“İyice görüyorum artık düzeni.
orada, bir avuç insan oturuyor yukarıda,
aşağıda da bir çok kişi. Ve bağırıyor yukarıdakiler aşağıya:
‘Çıkın buraya gelin ki hepimiz olalım yukarıda.’
ama iyice gözlediğinde görüyorsun, neyin saklı olduğunu
yukarıdakilerle, aşağıdakiler arasında.
Bir yol gibi gözüküyor ilk bakışta.
Yol değil ama.
Bir tahta bu.
ve şimdi görüyorsun açıkça;
bu bir tahterevalli tahtası.
bütün düzen bir tahterevalli aslında.
iki ucu birbirine bağımlı.
yukarıdakiler durabiliyorlar orada,
sırf ötekiler durduğundan aşağıda

ve ancak;
aşağıdakiler, aşağıda oturduğu sürece
kalabilirler orada.
yukarıda olamazlar çünkü,
ötekiler yerlerini bırakıp çıksalar yukarı.
bu yüzden isterler ki;
aşağıdakiler sonsuza dek
hep orada kalsınlar.
çıkmasınlar yukarı.
bir de, aşağıda daha çok insan olmalı yukarıdakilerden.
yoksa durmaz tahterevalli.
tahterevalli.
evet, bütün düzen bir tahterevalli.”

Yukarıda okuduğunuz Bertolt Brecht‘in Tahterevalli şiirini; okuduğunda şairle hemfikir olacak kişilere, düzenin sadece iktidarı değil muhalefeti de kontrol edeceğini anlatmakta ve onları ikna etmekte zorlanıyoruz.

Tarihsel süreç biz Kemalistleri her geçen gün daha çok haklı çıkarıyor ama bu durum ülkemizin aleyhine olduğu sürece olumlu hiçbir anlam ve tatmin yaratmıyor bizlerde.

13 Ocak 2018, Türk siyaseti ve muhalefeti açısından en önemli kırılma noktalarından birisi ve malumun ilamıdır. Mücadelenin yeni ve nitelikli bir yaklaşıma, eski’yi reddetmeyen yeni bir mevzilenmenin zorunluluğunun ilanıdır.

15 yıl boyunca gözlerine şahsi ve partisel eksenli perde inmeyen herkesin göreceği bazı gerçekler vardır.

Türkiye’de mevcut niteliksiz ve sahte muhalefet, iktidarın en büyük güvencesi, teminatıdır.

MHP tabanının yarattığı dip dalganın da etkisi ile Bahçeli‘nin maskesi tamamen düşmüş, AKP’ye katılarak siyasi anlamda yok hükmünde olduğunu göstermiştir.

Türkiye’de muhalefetin en büyük dinamiği CHP ise operasyona maruz kalmış, işgal tehdidi ile karşı karşıya kalmış ve dönüştürülmeye başlamıştır.

Vatan Partisi dediğimiz parti de en az AKP kadar tek adam partisidir. Ve partinin başındaki Perinçek’in önceliği hakikati aramak olan hiçbir insana güven vermeyecek geçmişi, çelişkilerle dolu yaklaşımı parti için en büyük talihsizliktir. Partinin içinde çok fazla vatansever insan olsa da bu parti, Perinçek’in dokunulmazlığı ve denetimsizliği yüzünden biat kültürünün başka acı bir örneğidir.

Bu haliyle Perinçek’in Vatan Partisi, daha doğrusu Perinçek’in bizzat kendisi, savunduğu her doğruyu marjinalize etmekte ve bu haliyle hem AKP’nin hem de CHP’nin içini boşaltan işgal birliklerine katkı sağlamakta, hizmet etmektedir, amacı bu olmasa bile. Kemalizmin bu ülkede çoğunluğun düşüncesi değil de sadece binde 3 oy alan bir partinin düşüncesi gibi algılanmasının kimin işine geleceği açıktır, yine Kemalizmin CHP’nin değil de sadece Vatan Partisinin siyasi görüşü olarak algılanmasının kimin işine geleceğinin açık olduğu gibi…

13 Ocak 2018’in önemini vurgulamadan önce neden bunları yazdım hem de Vatan Partili dostları incitme ihtimalini de göze alarak?

Çünkü amacımızın ve eleştirilerimizin sadece idealist ve ideolojik bir kaygı barındırdığını belirtmek, tek derdimizin memleket olduğunu daha net ifade edebilmek için.

Maalesef birileri kendisine yapılan her eleştiriyi “bunlar FETÖ’cü” sığlığı ile püskürttüğü gibi başka birileri de Atatürk İlke ve Devrimlerinden sapılmasına yönelik kaygıları da “Vatan partili bunlar” sığlığı ile püskürtmeye çalışıyor. Acı olan, bu iki farklı “birileri” arasında kayda değer bir farklılık olmaması, biçimsel farklılık dışında.

