#Kemalbay: Afrin’de büyük bir direniş gerçekleşiyor. Neden? Çünkü siz halklara karşı savaş açarsanız kaybedersiniz. Çünkü Afrin halkı kendi evini, kendi yaşamını koruyor. “#HDPkongresindeyiz [1]“Pervin Buldan: Çözüm savaşta değil barıştadır. Çözüm ölme ve öldürmede değil, yaşama ve yaşatmadadır. Çözüm Afrin’e girmekte değil, İmralı’ya gitmektedir. #HDPkongresindeyiz” [2]
“Pervin Buldan: Seyit Rıza, “Ben hilelerinizle baş edemedim, bu bana ders olsun. Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim. Bu da size dert olsun” demişti. HDP tüm baskılara rağmen diz çökmedi, çökmeyecek, bu da onlara dert olsun!
#HDPkongresindeyiz” [3]

Türk askeri, ülkeyi yöneten iradenin saçma sapan dış politikasının bedelini kanıyla ödemek ve ülkesinin bekasını korumak için Afrin’de. Çünkü yanlış dış politika kurgusu, Türk askerini bu operasyonu yapmak zorunda bıraktı!

Bu politikanın mimarı olan ve şu an Yüce Divan’da yargılanması gereken(kim kimi yargılayacaksa!) Hemstır da açıklama yapmış:

“Suriye’yle ilgili hiçbir pişmanlığım yok. Her zaman olduğu gibi son 7 yıldaki Suriye politikamız dürüst, prensipli ve stratejik olmuştur.” [4]

Bilim insanı olarak çok sevdiğim ama asla siyaset konuşmaması gerektiğine inandığım Celal Şengör bu kez doğru bir şey söylemiş:

“Savaş çıktıktan sonra, savaş karşıtlığı yapmak bozgunculuktur. Buna tahammül edilemez. Savaş çıktıktan sonra askerin moralini bozamazsın. Bu adamlar hayatını ortaya koyuyor, ne için koyuyor? Senin, benim keyfim için… Dolayısıyla bunu tartışmak bu adamın moralini bitirir. Bence tartışılmaması lazım.” [5]

***

Peki askerimiz Afrin’de kan banyosu yaparken terör örgütü vitrini HDP ne yapıyor?

Ankara’nın ortasında Kurultay/Kongre yapıyor.

Önce Sırrı Süreyya Önder aracılığı ile bebek katili Apo’ya selam yolluyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin birlik ve beraberliğine kast eden hain Seyit Rıza’ya atıf yapıyor, Afrin’de Türkiye Cumhuriyeti’nden değil teröristlerden yana tavır koyup, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinde bu karşı çıkışın çekim merkezini yaratıyor.

Üstelik Seyit Rıza atıfı yapan kişinin adını arama motoruna yazdığımızda kendisi için adının karşısında “GAZİ” Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili yazıyor!

Ve sorsak, AKP, milli ve terörle mücadele ediyor, yersen!

Cehalet ve kafa karışıklığı bir etnisiteye, mezhebe, bölgeye ve partiye indirgenemeyecek kadar fazla Türkiye’de.

Nasıl ki siyasi irade seçim sandığına “yargı” manası da yükleyip hukuksuzca “Suçumuz varsa halk sandıkta karar versin” diyebiliyorsa, başka birileri de HDP’nin yaptığı terör destekçiliğine “6 milyon oy almış parti vekili tutuklanamaz” diyebiliyor.

Kafa aynı kafa!

Yani yargı bir konuda karar verirken işlenen suça değil, suçu işleyenin “nüfuzuna” bakmalı! Ona göre karar vermeli. Ne güzel “hak-hukuk-adalet” değil mi?

Bunu diyen, o iki kafadan biri, yani iki “kafadar”dan birisi, kongrede yakın zamanda Ümit Kocasakal’a ideolojik gerekçelerle saldıran, “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” sloganını atanlara “it sürüsü” diyen kişi ile yan yana oturup kongre takip ediyor.

