer alan bu maddenin atıf yaptığı kanunda bahsi geçen maddeye, yani “birinci fıkra hükümlerine” bakalım bir de:

“ …
MADDE 37 – (1) 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında karar alan, karar veya tedbirleri icra eden, her türlü adli ve idari önlemler kapsamında görev alan kişiler ile olağanüstü hal süresince yayımlanan kanun hükmünde kararnameler kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin bu karar, görev ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz.
…”

Bu maddelerin ne anlama geldiğini biraz daha somutlaştırarak anlatalım;

Sözgelimi Türkiye’de 2013 yılındaki Gezi Parkı Eylemleri benzeri bir eylem doğdu ve insanlar birtakım hukuksuzluklara isyan etmek, süregelen keyfi idareyi protesto etmek için bir araya geldi. Tayyip Erdoğan, AKP hükümeti ve yandaşları da bu eylemleri hiç alâkası olmadığı hâlde Fethullah Gülen’le ilişkilendirdi ve hatta “15 Temmuz 2016’daki Fethullahçı darbe teşebbüsü ve terör eylemlerinin devamı niteliğindeki bir eylem” olarak niteledi. “Millet”i de (“Türk milleti”, değil; “aziz millet” veya “bu millet”) hukuksuzluğa ve keyfiliğe isyan eden protestoculara karşı durmaya çağırdı. Yadsınamayacak bir kısmı militanlaşmış AKP seçmeninden ve gerici bir kitleden mürekkep “aziz millet”in fertleri de insan olmanın gereğini yerine getiren protestoculara bağırdı çağırdı, küfretti, onlara saldırdı, onları hırpaladı ve hatta öldürdü. İşte o gün, çıkarılan yeni KHK sayesinde, zaten fazlasıyla askıya alınmış hukuk; aşağılanan, hor görülen, küfredilen, saldırıya uğrayan ve hatta katledilen Türk milletinin onurlu fertlerinin yanında değil “aziz millet”ten yana konumlanacak. “Aziz millet”in mensupları “fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluk”tan muaf tutulacak, yani yargılanmalarının önüne set çekilecek.

Birileri yargının “son 50 yılın altın çağını” yaşadığını düşünüyordu; altın çağ, yargının görev kapsamı her geçen gün daha da daraltılarak devam ettirilecek anlaşılan…

Bu arada iki gündür hükümet kanadından yapılan açıklamaların da hiçbiri yüreklere su serpecek cinsten değildir, az evvel somutlaştırarak da ifade ettiğimiz gibi yarın öbür gün çıkıp herhangi bir eylemi “15 Temmuz’un devamı niteliğinde bir eylem” olarak nitelemeyeceklerinin hiçbir garantisi yoktur. Ayrıca bazı hükümet yetkililerinin ifade ettiği gibi ilgili KHK maddesi yalnızca 15 Temmuz ve 16 Temmuz için geçerli olsa dâhi ortada büyük bir sıkıntı vardır; o günlere ait erlere işkence görüntülerini hatırlayalım, Fethullahçı teröristlerle Mehmetçik’i bir tutup Mehmetçiklere reva gördükleri şeyler için yargılanması gereken hiç kimse mi yoktur?

***

İşbu düzlemde soralım, sormaya devam edelim;

İktidar sahipleri gerçekten Fethullahçılarla mücadele mi etmek istemektedir, yoksa Fethullahçılarla mücadele kavramını istismar mı etmek istemektedir? (İkisinin bir arada yürümeyeceği ortadadır.)

Emperyalizmin uzantısı Fethullah Gülen ve onun müritleriyle, Fethullahçı teröristlerle mücadele anlayışı bu olan bir zihniyet için işlerine geldikçe ağızlarına sakız ettikleri millilikten söz edilebilir mi?

Milli olan bir iktidar, ülke, emperyalizm tarafından bu denli kuşatılmışken iç cepheyi birbirine kırdırmaya yönelik bu hamleleri yapar mı?

Şu KHK’yi çıkarabilen zihniyet, birlik ve bütünlükten yana tavır koymuştur denilebilir mi?

Ülkemizin ve kurumlarının ve de Türk milletinin nesnel ve stratejik hareket kabiliyetini kısıtlamak, biat kültürünü daha da kökleştirmek kaosa ve karmaşaya hizmet etmez mi?

Tüm bunların yanı sıra, işgal tehdidi altındaki bir ülkede şu yapılanın koltuğunu sağlamlaştırmak değil de kendi ayaklarına kurşun sıkmak olduğunu göremeyen iktidar sahipleri için akılcı bir tutumdan söz edilebilir mi?

Ayakları yere basan politika izlemekten uzak iktidar sahipleri, ülkeyi ayrılıkların daha da derinleştiği bir mezbahaya dönüştürerek memleketi parçalayacak olurlarsa “genel şerefin enkazı altında şunun bunun şahsi şerefinin” de parçalanacağını göremeyecek denli gözlerini kapamışlar mıdır?

***

Sorular nesnel bir şekilde cevaplandığında görülecektir tarihsel süreç yine Kemâlistleri haklı çıkarmıştır, Fethullahçılıkla ve Fethullahçılarla mücadelenin AKP’ye bırakılamayacağını en başından beri söylemekten, ifade etmekten dilimizde tüy bitmesine rağmen iktidarın attığı adımlar ve adımların her geçen gün nasıl daha da tehlikeli bir hâl aldığı ortadadır.

Türk milletini birbirine kırdırmak yolunda atılan adımlar, etrafımızdaki emperyalist kuşatmayı daha da daraltacaktır. Sahip olunması gereken kriz yönetimi becerisinin AKP’de ve muhalafet partilerinde olmadığı açıktır. Ülkemizin ve milletimizin içinde bulunduğu koşulları hakkıyla tespit edip, hakkıyla analiz edecek yetiye ve devlet aklına sahip olanlar, dün olduğu gibi bugün de Kemâlistlerdir.

Ancak gelgelelim, iktidar sahipleri Kemâlizm düşmanlığını da elden bırakmıyorlar. Hem emperyalizme kafa tuttuğunu ve uzantıları olan Fethullahçılarla amansız bir mücadeleye tutuştuğunu iddia edeceksin hem de iç cepheyi parçalamaya yönelik hamlelerden geri durmayacak Kemâlizmin karşısında konumlanacaksın. Bu karanlık evvela sizi yutar, bu karmaşa evvela sizi boğar…

Ali KARAKÜÇÜK
26 Aralık 2017

Paylaş
Önceki İçerikÖZGÜR
Sonraki İçerikTAHTEREVALLİ

Bir Cevap Yazın