***

13 Ocak 2018 ile Atatürk ve Kemalizm düşmanı, Türkiye Cumhuriyeti’ni “katil” ve “düşman” gören, Türkiye Cumhuriyeti’ne düşmanca yaklaşan her tür düşünce ve kurumla iş birliği yapmaktan asla çekince duymayan, bu kapsamda; “barış” tabirini aynı Narko-Terör örgütü PKK gibi ulusal Türk kimliğine saldırı, “kardeşlik” tabirini etnik milliyetçilik ve ırkçılık propagandası, adalet ve eşitlik kelimelerini de ulus devlet karşıtlığı kapsamında paravan olarak kullanan Canan Kaftancıoğlu, CHP İstanbul İl Başkanı oldu.

Kemal Kılıçdaroğlu tarafından bizzat başkan yaptırıldı!

Zaten Kemal Kılıçdaroğlu’nın yıllardır kullandığı yöntem budur. Bulunduğu pozisyon ve kitlenin tepkisi çok fazla çekmemek için kendi söyleyemediği her şeyi söyleyebilecek kişileri partide kilit noktaya “indirmek”, olası tepkilerde biraz arkasında duruyor gibi davranmak, tepkiler çok ciddi bir seviyeye geldiğinde de o kişi ya da kişileri harcayarak zaman kazanmak.

İyi polis kalmak için ne kadar kötü polis varsa partiye doldurmak, böylece ideolojik manada hedeflediği dönüşüme dair önemli mesafe kat ederken tepkiler “soğuk duş” etkisi yaptığında kötü polislerden bazılarını yakarak ısınmak! Kendisine dair her daim “efendi, namuslu, dürüst” algısı yaratmak, eleştirilerin seviyesini “iyi adam ama liderlik vasfı yok”ta tutmak.

Bir gerçekle tüm CHP seçmeni yüzleşmek zorunda artık:

Kemal Kılıçdaroğlu, Türk siyaset tarihinin en sinsi ve tehlikeli insanıdır. Çünkü başka hiç kimse birinci kurultayı Sivas Kongresi olan CHP’yi Atatürk adını kullanarak ve göz göre göre böyle dönüştüremez, bu sayede ülkeyi dönüştürenlerin yolunu açamazdı.

Böyle bir CHP, camdan kaledir AKP ile mücadelede…
Bu ülkeyi Y-CHP muhalefetinde, Bahçeli yancılığında Erdoğan başkanlığıyla parçala(t)mak istiyorlar…
Çünkü Erdoğan ancak bu iki koltuk değneği ile yürüyebilir başkanlığına…

Mevcut Y-CHP yönetiminin 2019 seçiminde Erdoğan’a her türlü pası atacağı aşikârken bu gerçekle yüzleşmeyip de 2019 için çalışmak, sadece kişisel tatmin olur.
CHP seçmeni, 2019 seçiminden önce 2019 seçiminde Erdoğan’la samimi bir şekilde mücadele edilmesini mi yoksa emeklerinin heba edilmesini mi seçecek, buna karar vermeli.
Bu gidişata dur demeyen herkes, olacaklardan ve olamayacak olanlardan sorumludur.

Bu “düzen” değişmez ve devran dönmezse Erdoğan ilk turdan başkan olur, “birileri” de sicili kötü ve her gün daha da otoriterleşen bir başkanın seçim kazandığı, demokrasiden uzaklaşan anlayışın resmileşmesini fırsat bilir, ülkemize müdahale eder.

***

Yazılarımızı takip eden okuyucular, bu sözleri çeşitli biçimlerde dillendirdiğimizi bilir.

Fakat 13 Ocak 2018 itibarıyla sadece bunları söylemek de yetmez.

CHP, İstanbul İl Başkanı “tercihi” ile tamamen işgal altında olduğunu ilan etmiştir.

Partinin kurucu değerlerinin yerle bir edilmesinin başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere kurucu kadroda yarattığı hüznü, öfkeyi, isyanı şu an yüreğinde hissetmeyen hiç kimse bu kavgada doğru yerde konumlanamaz.

Yine haykırıyoruz, CHP’de yaşananlar bir işgal girişiminin başarıya ulaşmasıdır.

Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti düşmanlarının bu zaferi, aynı zamanda doğal bir savaş çağrısıdır.

Bu savaş, ideolojik bir savaştır.

100 yıl önce yedi düveli üstümüze salan ve hiç ummadığı bir yanıt alan emperyalizm, şimdi “sosyal demokrasi” çatısı ile karşımızda durmaktadır.