Ama o, şu an CHP Grup Başkanvekili olan kişiye kızmayın. Çünkü rekor halen, bir önceki kongrede sözde PKK marşı ve teröristler için yapılan saygı duruşunda ayakta duran ve hiçbir duruma ses çıkarmayıp yine Ümit Kocasakal’ın ideolojik çıkışından gocunup çıkış yapan Bülent Tezcan’da.

Eminiz ki bu kafadan çok farklı olan(!) delegede karşılığı olma kontenjanından dolayı kendisine “Atatürkçü” mana yüklenmeye çalışılan İnce de bu manzaradan çok rahatsızdır. Apo’nun “eşit yurttaşlık” önerisinin 36. CHP Kurultayı Sonuç Bildirgesinde aynen geçmesine tepki vermesine hiç takılmayın, olur şeyler, öyle! Öncelik vatan değil anlamıyor musunuz, delege! Delege!

***

Şehidimizin kanı kurumamış.

Ankara’nın ortasında İmralı çağrısı yapanlar düğün-dernek modunda.

Ve seçtikleri tarih?

11 Şubat.

Emperyalizm tarih seçmeyi sever. Onun uzantılarından HDP de efendilerinin izinden gidiyor.

Çünkü bu ülkenin kendisine vatansever diyenleri bile unutabiliyor 11 Şubat’ı da onlar asla unutmuyor.

Biz unutanlara bir anektod ile hatırlatalım. Bir haber küpürü ile:

“Tarih: 11 Şubat 2011
Saat: 09.39
Yer: Silivri / İstanbul

O sabah Balyoz Davası’nın 14. celsesi görülmeye başlandı. Sanık sandalyelerinde, çoğunluğu muvazzaf onlarca asker oturuyordu. Karşılarında özel yetkili İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Ömer Diken, üye hakimler Ali Efendi Peksak, Murat Üründü ve Savcı Savaş Kırbaş vardı.

Önce yoklama yapıldı. Askerler mikrofonu eline aldı, teker teker isimlerini söyledi. Özden Örnek, İbrahim Fırtına, Mustafa Korkut Özarslan, Engin Alan… Arka sıralarda oturan bir tuğamirale geldi sıra. Ayağa kalktı, şöyle dedi: Cem Çakmak.

Tuğamiral Cem Aziz Çakmak bilir miydi ki; o gün kendisini toprağa götürecek bir sürecin dönüm noktasını yaşıyordu. O gün duruşmada söz aldığında, mahkeme heyetinin gözünün içine bakarak şöyle dedi:

“Bana burada delil yetersizliği nedeniyle verilecek beraat, benim için yeterli değildir. Adalet de tecelli etmeyecektir. Adalet, ancak ve ancak bu belgeleri hazırlayan kişilerin bu koltuklara oturmasıyla tecelli edecektir.”

Şu satırları yazdı:

“‘Kara Cuma’ diye adlandırdığımız 11 Şubat’ta yaşananların hafızalarımızdan silinmesi mümkün olmayacaktı. Mahkeme kapılarının üzerimize kapanışı, jandarmaların etrafımızı sarışı, izleyici sıralarında bulunan ailelerin hıçkırık sesleri, tarihimizin utanacağı sayfalardaki yerini almıştı.”

Saat: 20.36

Mahkeme Başkanı Ömer Diken duruşmayı açtı. Ve ara kararların açıklanacağını söyledi. Mahkeme görüntülerinde avukatların itirazları yansıyordu.

Ancak Mahkeme Başkanı, karar öncesi savcının tutuklama talebine karşı söz almak isteyen avukatlara izin vermiyordu. Üye hakim Ali Efendi Peksak kararını okumaya başladı.

Saat, 21.02 idi. 4 dakika boyunca subayların isimleri teker teker sayıldı. Bunun ne anlama geldiği o salondaki herkes tarafından biliniyordu.

Hakim Peksak devam etti:

“(…) Haklarında dosyadaki delil durumu, dosyada kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların bulunması, delillerin henüz tam olarak toplanılmamış oluşu, sanıkların konumları itibariyle delillere etki yapma ihtimalinin olması. (…)”

Sanık sandalyesindeki subaylar, “Hangi delilleri” diye sorunca jandarma hareketlendi. Erler ve astsubaylar, komutanlarını esir alan mahkemenin önüne etten bir duvar örmeye başladı.Peksak sözünü bağladı: “Ayrı ayrı tutuklanmalarına…” Avukatlar ve sanık yakınlarının itirazları kameralara yansıdı.

Mahkeme Başkanı Diken “Lütfen salona yeteri kadar güvenlik kuvveti alarak müdafileri çıkartın” dedi.
İtirazlar devam ediyordu.
Mahkeme Başkanı duruşmayı bitirmek, üye hakim kararın tamamını okumak istiyordu. Ama bir şartla; güvenlik görevlileri itiraz edenleri çıkarsındı!
Mahkeme Başkanı kızmıştı; “Biz 2 gündür sizleri dinledik” diyordu.
Tam da o sırada, salonun en arkasında bulunan sanık yakınlarının önüne de onlarca jandarmanın konuşlandırıldığı görüldü.

Ve sonunda…

163 subay için toplu tutuklama kararı o salonda, Silivri’de, İstanbul’da alındı.
Hakim Ömer Diken’in “duruşma bitmiştir” sözü, sanık yakınlarının gözyaşları içinde alkışlarla protestosuna karıştı.

Saat: 21.10

Dakikalar önce tutuklanan bir subayın ağzından gür bir sesle şu sözler çıktı:
“Yıldırımlar yaratan…”
Silah arkadaşları katıldı…
Tutuklanan subaylar salonda Harbiye Marşı’nı söylüyordu…
O gün…
11 Şubat 2011’de tutuklanan sadece 163 subay değildi.
163 baba, eş, oğul, kardeşti.
Harbiye Marşı’nın yazıldığı tarihten o güne Türkiye’nin birikimiydi.
Türk Ordusu hiçbir savaşta o günden daha büyük bir yara almadı.” [6]

İşte o 11 Şubat’ta (tüm kumpas davalarının sembolik tarihi olarak) yapılan saldırı ve saldırıya uğrayanların yalnızlığı, ülkeyi yönetenlerin pervasızlığının da ülkeyi bölmek isteyenlerin cesaretinin de kaynağıdır.

Ve Türk ulusu, ne sebeple olursa olsun o dönem iftiraya maruz kalan askerine sahip çıkmamanın bedelini ödemektedir. Üstelik hasarın tamamı, tahribatın büyüklüğü tam anlamıyla tespit edilebilmiş bile değil.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR 
11 ŞUBAT 2018

DİPÇE

[1] https://twitter.com/HDPgenelmerke…/status/962604121240035329
[2] https://twitter.com/HDPgenelmerke…/status/962649604406824960
[3] https://twitter.com/HDPgenelmerke…/status/962646337287311366
[4] https://tr.sputniknews.com/turkiye/201802101032191479-davutoglu-suriye-ile-ilgili-pisman-degilim/
[5] http://www.ensonhaber.com/celal-sengor-afrin-operasyonunu-destekledi.html
[6] http://www.sozcu.com.tr/2015/gundem/iste-balyoz-davasindan-tutuklanan-163-subayin-goruntuleri-879930/

Önceki İçerik“KEMALİST MANİFESTO”: YENİDEN FİKİR SAVAŞLARI!
Sonraki İçerikTEŞEKKÜRLER ÜÇÜNCÜ YOL AİLESİ…
Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin'de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü'nin her kademesinde görev aldı. Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte "Kemalizm"in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T'ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu. Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı. Milli Mücadele döneminde kurulan ve "Kemalizmin İleri Karakolu" unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana'daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti. Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu'nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı. Genç Yeni Adana'daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol'u kurdu. Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı'nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta. Milli İrade Birliği'nin "Milli İrade Nedir?" ve Mustafa Mutlu'nun "Dön Kardeşim" kitaplarında yazıları yayınlandı. Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.