İstanbul Barosu Eski Başkanı Ümit Kocasakal, 17 Ocak 2018’te gerçekleştirdiği bir basın toplantısı ile CHP Genel Başkanlığına aday olduğunu açıkladı. [1] Basın açıklamasının tam metnini okuyan ve Ümit Kocasakal’ın vermek istediği esas mesajı anlayanlar, 17 Ocak 2018’in Türkiye’deki siyasi mücadele için bir kırılma noktası olduğunu fark edecektir. Buna geçmeden önce kısa kısa bakalım, Ümit Kocasakal neler dedi?

  • Türkiye Cumhuriyet’i, kuruluşundan bu yana yakın geçmişle karşılaştırılmayacak ölçüde, varlığına ve ülke bütünlüğüne yönelik tehditlerle karşı karşıyadır.
  • Türk Milletine ve Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı stratejik kuşatma ve saldırının planlayıcıları, ulus devlet ve ulusal bilinç tasfiye edilmeden, halkın ayrıştırılıp hasımlaştırılamayacağını çok iyi bilmektedirler. Bu nedenledir ki milli bilinç ve milli dayanışma duygusunun yerine mezhepler ve alt kimlikler üzerinden düşmanlaştırıcı ve ayrıştırıcı kimlikler inşa edilmek istenmektedir.
  •  Bizlere, “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkı”, yani “Türk Milleti”ne, alt kimlikler öne çıkarılarak, siyaset de fikri özünden çıkarılıp kişilere hapsedilerek, ülkenin yaşamsal sorunları bir yana bırakılarak, aynı gemide olunduğu unutularak, yandaşlık ve karşıtlık üzerinden tezahüratlar yapılan karşıtların tribünü, ruhları parçalanmış, birbirinden uzaklaştırılmış insanların ülkesi olmamız dayatılmaktadır.
  •  Siyasi iktidar her türlü kutsalı insafsızca sömürerek temiz halkımızı kandırmakla ve Cumhuriyet’in taşıyıcı kolonlarını tahrip etmekle meşguldür. Cumhuriyet’le ve ülkenin tapusu Lozan’la hesaplaşmaya soyunarak Türkiye Cumhuriyeti’nin bağışıklık sistemini çökerterek, küresel planlamanın taşeronluğunu yapmaktadır.
  •  Devletin sinir uçlarıyla, genetiğiyle, kimyasıyla oynanmakta kısaca devlet çökertilmektedir. Bugün gayrı safi milli hasıla düşerken, gayrı ahlaki şahsi hasıla yükselmektedir.
  •  Gelinen noktada bu siyasi iktidar ve siyaset anlayışı, Türkiye Cumhuriyeti için bir beka sorunu haline gelmiştir.

Ülkenin genel durumu ile ilgili bu tespitleri yapan Kocasakal, sonrasında da

“Bu açıklamayı; yaşananlar sebebiyle mutsuz, umutsuz, endişeli milyonlarca Cumhuriyetçi, Atatürkçü ve vatansever yurttaşlarımız adına yapıyorum. Tespitlerimin kolektif bir bilinci ve vicdanı yansıttığına inanıyorum. Bu bir vicdan haykırışı ve isyanıdır. Aynı zamanda bu açıklamayı Mustafa Kemal’in bir “askeri” olarak yapıyor ve bundan onur duyuyorum. Anlaşılan o ki birileri Atatürk’ün “askeri” olmayı anlamıyor veya anlamak istemiyor. Atatürk’ün askeri olmak bir simge, bir metafordur. Bu, onun izinde olmak, ilkelerini benimsemek, onun yolunda yürümek, emir ve talimatları ondan almak anlamına gelmektedir.” diyerek birilerinin pek yüzleşmek istemediği bazı gerçekleri eğmeden bükmeden ortaya koydu:

  • Atatürk’ün askeri olmak; emperyalizme karşı olmaktır, yurttaşlar arasında alt kimliklere dayalı hiçbir ayrım yapmaksızın tüm yurttaşları kucaklamaktır, tam bağımsızlıktır, ulusunun çıkarlarını küresel çıkarların üstünde tutmaktır, bu toprakların değerleri ile bezeli olmaktır. Küresel güçlerin, emperyalizmin askerliğini, tetikçiliğini, devşirmeliğini reddetmektir. Milli Mücadelede bu toprakları vatan yapanların erkeğiyle kadınıyla, genciyle yaşlısıyla Mustafa Kemal’in askerleri olduğu unutmamalıdır. Bu askerlik, üniformasız, gönüllü bir askerliktir. Bu nedenle Atatürk’ün askeri olmak şeref ve onurdur. Türlü “etiketlerle” başka odakların “askerliği” ni yapmaktan rahatsızlık duymayan, bunu çeşitli maskelerle örtbas etmek isteyenlerin bunu anlamaları beklenemez.
  • Partinin genetiğiyle, genleriyle, kimyasıyla, ruh kökleriyle, ideolojisiyle uyuşmayan kişilerin bir takım söylem ve eylemleriyle partinin tüzel kişiliğine, kimliğine zarar verdiği görülmektedir: Atatürk’e “kefere” diyen, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sözünden rahatsız olan, anlamsız bir “asker-yoldaş” polemiğiyle gerçek düşüncelerini örtbas etmek isteyenler, üniter yapıyla sorunu olanlar, HDP güzellemesi yapanlar Atatürk’ün partisinde siyaset yapamazlar. Bu partide Atatürk’ün resimleri indirilemez. Said-i Nursi ve Seyit Rıza güzellemesi yapılamaz, buna izin verilemez, göz yumulamaz. Yanlış anlaşılmasın kimse Atatürkçü olmak, Cumhuriyet değerlerine sahip olmak zorunda değildir ve elbette ki ifade özgürlüğü kapsamında bu düşüncelerini serbestçe savunup ifade edebilirler, ama bunu Atatürk’ün kurduğu partide yapamazlar, bu ahlaki bir sorundur. Evet, CHP kimsesizlerin partisidir ama kimsesiz ve sahipsiz de değildir.
  • CHP birilerinin siyasi kariyer hesapları yapacağı, istediği gibi at koşturacağı, her istediğini söyleyebileceği, kişisel şov yeri de değildir. Çünkü CHP sıradan bir parti olmadığı gibi bir fikir kulübü, münazara yeri, dernek, kooperatif de değildir. Bu gibi kişiler gidip başka partilerde elbette siyaset yapabilirler veya parti kurabilirler. Ama CHP ikinci cumhuriyetçilerin, Atatürk ve Cumhuriyet’le sorunlu veya kavgalı olanların ileri karakolu veya toplanma yeri değildir, olamaz. Genel Başkanın da bu tür eylem ve söylemlere karşı ciddi bir tepkisini görmüş değiliz. Hiç kimse bu partiyi farklı siyasi ajandası ve başka hesapları için kullanamaz.
  • Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy ve gönül vermiş yahut vermeyi düşünen milyonlarca seçmen bu gelişmelere tepkili ve endişelidir.
  • Unutanlar veya unutturmak isteyenler için hatırlatmakta yarar vardır: Cumhuriyet Halk Partisi; kökü Rumeli ve Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne dayanan, Milli Mücadeleyi yürütmüş, devleti ve Cumhuriyet’i kurmuş, kurucusu ulu önder Mustafa Kemal Atatürk olan partidir. Cumhuriyet Halk Partisi öncelikle bir “kütle”, bir “kimlik” partisidir. Her alanda rehberi Atatürk, yönü tam bağımsızlık ve çağdaşlık, pusulası altı oktur. Bu parti halkın partisidir, bu değerlere inananların partisidir.
  • Cumhuriyet Halk Partisi; sadece bugünün değil, dünün ve yarının partisidir.

    Cumhuriyet Halk Partisi; bir etnisitenin, mezhebin, bölgenin, belli bir yaşam tarzı olanların değil, Cumhuriyet ve Atatürk’le barışık tüm yurttaşların partisidir.
  • Cumhuriyet Halk Partisi; kökü dışarıda değil, Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerine, Milli Mücadeleye, Kuvvayı Milliye’ye dayanan yüzde yüz yerli ve milli bir partidir.
  • Cumhuriyet Halk Partisi ulusal bütünlüğün, üniter yapının, milli birlik ve beraberliğin, bağımsızlığın, ekonomik kalkınmanın teminatıdır.
  • Cumhuriyet Halk Partisi, “sol” veya “sağ” gibi şekli ve dar kalıplara hapsedilemeyecek, bunların üzerinde kendi ilkeleri ile kapsayıcı ve kucaklayıcı bir şemsiyedir, kutuplaşmanın ve emperyalizmin önündeki settir.
  • Cumhuriyet Halk Partisi, Çanakkale’dir, Anafartalar’dır, Conkbayırı’dır, İnönü’dür, Sakarya ve Dumlupınar’dır, Lozan’dır.
  • Cumhuriyet Halk Partisi, anti emperyalisttir, tam bağımsızlıktan yanadır, halkçıdır, kamucudur, planlamacıdır, üretimden yanadır.

  •  Atatürk ve altı ok, emperyalizme karşı bir milli savunma sistemidir, devletin bağışıklık sistemidir. Üstelik başarısı kanıtlanmıştır. Başka rehber aramaya da gerek yoktur.
  • Cumhuriyet Halk Partisi evrensel değerleri reddetmeyecek şekilde millidir, millicidir. Küreselci değil ulusalcıdır. Ulusalcılık; birtakım etnikçilerin veya küreselcilerin iddia ettiği gibi ırkçılık veya kafatasçılık olmayıp, kendi ulusunun (ki bu ulus içinde tüm alt kimlikler mevcuttur, Atatürk’ün ifadesiyle Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkıdır) çıkarlarını, başka ulusların ve küresel çıkarların üzerinde tutmaktır, yani ulusalcılık anti emperyalizmdir, vatanseverliktir, küresel güçlerin hizmetinde olmamaktır, millici olmak, bu ülkenin değerleri ile bezeli olmaktır, tam bağımsızlıktır, Bunun neresinde ırkçılık, kafatasçılık vardır ? Ulusalcılığın karşıtı küreselciliktir ve asıl sorgulanması gereken de budur. Asıl ırkçı ve kafatasçı olanlar, ortak aidiyet duygusunun temeli, birliğin harcı olan yurttaşlık bilincini etnikçilik ve mezhepçilik başta olmak üzere alt kimlik politikalarıyla zehirleyip ayrılık tohumları ekenlerdir. Bunun hasadını ise emperyalizm toplamaktadır.
  • Cumhuriyet Halk Partisi evrensel değerlere sırtını dönmez, ama emperyalizme, küresel odaklara da yaslanmaz ve boyun eğmez.
  • Din ve vicdan özgürlüğü ile onun uzantısı olan ibadet özgürlüğünü bu ülkeye getiren ve onun güvencesi olan CHP’dir. Dine en saygılı parti de CHP’dir; çünkü CHP dini siyasete, ticarete alet edip istismar etmez, din ve camiler üzerinden toplumu bölmez.
  • İşte Cumhuriyet Halk Partisi bu gerçek kimliğine, özüne yabancılaştırılmış, gerçek menzilinden, rotasından saptırılmıştır. Partiye genetik kodlarına aykırı yabancı “virüs” ve yazılım yüklenmiş, genetiğiyle oynanmış, gelenekleri bir kenara itilmiştir. Cumhuriyet Halk Partisini Cumhuriyet Halk Partisi yapan ilkeleri, türlü maskelemelerle yok sayılıp aşındırılmaktadır. Parti fiziki ve zihinsel bir işgal altındadır. Partinin yapısına, kimliğine aykırı eylem ve söylemlerle partinin tüzel kişiliği zarar görmekte, her fırsatta Cumhuriyet Halk Partisi’ne saldırmak için fırsat kollayanlara adeta çanak tutulmakta, zemin hazırlanmaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi’nin Türkiye’ye karşı ciddi bir saldırı içinde olan emperyalizme açık bir şekilde söyleyeceği sözü olmalıdır, ancak bu duyulmamaktadır. Yurttaşlık, parti ilkelerine bağlılık, emek ve liyakatin yerini alt kimliklere dayalı aidiyetler almıştır.Bunlara dayanmayan, bu aidiyetlerini öne çıkarmayan kişiler partide bir yere gelmekte zorlanmamaktadır. Bu tüm yurttaşlar için haksızlıktır. Bu tür aidiyetler yurttaşlar için bir avantaj veya dezavantaj olamaz, olmamalıdır. Bu durum kırgınlıklara, küskünlüklere daha vahimi kamplaşmalara hatta yumruklaşmalara yol açmakta, emek, liyakat parti ilkelerine bağlılık anlamını yitirmektedir. Partiyi bir kurt gibi kemiren bu hastalık, ideolojisizlikten, kimlik kaybından, gündelik siyasetin rüzgarında savrulmaktan, yön duygusunun yitirilmesinden, partinin program ve ilkelerine uyulmamasından kaynaklanmaktadır. Ne yazık ki bu da başta sayın genel başkan olmak üzere parti ilkelerine ve genetiğine aykırı siyaset ve yönetim anlayışından ileri gelmektedir.
  • Oysa Türkiye’nin ağır sorunları bulunmaktadır. Kendi içinde kavgalar ve savrulmalar olan, ideolojik bir netlik içinde olmayan, kimliğini ve yön duygusunu yitirmiş bir Cumhuriyet Halk Partisi seçenek oluşturması, sıkıştığı %20-25 sınırını aşması ve iktidar olması ne yazık ki çok mümkün gözükmemektedir. Bunlar acı gerçeklerdir.
  • Bu partide kimse gerek ahlaken gerek siyaseten partinin kurucu değerlerini yok sayıp zedeleyemez, kimliğini, ilkelerini, altı oku, Atatürk’ü tartışamaz.
  • Kökleri Müdaafa-ı Hukuk cemiyetlerine dayanan, Atatürk’ün kurduğu, programını ve ilkelerini, yönünü belirlediği bir partiye “yeni” nitelemesini yapmak konum ve sıfatı ne olursa olsun hiç kimsenin hakkı ve haddi değildir.
  • Cumhuriyet Halk Partisi sağlam bir ideolojisi olan bir kütle ve fikir partisidir. Kuruluşundan gelen ve altı ok ile ifade edilen bu kütle, tüm toplumu (kitleyi) kucaklayabilecek bir fikirdir. Cumhuriyet Halk Partisi elbette ki tüm toplumu kucaklayacaktır. Ama bu kimliğinden, ilkelerinden ödün vererek, uzaklaşarak olmaz, olamaz.
  • Cumhuriyet Halk Partisi, küresel odaklarla veya onun ülkedeki uzantılarıyla, ikinci Cumhuriyetçilerle, ülkenin bölünmez bütünlüğü ve üniter yapıyla sorunu olanlarla, emperyalizmin işbirlikçileriyle, alt kimlikçilik yapanlarla hiç bir surette (iktidara gelmek adına dahi) ittifak yapamaz, bir araya gelemez. Çünkü bu kendini inkar, imha ve intihar olur. Cumhuriyet Halk Partisi kendi kimliğini, özünü, ilkelerini, genetik yapısını muhafaza ederek halkla ve fikirle ittifak yapar. Bunu yaparken de hiç bir yurttaşını etkin köken, bölge, dini inanç, mezhep, kılık-kıyafet yahut sair ayrımlarla farklı görmez, bunların altını çizmez. Cumhuriyet Halk Partisi tüm yurttaşlarını yurttaşlık bilinciyle kucaklar: Tek tek alt kimlikler için değil, herkes için hak ve özgürlük ister. Millet olmak aynı etnik kökenden, mezhepten, nesepten, soydan gelmek demek değil, aynı yoldan gelmek, aynı coğrafyayı, aynı kaderi, aynı kederi, aynı geçmişi ve geleceği, aynı türküleri, aynı kültürü,aynı aidiyet hissini paylaşmak demektir.

  • Genel olarak siyaset, olması gereken fikri özünden, kalıbından çıkarılarak fazlasıyla kişiselleştirilmiş, kutuplaştırılmış durumdadır. Oysa kimse kimsenin düşmanı değildir, olmamalıdır. Gerektiğinde en sert biçimde, ancak belirli bir üslubu koruyarak karşı olunması, mücadele edilmesi gereken “kişi” veya “kişiler” değil, onların temsil ettiği fikirler ya da fikirsizlikler, bu kapsamdaki eylem ve söylemleridir. Bu bir kişisel husumet, çekişme veya düşmanlık değil, fikir mücadelesi olmalıdır.

  • Oysa bugün siyasette fikri mücadele bir yana bırakılmış, tamamen kişiler ve oluşturulmak istenen algılar üzerinden gündelik polemiklere ve ikilemlere sıkıştırılmıştır. Bilinçli olarak gerçekleştirilen bu dizayn, iktidara yaramaktadır.

  • Bugün iktidarda olan Adalet Ve Kalkınma Partisi, sadece “karşıtlıkla”, sadece söylem “sertliği” ile, gündelik polemiklerle değil, kimlik ve sağlam bir fikirden güç alan “fikri sertlikle”; sadece yanlışın gösterilmesi ile değil, doğrunun ve çözümün de gösterilmesiyle yıkılır. Şu halde bu iktidarla sadece karşıtlık üzerinden, kimliksiz gündelik politikalarla, hamasetle başa çıkma şansı yoktur. Çünkü mevcut iktidar tüm bunları en iyi yapan, hiç bir kutsalı sömürmekten çekinmeyen, gerginlikten, kutuplaşmadan, karşıtlıklardan beslenen bir yapıdır. Cumhuriyet Halk Partisi sadece AKP veya Erdoğan karşıtlığı ile, tutarsızlık içindeki günlük tepkiler veya “söz düellosu” ile AKP’ye veya genel olarak sağa oy veren seçmenden oy alamaz.

  • Çünkü bu seçmenin iki yönlü bir refleksi bulunmaktadır. İktidardan memnun olmaması bir arayışa yol açabilmekteyse de, oy vereceği partinin ülkenin sinir uçlarıyla ilgili (örneğin üniter yapı, milli değerlere bakışı) tavrı oy vermesinde etkili olmaktadır. Bu açıdan Cumhuriyet Halk Partisi’nin, şimdi itilmeye çalışıldığı, ülkenin üniter yapısı ile sorunlu HDP gibi bir yapıyla yakın çizgide olması, yan yana durması siyasi intihardır.

  • Tüm bu nedenlerle bir küresel projenin ürünü olan AKP, gündelik söylem ve politikalarla, genel geçer sözlerle yahut sadece sözlerdeki sertlikle yıkılmaz, aksine güçlenir. AKP, kimlikle, tutarlı ve inandırıcı, ilkeli, milli politikalarla ve çözüm önerileriyle yıkılır. Halka ulaşarak, halkı ikna ederek yıkılır. Dünyada bu açıdan belki de en kimlikli parti Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi öncelikle bir kütle ve kimlik partisidir. O kütlenin dokunulmaz çekirdeği Atatürk ve altı oktur.
  • Cumhuriyet Halk Partisi, ülkenin, devletin birliği, bütünlüğü, dirliği, refahı, bağımsızlığı, halkın iyi yaşaması için vardır.

  • Siyasi parti için esas olan karşıtlık değil, kendi kimliği ve ilkeleri ışığında ülkenin sorunlarına çözüm önermek, bunların arkasında durmak, bu çözümleri birbiriyle tutarlı ve ilintili şekilde topluma sunmaktır. Parti, kimliğinden, dolayısıyla bu temel amacından uzaklaştırılmış, sadece bir “karşıtlık” partisi haline getirilmiştir. Belirttiğim üzere bu şekilde partimizin iktidar veya seçim kazanma şansı yok denecek kadar düşüktür. Oysa Türkiye’nin Cumhuriyet Halk Partisi’nin kuruluşundaki fikirlere ve programa şiddetle ihtiyacı vardır. Türkiye’nin ulusal birliğini, hukuk devletini, demokrasisini yeniden tesis etmeye,sanayileşmeye, ekonomik büyümeye, istihdam yaratmaya, büyük bir tarım ve hayvancılık hamlesine, üretime ve planlamaya dayalı kamucu/halkçı politikalara geri dönmeye, köy enstitülerinin yeniden ve daha iyi bir biçimde açılması da dahil ciddi bir eğitim seferberliğine ihtiyacı vardır.
  • Bunun için de denenmiş, sekiz kez seçim kaybetmiş, başarısız olmuş, seçenek oluşturamamış, partinin %25’lere sıkışmış oyunu artıramamış; eylem ve söylemleriyle partinin toplumsal algısına, kimliğine zarar veren mevcut zihniyetin ve temsilcilerinin değişmesi gerekmektedir.
  • Özüne, gerçek kimliğine dönecek bir Cumhuriyet Halk Partisi tüm toplumu kucaklayıp büyük bir umut olacağı gibi, siyasetin doğal mecrasına oturmasını da sağlayacaktır. Cumhuriyet Halk Partisi kurucu değerlerine ve ilkelerine geri döndüğünde tüm küresel operasyonlara, emperyalist saldırı ve kuşatmalara, yerli işbirlikçilere karşı sağlam ve geçilmez bir milli direniş mevzisi olacak ve yeni bir milli mücadele başlayacaktır. Hedef yarım kalan aydınlanma devrimini tamamlamak, çöken devlet kurumlarını ve kurallarını yeniden tesis etmek, imar rantına kelepçelenen Türkiye’nin üretime, sanayiye ve tarıma dayalı büyümesini gerçekleştirerek yurttaşları huzura, refaha ulaştırmak olacaktır. Kurtuluş kuruluştadır, Atatürk‘tedir. Kurtuluş, kurucu partinin özüne, gerçek kimliğine, fabrika ayarlarına, geri dönmesindedir. Türkiye’nin kuruluştaki birlikteliğe, farklılıklarını reddetmeyen ancak gereksizce öne çıkarıp kutuplaştırmayan, asıl zenginliğin bu farklılıkların ortak bir aidiyet duygusu içinde kaynaştırarak yurttaşlık duygusu ile birbirine bağlı millet olma bilincini yeniden kazanmaya, o ruha, heyecana, üretime, kalkınmaya ihtiyacı vardır.
  • Cumhuriyet Halk Partisi’nin hikmeti kendinden menkul, yabancı veya “yerli” akıl hocalarına ihtiyacı olmayıp, kurucusunun, Ulu Önder’in söylevleri ve eylemleri ile gösterdiği yol ve bunların özeti olan altı ok yeter. Elbette bu, esasen Cumhuriyet’i ve Atatürk’ü zerre kadar anlayamamış siyasi iktidarların geçmişteki hatalarını tekrarlamamayı da içermektedir.
  • Bir muhalefet açısından bunca yıkım varken, sadece karşıtlıkla ve halkın iktidara karşı doğal tepkisi ile yetinmek hiç bir sıçrama yapamamak nasıl izah edilecektir ? Sekiz kez seçim kaybetmiş bir anlayışın, 2019’daki hayati seçimi kazanacağının garantisi nedir? Bunun ışığı gözükmekte midir? Türkiye’nin yeni bir deneme ve yanılmaya tahammülü yoktur.

  • Tüm bu nedenlerle ben kendi adıma, Ümit Kocasakal olarak şahsen değil ama milyonlarca Cumhuriyet ve Atatürk sevdalısı adına, bu partinin gerçek tabanı ve sahipleri adına, partisini özleyenler ve seçenek arayanlar adına, onlara vekaleten Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığı’na adayım. Kişi değil, fikir adayıyım. Bu zor dönemde, ülkenin bunaldığı, siyasetin sıkıştığı, toplumun bir alternatif göremediği bir ortamda Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına manen, manevi ve fikri olarak yeniden Mustafa Kemal Atatürk’ün genel başkan olmasını sağlamak, onun görüşlerini hayata geçirmek adına adayım.Tespitlerim, mücadelem, taleplerim kişiye göre yahut kişisel değildir, fikridir. Dolayısıyla adaylık da kişi değil, fikir adaylığı, Cumhuriyet değerlerinin, Atatürk’e, kuruluş ruhuna dönmenin, yeni bir milli mücadelenin adaylığıdır.

ÜMİT KOCASAKAL NEYİ TEMSİL EDİYOR VE NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR?

Denizcilikten gündelik dilimize geçen bir deyim vardır, “Dümen kırmak”. Kaptan, dümen kırarak geminin yönünü değiştirir.

Devlet ile hükümetin ayrımını bilmeyenler, kendilerini sürekli olarak karşıtlık ile ifade edenler, siyasi iradeye milli anlam yükleyenler bu söylemleri anlamakta sıkıntı çekebilir.

Oysa çok açıktır ki burada Ümit Kocasakal sadece bir aracıdır. Elçidir. Neferdir.

Peki neyin aracısı, elçisi ve neferidir?

“Altı ok”un…

Atatürk İlke ve Devrimlerinin…

Yani; Mustafa Kemal Atatürk’ün Dördüncü Büyük CHP Kurultayında bizzat söylediği ve onaylanan adı ile “Kemalizm prensipleri”nin…

Ümit Kocasakal bu konuşmanın seslendiricisidir.

Esas konuşan, geçmişte başarmış olmanın haklılığı, özgüveni ve tarihin kendisine her geçen gün daha fazla hak vermesiyle sesi daha gür çıkan Atatürk İlke ve Devrimleri, yani Kemalizmin bizzat kendisidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün ideolojisidir.

Siyasi iradenin başlı başına emperyalizm projesi olduğu, emperyalizmle ayrışmaların da tamamen kişisel kaygılara dayandığı, muhalefetin ise emperyalizmin adını bile ağzına alamadığı yerde bu fikirsel haykırış, antiemperyalizmin haykırışıdır. Hayatları boyunca hiç yeni bir yol açmamış, yeni bir yolun açılabileceğine inancı olmayan kişiler, bu çıkışı ve düşünce yapısını konumlandırmakta sıkıntı çekebilir.

Ümit Kocasakal bu çıkışı ile kişisel tartışmalara ve karşıtlık ekseninde ayrışmalara indirgenen kavganın dümenini fikirsel alana doğru kırmış, yönünü değiştirmiştir.

17 Ocak 2018’de yapılan açıklama, “Kemalist Manifesto”dur. Er ya da geç yeniden bu topraklarda zafer kazanacak olan yeni bir sürecin açılış konuşmasıdır.

Tekrardan belirtmekte fayda var, burada Ümit Kocasakal, savunduğu fikirlerin seslendirici, hatırlatıcısı olması açısından önemlidir ve varlığı sembolik, fikirseldir. Bu yazıda da vurgulanan ve desteklenen kişi değil, kişinin eğmeden bükmeden dillendirdiği ideolojidir. Cumhuriyet kazanımlarıdır.

Atatürk İlke ve Devrimleri yeniden er ya da geç bu topraklarda başarılı olacaktır. Bunun süresi değişebilir ama sonuç değişmeyecektir. Ve o gün bu zafer yeniden kazanıldığında insanlar, 17 Ocak 2018’de yapılan konuşmanın “işaret fişeği” özelliğini çok daha iyi anlayacaklardır.

VE MASKELER DÜŞMEYE BAŞLAR

Bu basın toplantısının ardından yaklaşık 10 gün geçti. Ümit Kocasakal’ın açıklamaları, bu cümleleri duymaya hasret yurttaşlar tarafından büyük bir heyecan ve sevinçle karşılandı. Fakat bir yanda sevinç yarattığı kadar başka bir yanda da “kaygı”, “öfke” ve “korku” yarattı.

Görünen o ki Ümit Kocasakal’ın açıklamalarında öncelikli olarak dikkate alınan kısım, “Herkes eteğindeki taşı döksün, bu maskeli balo artık bitsin.” oldu.

Amiyane tabirle köpeksiz köyde değneksiz gezenler, fikirsel olmayan mücadele ortamında Atatürkçülük maskesiyle insanları kandırmayı başaranlar ciddi bir panik içerisinde. Onları da anlamak lazım, gerçeğinin olduğu yerde sahtesine kim ilgi gösterir?

Zaman, gerçek Atatürkçülerin, Kemalistlerin yeniden sahneye çıkma vaktidir.

TARİHE NOT DÜŞMEK BOYNUMUZUN BORCU

Türk basın tarihinin en kötü ve korkak dönemlerinden birisini yaşadığını son 10 günde daha iyi anlıyoruz.

Mustafa Kemal Paşa, milli mücadele döneminde ordudan iç cephe olarak bahseder, aynı zamanda bu cepheyi “bütün ülkenin aynı fikir ve kanaatte olarak, tek vücut olarak kurmuş olduğu cephe” olarak tanımlar ve uyarırdı:

“Görünürdeki cephe, doğrudan doğruya ordumuzun düşman karşısında göstermekte olduğu cepheden ibarettir. Görünürdeki cephenin, ordu cephesinin sarsılması, değişmesi, mağlup olması, çözülmesi hiç bir zaman bir milleti ve bir ülkeyi mahvedemez. Bunun hiçbir önemi yoktur. Asıl önemli olan, ülkeyi temelinden yıkan ve halkını esir eden, iç cephenin düşmesidir.” [2]

Savaşın silahtan ziyade kalemle yapıldığı günümüz şartlarında “iç cephe”nin neresi ve nasıl olması gerektiği açıktır. Yazının bundan sonraki kısmı, iç cephenin “konuşur” görünen suskunlarının da tespitidir.

Biraz da bu sebeple yazının bu kısmında bazı kişilerin olumlu ya da olumsuz neler yaptığını, yapmadığını yazacağız. Yazacağız ki yarın bu mücadele başarıya ulaştığında birileri sanki doğru tarafta olmuş gibi davranamasın. Yazacağız ki bu süreci esas zorlaştıranların da elinde imkan ve kitle varken bu imkanı aydın kaygısıyla kullanmak yerine kendi yerlerini ve konumlarını düşünen, devrimcilik yerine “idare-i maslahatçı” tavır takınan başlıca isimler bilinsin, unutulmasın.

Bunu yapmadan önce bir durumun altını çizmekte fayda var. Herkes Ümit Kocasakal’ı ve onun savunduğu Atatürk İlke ve Devrimlerini, Kemalizmi savunacak diye bir şey yok. Ümit Kocasakal’ı fikirsel olarak sevmeyenler de ona karşı çıkanlar da olacaktır. Esas sorun, onun düşüncelerine hak veren, onun bu düşüncelerin temsiliyeti açısından doğru olduğuna inanan kişilerin korkak ve başka dengeler güden tavırları. İnsanların ne yapıp ne yapmadığını, yaptırım güçleri üzerinden değerlendirmezsek yapacağımız çıkarımlar adaletli olmaz.

HAVUZ MEDYA”LARI”NDA BOĞDURULMAK İSTENİYORUZ

Bugün nasıl ki medyada AKP statükosu varsa, AKP havuz medyası varsa, aynı şekilde bir de mevcut CHP Genel Merkezi tarafından oluşturulan ve kontrol edilen CHP statükosu, CHP havuz medyası var.

Ve eğer bir gazeteci korkusuzca, cesursa, genel merkezlerin değil de Cumhuriyet ve Atatürk sevdalılarının sözcüsü ise, muhalif olduğunu kesimin adaletsizliğinden dem vurmak kolay, mesele kendi etrafında olan bitene gözünü kapamamak, kelamını sakınmamak. Kendi kesiminin kralına da çıplak diyebilmek.

17 Ocak’tan sonra ne oldu hatırlayalım.

Ümit Kocasakal’ın basın açıklamasını Halk Tv canlı olarak yayımlamadı. Neredeyse haber bile yapmadı. Ümit Kocasakal’ın basın açıklaması yaptığı günün akşamında Halk Tv’de konuşulan konu, Ümit Kocasakal ve fikirleri değil HDP sözcüsü Ayhan Bilgen’di.

Belli konularda eleştirsek de Sözcü gazetesi yazarı Yılmaz Özdil kendi köşesinden ve hiçbir denge gütmeden destek yazısı yazdı, CHP seçmenine kıyaslama yaptırarak. [3] Korkusuz gazetesi yazarı Ümit Zileli de hem basın toplantısına katıldı hem de köşesinde basın açıklamasını yayınladı, altına imza atıyorum diyerek. [4] Yeniçağ gazetesi yazarı Arslan Bulut, “Ümit Kocasakal şimdiden kazandı” başlıklı bir destek yazısı yazdı, üstelik yazdığı gazetenin bu süreçteki partisel eğilimine rağmen. [5] Cumhuriyet gazetesi basın toplantısını “CHP Genel Başkanlığı için adaylığını açıklayan Kocasakal’ın hedefinde de Erdoğan gibi Kaftancıoğlu vardı.” gibi çarpıtıcı bir başlıkla haber yaptı, mevcut yönetim anlayışına uygun bir biçimde. [6] Yine Yeniçağ gazetesi yazarı Tuncay Mollaveisoğlu da gazetesinin partisel eğilimine rağmen “CHP’nin iç sesi Ümit Kocasakal” başlıklı net bir yazı yazdı. [7]

Burada CHP kitlesinin en fazla takip ettiği ve öncelikle CHP kitlesine hitap etme kaygısı duyduğu yayın politikasından anlaşılan Sözcü gazetesinin ve yazarlarının yaklaşımı çok daha önemli. Çünkü Sözcü gazetesinin herhangi bir konuda net ve hem de halktan yana, halkın kaygılarına kaygıdaş bir tepki koyması, birçok dengeyi değiştirebilecek ölçüde.

Gazete, Ümit Kocasakal’ın basın açıklamasını ve adaylığını birinci sayfadan ve küçük denemeyecek ama büyük de denemeyecek, ilk sayfaya bakan herkesin dikkatini çekecek bir büyüklükte haber yaptı. [8]

19 Ocak’ta da Uğur Dündar bir yazı yazdı, “Kurtuluş kuruluştadır” başlıklı.[9] Yazı Ümit Kocasakal’ın hayat hikayesi ile başlıyor, onun nasıl büyük mücadeleler verdiğini ve dik durduğunu anlatıyor.

Ve Ümit Kocasakal’ın adaylığını destekleyip sonrasında şunları söylüyor:

“Önceki gün CHP’nin Genel Başkanı olmak için aday adaylığını açıkladı.
Diyorlar ki, “Seçilmek için delegelerden yeterli oyu alamaz, hatta adaylığını kesinleştirecek 120 oyu bile toplayamaz!..”
Olsun!..
Elindeki Atatürkçülük meşalesiyle, kurtuluşun tek yolunun “Kuruluş” olduğunu gösterdi, adaylığını koymayı düşünen başkalarını da cesaretlendirdi ya, siz ona bakın.”

O zaman Uğur Dündar’a sormak lazım.

Seçim dönemlerine denk gelmeyen zaman dilimlerinde defalarca Ümit Kocasakal’ı Halk Arenası programına davet eden sensin. Kocasakal’ın halkta ve CHP seçmeninde karşılığının olduğunu bilen de sensin. Ve şu an bu gerçeğe rağmen Halk tarafından çok sevilen ve Genel Başkan olması istenen bir kişinin genel başkan olmasını imkansızlaştıran sistemin bizzat içindesin. Neden bu sıkıntıları dile getirmiyorsun? Örneğin iki haftadır Halk Arenası programına Canan Kaftancıoğlu’nu savunacağım diye kendisini komik duruma düşüren Tuncay Özkan ile yine Canan Kaftancıoğlu’na demagojik bir destek mesajı atan İrfan Değirmenci’yi konuk alıyorsun da neden Ümit Kocasakal’ı konuk alamıyorsun? [10][11] Örneğin sadece bir programda kitle tarafından çok sevilen, Sözcü gazetesinin de yazarı Sinan Meydan ile Ümit Kocasakal’ı yan yana konuk edecek olsan bu programın yaratacağı etkiyi çok iyi biliyorsun ama sanki düzenden memnunsun da dengeleri mi korumak istiyorsun?

O Sinan Meydan ki gazetede gündelik siyaset eksenli yazmamasına rağmen CHP’ye tepeden indirilen Eren Erdem’in kendi hesabından yazdığı

“Bazı çevreler ellerini ovuşturarak CHP’ye saldırma hevesi içinde. Avucunuzu yalarsınız!Biz,beton gibi bir iradeyle AKP faşizmine karşı mücadeledeyiz.İlçe başkanlarımızdan il başkanlarımıza, kadın ve gençlik kollarına, vekilden Genel başkana, irademiz iktidar mücadelesidir. Nokta!” [12] iletisine açıktan,

“Hiç özeleştiri yapmıyorsunuz Eren Erdem… Sözde Ermeni soykırımını tanıyan, “bu konuda ne diyorsunuz” diye soran gazeteciye bilindik ezberleri tekrarlayan, çıkıp açıkça “soykırım emperyalist bir yalandır” diyemeyen, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganını “militarist” bulan, ki alakası yok, orada geçen asker fikirsel eylemsel takipçilik anlamındadır, il başkanını eleştirmekten korkmanız üzücü. Bir zamanlar Ekmel beyi de eleştirmekten korkmuş, bağrınıza basmıştınız, adam tam bir Atatürk ve Cumhuriyet düşmanıydı. Belgelerle bunu bizzat sana göstermiştim hatırlarsan. CHP’yle hiç bir ilgisi yoktu Ekmel beyin, nitekim seçim sonrası gitti MHP’den aday oldu. Özeleştiri yapmadan CHP nasıl iktidar olacak? Bir dincilere bir liboşlara yaslanarak, ilkelerine sahip çıkmayarak yüz yıl daha muhalefet garanti… Olmuyor Eren olmuyor! Yakışmıyor! Yazık bu millete bu Cumhuriyete. Sürekli yanlışlarınızla AKP’ye adeta mecbur ediyorsunuz ülkeyi. Yarın tarih bu dönemi yazarken sadece AKP’yi değil sizi de seni de yazacak! Tarihi sorumluluğunuzun farkına varın. Bir dost tavsiyesi! Bu arada Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır. Bu ülkeyi Mustafa Kemal’in askerleri kurtardı ve kurdu. Bizler Mustafa Kemal’in askerleri olmaya devam edeceğiz.” [13] yanıtı yazabildi.

Bunları ve daha fazlasını siz de görüyorsunuz, neden yazmıyorsunuz? Yine Sözcü gazetesi yazarı Emin Çölaşan yine hem kıyısından Mustafa Kemal’in Askeri olma meselesini savunup hem de ideolojik kavganın diğer tarafını “Entel-liboş tayfa” diyerek kavganın sertliğini yumuşatıyor. Ve bu düşünsel kavganın CHP ekseninde öncülüğüne soyunan Ümit Kocasakal’a dair tek bir kelime yazmıyor, adeta yok sayıyor. [14] Eşinin Genel Başkan olduğu ADD’nin de ölüm sessizliğini görünce insan sormadan edemiyor:

Çölaşan çifti hangi dengeleri güdüyor da CHP açıkça işgal altındayken Cumhuriyet düşmanlarına karşı tavır alamıyor, mücadeleye omuz vermiyor?

Ümit Kocasakal’a “kontrollü” destek verenlerden birisi de Rahmi Turan. [15] Turan “Tokmak” adlı köşesinden şöyle bir “gelişme ve sonuç” yazıyor:

“İstanbul Barosu’nun eski Başkanı Ümit Kocasakal’ın CHP Genel Başkanlığı’na aday olması, 3 ve 4 Şubat günleri yapılacak CHP Kurultayı’nın çetin bir demokratik mücadeleye sahne olacağını gösteriyor.
Hukukçu olan Doçent Dr. Ümit Kocasakal’ın, adaylığını açıklarken söylediği şu sözler çok önemli:
‘Ben her şeyimi Cumhuriyet’e, Atatürk’e borçlu bir insanım. Bu açıklamayı Mustafa Kemal’in bir askeri olarak yapıyorum. Birileri, Mustafa Kemal’in askeri olmayı anlamıyor veya anlamak istemiyor. Atatürk’ün askeri olmak bir simge, bir metafordur. Atatürk’ün askeri, olmak emperyalizme karşı çıkmaktır, bir şereftir.’
Bu sözlere aynen katılıyor ve ben de bir ekleme yapmak istiyorum:
‘Atatürk’ün askeri olmak, çağdaş olmak, uygar olmak ve en önemlisi ‘ADAM OLMAK’ demektir.'”

Turan, bu gelişme ve sonuç içeren yazısının girişinde ne yazıyor peki?

“Demokrasinin ağır yaralı olduğu ülkemizde CHP tüm gücüyle demokrasiyi yaşatmaya çalışıyor.
CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun demokratik bir kişiliği olduğu kesin. Partide kendisine rakip olan adaylara bile hoşgörüyle bakması, onlara fırsat tanıması bunun kanıtı… Bir de iktidar partisi ile yamağına bakın, durumu anlarsınız!”

Yılların kulağı kesik gazetecisi Rahmi Turan, parti içi demokrasinin olmadığını bilmiyor mu?

Benim bile kulağıma gelen, Genel Başkan Adaylarından Muharrem İnce’nin de dillendirdiği delegelere Kılıçdaroğlu lehine imza vermeleri için yapılan baskı, tehdit Rahmi Turan’ın kulağına gelmemiş olabilir mi? Ülke uçuruma sürüklenirken Kılıçdaroğlu ile bu sürecin hızlanacağı aşikarken, sonunda Genel Başkan adaylığına fazla vurgu yapmadan Ümit Kocasakal olumlaması olan yazının ilk cümlesindeki genel başkan kutsaması ve “demokratik” çarpıtması ve demokrasi ölçeği olarak da bu konuda en dipte olan AKP ile kıyas yapılması… Bunun yandaş yazarların Erdoğan yaklaşımından ne farkı var?

Ayrıca Sözcü gazetesi yine bir uygulaması ile gazetecilik tarihinde bir ilki başarmış olabilir. Gazete, 22 Ocak 2018’de Ümit Kocasakal ile tam sayfa ve dördüncü sayfadan bir röportaj yayınladı fakat buna dair birinci sayfasından tek bir kelime bile duyuru yapmadı. Şaka gibi ama gerçek![16][17]

Sözcü gazetesinin genel yaklaşımından şu sonuç çıkıyor, Ümit Kocasakal’ın toplumda karşılığı olduğunu biliyorlar. Ümit Kocasakal’a karşı da değiller ama siyasi iradeyi ayakta tutan sahte muhalefetin lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu açıktan karşılarına alacak cesarete sahip değiller ve mevcut dengelerin değişmesini, bozulmasını istemiyorlar. Ya da gazetenin içinde iki ayrı grup var ve de bu iki grubun savaşı…

Bu yazıyı yazarken Uğur Dündar ile ilgili yeni bir gelişmeyi de ekleyelim. Kendisi sosyal medya hesabından şu açıklamayı yapmış:

“9 Eylül Gazetesi Köşe Yazarı Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok, CHP’nın tüm genel başkan adaylarını Kurultay öncesi Halk Arenası’nda tartıştırmamı önermiş. Değerli hocam, haklısınız. Örnek bir buluşma ve çok seslilik olur. Ben hazırım. Çağrıyı buradan yineliyorum.” [18]

Ümit Kocasakal’ın da “Bu öneriyi çok yerinde buluyorum ve ben hazırım.” diye yanıtladığı iletiye dair bir şeyleri daha soralım.[19]

Uğur Dündar, CHP Genel Merkezinin ve CHP Genel Başkanı’nın tavrını çok çok iyi biliyor. Partinin durumunu da.

Örneğin bu çağrıyı böyle yapmak yerine “Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un önerisine katılıyorum. Rahmi Turan’ın da yazısında belirttiği gibi demokratik kişiliği hepimizce bilinen Kemal Kılıçdaroğlu’nun da böyle bir programdan memnuniyet duyacağını bildiğim ve de bunun aynı zamanda AKP’ye verilecek çok net bir demokrasi mesajı olacağı için açık çağrımı yapıyorum. Gönlümden geçen dört adayın da programa katılması. Fakat tüm adaylar gelmezse bile ben bu programı çağrımı kabul edecek adaylarla programı yapacağımı ilan ediyorum.” dese ne olurdu?

Ne olurdu söyleyeyim, baskı altına alınması gereken kitle ve kişiler daha fazla baskılanır, onlar istediğimiz şeyleri yapar ya da bu baskıya rağmen yapmazlar, o durumda da niyetleri teşhir edilirdi.

Birilerini programa gelmek zorunda bırakmakla davet etmek ayrı şeylerdir. Görülen o ki Uğur Dündar birilerini davet etmeyi tercih etmiş, programına gelmek zorunda bırakmak yerine.

Birileri eğer çok fazla şey bekliyorsunuz diyorsa hatırlatalım:
Kemalist yazarlar düşünceleri uğruna canlarından oldular bu ülkede… Ahmet Taner Kışlalı… Uğur Mumcu… Necip Hablemitoğlu ve nicesi…

Onların canlarından bile sakınmadıkları yerde onların devamı olma iddiasındaki birilerine bu korkak tavır yakışır mı? Hadi diyelim yakıştı, ileride tarih tarafından bu kişiler nasıl ve ne diye anımsanır?

Düşünün, Ahmet Hakan bile bir yazısında ÜMİT KOCASAKAL ÜZERİNE ‘AMA’LI 6 ŞEY” alt başlığı ile
 BİR: Ulusalcıdır ama delikanlıdır.
 İKİ: Toplumcudur ama asla sıkıcı değildir.
 ÜÇ: Atatürkçüdür ama Zagor’a da göz kırpar.
 DÖRT: Marş söyler ama Türk sanat müziği namelerini de titretir.
 BEŞ: Adaylık açıklar ama hesapsızdır.
 ALTI: HDP’ye karşıdır ama Lenin’i sever.” [20] yazabilip, bununla da yetinmeyip CHP genel başkan adaylarından bahsettiği başka bir yazısında kullandığı

 KEMAL KILIÇDAROĞLU: Rakiplerini gördükçe Tayyip Erdoğan’ın rakiplerini gördüğünde duyduğu sevince benzer bir sevinç yaşadığından adım gibi eminim. “Statüko değişmeyecek” diye mırıldanıyordur içinden. Kesin.

 MUHARREM İNCE: Aday adaylığından adaylığa geçiş yapması kesin ama başkanlığa gelebilmesi hayli şüpheli… Bugün Türkiye’de herhangi bir partide genel başkanlığı birinin elinden almak, Suriye’yi Esad’ın elinden almaktan bile zor.

 ÖMER FARUK EMİNAĞAOĞLU: Kendisi bile kendisine şans tanımıyordur ama yine de böyle bir çıkış yapmaktan kendini alamadı! Demek ki bazen insan, “kazanamasak bile namımız yürüsün” duygusundan kendini kurtaramıyor.

 ÜMİT KOCASAKAL: Ne samimiyeti, ne hesapsızlığı, ne delikanlılığı, ne kendine özgü sempatisi… Hiçbiri ama hiçbiri bir işe yaramayacak. Çünkü siyasette bunların pek bir önemi kalmadı maalesef.” [21] cümleleri ile hem Kılıçdaroğlu “statükosu”na hem siyasi partiler yasasına hem kirli siyasete hem de Ümit Kocasakal’ın nasıl bir aday olduğuna açıkça vurgu yaptı.

Ahmet Hakan’ın bile kendi çizgisine göre hayli cesur olabildiği bir yerde Cumhuriyetçi, Atatürkçü, cesur, korkusuz sıfatlarını keyifle kullanan yazarlardan daha fazlasını beklemek çok mu?

Fatih Portakal gibi basın açıklamasından hemen sonra sosyal medya hesabından aşağıdaki cümleleri yazan ve Ümit Kocasakal’a keskin tavır alma gereği duyanların derdinin Ümit Hoca değil de ideolojisi olduğunu kestirmek zor değil. Bununla ilgili kapsamlı yanıtımızı merak edenler açıklamaları hakkındaki yazımızı da okuyabilirler. [22]

“Eski söylemlere kuvvetli vurgular yaparak ortaya çıkan cesaretsiz bir aday #ÜmitKocasakal … Böyle bir siyasi anlayışın ulaşabileceği nokta da belli. Amaç iktidara gelmek değil, #CHP’nin başında olmak. Görüş farklılığına tahammülü olmayan bir lider profili çizdi bence…” [23]

“Unutulmasın ki eski yöntemlerle yeni sonuçlara ulaşmak yalnızca umutsuz bir beklenti. #ÜmitKocasakal’ın gerek delegede gerek toplumda bir karşılığı olduğunu düşünmüyorum.” [24]

BU KAVGA BAŞKA KAVGA…

Ümit Kocasakal’ın açıklaması ve çıkışı ile kavga artık fikirsel alana kaymış durumdadır. Bu yazıda da, Ümit Kocasakal’ın mücadelesinde de Ümit Kocasakal yazan yerlere “Atatürk ilke ve Devrimleri: Kemalizm” yazmak, kavganın daha doğru anlaşılmasını sağlayacak. “Çünkü mesele kişi meselesi değil fikir meselesi.”

Bu çıkışla maskeler bir bir düşmeye başladı.

Artık bir yanda Cumhuriyetçiler, Atatürkçüler, Kemalistler var…

Diğer yanda da emperyalizmin Y-CHP için uygun gördüğü sosyal demokrasi çatısı altında birleştirdiği neoliberaller, etnikçiler, mezhepçiler ve 2. Cumhuriyetçiler…

Bu kavga aslında yüz senelik kavga…

Kemalizm ile sosyal demokrasinin kavgası…

Bir tarafta öncüleri Kuvayi Milliye, ebedi önderi Mustafa Kemal Atatürk olan düşünce… Diğer yanda öncüleri emperyalizm, komutan vekili Kemal Kılıçdaroğlu olan düşünce…

Bu kavgada düşmanlar kadar dikkat edilmesi gerekenler, Atatürkçü maskesi ile bizim cephemize sızdırılan, cephe içindeki insanlara gizliden gizliye “Atatürkçülüğün süresi doldu, eskide kaldı, halkın tamamını kapsamıyor…” diyen etki ajanları.

Ve kapalı kapılar altında etrafına “Atatürkçü teyzeler de beni Atatürkçü sanıp sarılıyor.” diye dalga geçen, Atatürk’e Kadir Mısıroğlu gibi haysiyet yoksunlarının ortaya attığı “manevi kızıyla ilişkisi vardı” iddialarını destekleyen Gürkan Hacır gibiler.

Bu kavga sadece CHP ile sınırlı değil elbette. CHP ile sınırlı da kalmayacak. Çünkü bu kavgada düşmanın gizli öznesi emperyalizm. Fakat CHP’nin işgalcilerden kurtarılabilir olup olmadığının daha geniş kitlelerce daha sağlıklı irdelenebilmesi, tespit edilmesi çok önemli. CHP kurtarılamaz diyenlerin ya da CHP kurtarılabilir diyenlerin azınlık olmaması, CHP kurtarılabilir diye düşünen kitlenin de vazgeçilebilecek bir kitle olmaması, CHP’nin kendi seçmenleri tarafından yapılacak CHP için yapılacak son bir mücadeleyi zorunlu kılıyor.

***

Bu yazı, her şeyin çok güzel olacağı dönemlerden bu dönemlere bakıldığında neler yaşandığı bilinsin diye yazılıyor. Ve birileri yıllar sonra bugünlere baktıklarında “O dönemde, çok karamsar tabloda bile her şeyin güzel olacağına ve Kemalistlerin kazanacağına inanan, bunu öngörebilen kişiler varmış.” denebilsin diye. Aynı zamanda da maalesef “Ne kadar maskeli Atatürkçü, idare-i maslahatçı varmış.” denilebilsin, buna rağmen ümitsizliğe kapılınmasın diye…

Şartlar ne olursa olsun, ne gibi engellerle karşılaşılırsa karşılaşılsın, Mustafa Kemal Atatürk ve onun her gün kendini daha da güncelleyen ideolojisi bu topraklarda asla yenilmeyecek.

Yaşayarak göreceğiz.

Tabii bazı gerçeklerle ne kadar az ve yavaş yüzleşirsek o kadar fazla bedel ödeyerek.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR 
29 OCAK 2018

DİPÇE

[1] https://www.facebook.com/umitkocasakalresmi/photos/a.178789522723753.1073741829.177540679515304/178979406038098/?type=3&theater
[2] http://www.cihandura.com/tr/makale/ATATURK_ANLATIYOR_EMPERYALIZM_VE_TURKIYE
[3] http://www.sozcu.com.tr/…/yazarl…/yilmaz-ozdil/umit-2178474/
[4] http://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/umit-zileli/manifesto-kurtulus-kurulustadir-2178489/
[5] http://www.yenicaggazetesi.com.tr/umit-kocasakal-simdiden-kazandi-45910yy.htm
[6] http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/906712/CHP_Genel_Baskanligi_icin_adayligini_aciklayan_Kocasakal_in_hedefinde_de_Erdogan_gibi_Kaftancioglu_vardi.html
[7] http://www.yenicaggazetesi.com.tr/chpnin-ic-sesi-umit-kocasakal-45951yy.htm
[8] http://gazete.netgazete.com/gazeteler.php?id=19
[9] http://www.sozcu.com.tr/…/ug…/kurtulus-kurulustadir-2180217/
[10] https://twitter.com/degirmencirfan/status/952312712486322177
[11] https://twitter.com/degirmencirfan/status/952343731281321984
[12] https://www.instagram.com/p/BeG6yioF3sO/?hl=tr&taken-by=erenerdemnet
[13] https://www.instagram.com/p/BeG6yioF3sO/?hl=tr&taken-by=erenerdemnet
[14] http://www.sozcu.com.tr/…/…/mustafa-kemalin-nesiyiz-2181628/
[15] http://www.sozcu.com.tr/…/t…/ataturkun-askeri-olmak-2180210/
[16] http://gazete.netgazete.com/gazeteler_arsiv.php
[17] http://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/chpnin-derhal-kurucu-degerlere-donmesi-lazim-2184078/
[18] https://twitter.com/ugurdundarsoz…/status/957582158490632192
[19] https://twitter.com/umitkocasakal_/status/957639318801133568
[20] http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/iclale-ne-yapmali-40715904
[21] http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/mert-firatin-2013te-soylediklerine-dair-40723761
[22] http://bayraktarcagdas.blogspot.com.tr/2018/01/aklimla-dalga-gecme-cagdas-bayraktar.html
[23] https://twitter.com/fatihportakal/status/953932539160354816
[24] https://twitter.com/fatihportakal/status/953933348434571264

Önceki İçerikBİR UZUN YÜRÜYÜŞ DEVAM EDİYOR, ÇİZGİNDE…
Sonraki İçerik11 ŞUBAT… NERESİNDEN TUTACAKSIN BU ÇÜRÜMÜŞLÜĞÜN, TUTARSIZLIĞIN?
Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin'de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü'nin her kademesinde görev aldı. Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte "Kemalizm"in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T'ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu. Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı. Milli Mücadele döneminde kurulan ve "Kemalizmin İleri Karakolu" unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana'daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti. Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu'nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı. Genç Yeni Adana'daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol'u kurdu. Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı'nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta. Milli İrade Birliği'nin "Milli İrade Nedir?" ve Mustafa Mutlu'nun "Dön Kardeşim" kitaplarında yazıları yayınlandı. Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.