AKP zaten siyasi bir projedir. Fakat emperyalizm, AKP’ye ciddi direniş gösterecek esas kitlenin CHP seçmeni ağırlıklı olduğunu bildiği için Türk ulusunu CHP Genel Merkezinden yakalamıştır çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin tasfiye süreci ancak bu sayede tamamlanabilir.

Bu CHP Genel Merkezinin öncelikli görevi, savunduğu gibi gösterdiği kurucu değerlerin içini boşaltmak, kitleyi yavaş yavaş dönüştürmek ve ülkenin parçalanması sürecine hazırlamak, yılgınlaştırmak ve teslimiyet içine girmesini sağlamaktır.

Bu kavga, içinde liberalleri, numaracı cumhuriyetçileri, etnikçileri, mezhepçileri, kısacası emperyalizmin tüm “renklerini” içinde barındıran “sosyal demokrasi” ile, Atatürk İlke ve Devrimleri anlamına gelen ve 1935’te CHP Kurultayında Atatürk’ün bizzat dillendirdiği ve yazdığı tabir olan Kemalizm arasındadır.

Çok büyük istisnaları saymazsak görmekteyiz ki CHP il ve ilçe teşkilatları, milletvekilleri ya bu durumdan memnun olmakta ya da sırf bireysel çıkar ve yerini sağlama alma, kaybetmeme kaygısı ile olan bitene tepki göstermemektedir.

Sosyal medyada tepkilerin bu kadar yükseldiği yerde tek bir CHP yetkilisinden bu duruma karşı en ufak bir tepki verilmemesi olağan ve normal midir?

CHP’nin yönetim mekanizmaları, parti içinde bir mücadeleyi her geçen gün daha da zorlaştırmakta, bu durum da parti seçmenlerine çok daha büyük sorumluluk yüklemektedir.

Artık Kemalistler, Atatürkçüler, Cumhuriyetçiler, Kuvayi Milliyeciler, Mustafa Kemal’in Askeri olmaktan onur duyanlar bu kavgada kendi mevzisini yeniden oluşturmalı ve kendi önderlerini çıkarıp bunların arkasında durmak zorundadır.

Partilerüstü mücadeleye inanan kişi ve platformlar da bu mücadeleye girişecek kişilere içeriden olmasa da dışarıdan destek vermek zorundadır. Çünkü bu destek, ya kurtarılamaz gözüken bir partinin kurtarılmasına ya da partinin kurtulamayacağı nokta da başka kişilerin de çözümün partilerüstü olduğunu görmesini sağlayacaktır. Bu da yine partilerüstü çözüme inanan kişilerin mücadelesini güçlendirecektir, zafer partisel de olsa partilerüstü de olsa.

Ülke yönetiminin AKP tarafından, Atatürk’ün kurduğu CHP’nin sosyal demokratlar tarafından işgal edilmesini kabullenemeyen, bu duruma isyan eden herkese tarihi çağrıdır bu.

Bu görev zorunlu, görevden ve sorumluluktan kaçmanın vebali de ağırdır. Bugün buna hangi kaygıyla olursa olsun sessiz kalacak kişiler, torunlarına bu durumun hesabını veremez. Daha kötüsü de bugün kendileri susarsa yarın torunlarına tek parça bir Türkiye Cumhuriyeti kalmaz.

Bu kavga, ideolojik kavga.

Ve bu kavga, Türkiye Cumhuriyeti’nin olmakla olmama kavgası.

Herkes safını seçmek, safları sıklaştırmak zorunda!

Partilerüstü ya da CHP ekseninde partisel çözüme inanan ve artık “Bu böyle gitmez.” diyerek öne taşın altına elini koyacak her Kemaliste Üçüncü Yol olarak destek olmak, omuz vermek bizler için vazifedir.

Ve bizce her Kemalist, Atatürkçü, Cumhuriyetçi de sorumluk almayı da sorumluluk alana destek olmayı da vazife görmelidir.

Karşı cephe birleşiyorsa biz de birleşeceğiz. Birleşmek zorundayız. Fakat kişisel çıkarı ve ego eksenli beklentileri ikinci plana atarak, içimizdeki çürükleri ayıklayarak!

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR 
14 OCAK 2018

Paylaş
Önceki İçerikTAHTEREVALLİ
Sonraki İçerikBİR UZUN YÜRÜYÜŞ DEVAM EDİYOR, ÇİZGİNDE…
Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin'de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü'nin her kademesinde görev aldı. Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte "Kemalizm"in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T'ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu. Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı. Milli Mücadele döneminde kurulan ve "Kemalizmin İleri Karakolu" unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana'daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti. Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu'nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı. Genç Yeni Adana'daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol'u kurdu. Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı'nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta. Milli İrade Birliği'nin "Milli İrade Nedir?" ve Mustafa Mutlu'nun "Dön Kardeşim" kitaplarında yazıları yayınlandı. Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın