Bugün Çanakkale Deniz Zaferi’nin 103. yıl dönümü. Her türlü bilgi kirliliği ve algı operasyonunun önüne geçmek için konuyla ilgili Tarihçi Yazar Sinan Meydan’ın birkaç cümlesini anımsamakta fayda var:

“Çanakkale’den Atatürk’ü çıkarırsanız Çanakkale ‘zafer’ olmaktan çıkar. 18 Mart 1915’te bir günde kazanılan deniz savaşı, eğer Atatürk’ün 25 Nisan Arıburnu, 9 Ağustos Anafartalar, 10 Ağustos Conkbayırı ve 21 Ağustos yine Anafartalar zaferleri olmasa hiçbir şey ifade etmezdi.”

Kara ve Deniz Zaferlerinden oluşan Çanakkale Zaferi, denizlerin, denizciliğin ve güçlü bir donanmanın ne kadar önemli olduğunu hele de boğazlara sahip ve üç yanı denizlerle çevrili Türkiye için ne kadar hayati olduğunu bizlere göstermiştir. Üstelik bu deniz zaferi mütevazi Nusret Mayın Gemisi ile elde edilmiştir. Hem Deniz hem de Kara zaferleri, bizlere bir yanıyla da mücadelede azim ve kararlılık kadar akılcılığın ve stratejik yaratıcılık sağlayacak niteliğin de ne kadar önemli olduğunu göstermiştir. Zira sadece iman ile olacak olsaydı bazı şeyler, aynı askerin savaştığı Balkan Savaşı ile Milli Mücadele arasında bu kadar keskin sonuç farkı olmazdı değil mi? Sonuçta dinde bile önce tedbir, sonra tevekkül denir. Yoksa sorun bazı unsurların cephe ayrımı yapmasından kaynaklanmamaktadır elbette.

Cumhuriyetin ve Cumhuriyet kazanımlarının da önsözü olan Çanakkale Zaferi, emperyalizmin “batmayan güneş”inde tutulma yaratırken “Türkiye halkı”nın Türk milleti/ulusu olma sürecinin de mihenk taşı özelliğini taşımakta… Bu zaferin en üzücü yanı ise, belki de devrimleri kararlılıkla savunacak yüz binlerce gencin bu cephede şehit olması, gerçek anlamda “yeni” Türkiye’yi görememiş olmalarıdır…

TAKLİTLER ASLINI YÜCELTİR

İşte bu büyük zaferin yıl dönümünde ajanslara şöyle bir haber düştü:

“TSK’ye bağlı Özel Kuvvetler, 18 Mart’ın ilk saatlerinde Afrin’in merkezine girdi.”

Harekatın 57. gününde18 Mart’ta… Ve de TSK’nin en saygın ve son dönemde dizilerde de çok olumlu şekilde anlatılan Özel Kuvvetler öncülüğünde…

AKP’nin en başından beri alternatif tarih yaratmaya çalıştığını biliyoruz. Bunu, gerçek tarihi “çarpıtılan sözde resmi tarih” olarak algılatmaya çalışıp saldırarak, “saklanan gerçek tarih” diye yutturmaya çalıştığını da… Atatürksüz Çanakkale ile algı pompalamaya başlayanların kendi Çanakkalelerini yine gerçekleri çarpıtarak yaratmak istemeleri de gayet doğal… Afrin’in bu anlamda kullanılmaya elverişli olduğu da ortada. Fakat özellikle son bir yılda dış siyasette AKP yaklaşımı ile asla örtüşmeyecek, sadece göz boyama olarak da nitelendirilemeyecek bazı devlet reaksiyonlarını görmek zor değil.

Bu konuda da şunu yazmıştık zamanında:

“Şu an ülkeyi yöneten siyasi iktidar, 15-16 yıllık bir iktidar. Siyasal İslamcılık desen taş çatlasın kökleri örgütlü olarak 50 yıl. (İlim Yayma Cemiyeti ve Milli Türk Talebe Birliği’ni de sayarsak.) Fakat bir de en az iki bin yıllık devlet geleneği, devlet refleksi, yönetimsel aktarımı var. Karşıtlık ekseninde olay yorumlayanların bazı şeyleri anlaması imkansız. Fakat görmek isteyene değişen dengelere dair çok fazla ipucu var. Siyasi partiler başka bir şey, devlet aklı ve yönetimi başka bir şey. Atatürk, “Türkiye Cumhuriyeti İlelebet Payidar kalacaktır.” sözünü umut tacirliği yapmak için söylemedi. Biz de bunları umut tacirliği olsun diye yazmıyoruz. Görmek isteyen görür. Sezgilerden, hislerden daha fazlası var. Takiyeden de daha fazlası.Yazılabilecek olan şimdilik sadece bu kadar.”

2-3 gün önce “Afrin ile ilgili size her an müjde verebilirim.” diyordu Erdoğan, 18 Mart’ın seçilmesi ona rağmen olabilir. Onun “kendi Çanakkale’sini yaratması” kapsamında da olabilir. Ama 57. gün atfı pek işine gelecek türden değil. Çünkü Atatürksüz Çanakkale yaratanlar bile “Atatürk’süz 57. Alay” yaratmaya cüret edemediler. Bu olayların tamamen yansıtıldığı gibi olmadığı aşikar. Tam olarak belli olmadığı da. Ama bu duruma kafa yoranların bir gerçeği ve bir ihtimali unutmamasında fayda var:

Gerçek; Erdoğan her daim yönlendirile(bile)n bir adam, fakat tek yönlendirileni olmayan… Bunu asla unutmamalı, her daim hesaba katmalı fikir yürütürken…

İhtimal; Erdoğan AKP’sinin Atatürk ve milli figürlerle bir kesimi kandırması, kendine yontması kadar, belli konularda milli unsurların etkisi altına girdiği gerçeğini “onlar bizi değil biz onları yönlendiriyoruz, kullandırıyoruz” diye algılatıyor da olabilir.

Ancak tüm bu ihtimallerin dışında ve üstünde bir gerçek var ki o asla değişmez: Taklitler her zaman aslını yüceltir. Ve bu ülkede yönetimsel olarak yapılan, yapılmayan her şey, sadece Atatürk’ün ve onun ideolojisi Kemalist Devrimin haklılığını, sağlamlığını, güçlülüğünü pekiştirecek.

TEMİZLİK Mİ? GÜVENLİK Mİ? FETİH YANİ İŞGAL Mİ?

Bu durumla ilgili en soru işareti yaratan durum ise TSK’nin resmi hesabından paylaşılan Türk askerinin Afrin’in merkezinde göndere Türk bayrağı çekmesi ve bunu yaparken ÖSO militanlarının ellerinde sözde kendi bayraklarının olması. ÖSO ve Türk bayrağının yan yana asılması, sürekli yapılan “TSK ve ÖSO birlikleri” vurgusuyla bu iki unsurun denk güçlermiş algısı yeterince rahatsız edici değilmiş gibi bir de göndere bayrak çekilmesi ayrı bir soru işareti. Gönderde eğer varsa paçavralar elbette indirilmeli. Fakat göndere bayrak çekilmesi şu soruları ve kaygıları beraberinde getirir:

Eğer Suriye’nin toprak bütünlüğü için de Afrin’deysek; temizlediğimiz bölgelere neden hem Türk bayrağı hem de Suriye rejimine muhalif olanların bayrağını çekiyoruz? Bu durum; yarın bir gün ilk fırsatta, hiç istemeyiz ama güçsüz düşersek, toprağımızda ve birliğimizde gözü olan birilerinin, sözde Türkiye’nin toprak bütünlüğü için(!) ülkemize girebilmesi, hem kendi bayrağını hem de içeriden iş birliği yaptığı ayrılıkçıların paçavrasının vatan toprağında dalgalanabilmesine kendilerince meşru ortam, “emsal” sağlamaz mı? Üstelik Davutoğlu gibi emperyalizm iş birlikçisinin “Suriye meselesi bizim iç meselemiz” dediği gün, yine ilk fırsatta “Türkiye meselesi bizim iç meselemiz” denilebilecek, denilmek istenecek benzer bir “açığı” yaratmışken?

Bu soru(n) da yanıtını zamanla bulacaktır elbet.

BAZI İTTİFAKLAR HİÇ YIKILMAZ

Her zaman bir gerçeğin altını çizdik. Dedik ki siyasal İslam ve etnikçiliği kutsayan, etnik kültürel kimlikleri gerici bir anlayışla siyasal kimlik haline getirmeyi hedefleyen neoliberal ve sosyal demokrat anlayış; Atatürk, Cumhuriyet kazanımları ve Kemalizm nefreti konusunda doğal müttefiklerdir. İki taraf başka konularda çarpışıyor olsa ve iki taraftan da sadece bir kişi kalmış olsa bile bu durum değişmez.

Yöneticilerinin gazeteyi işgal ettiği gerçeği mahkeme tarafından da belgelenen Cumhuriyet gazetesi, 18 Mart ile ilgili yapılan bir türküyü üstelik de “Seslendirilen türkü gönülleri mest ederek,dinleyenlere duygusal anlar yaşattı.” diye paylaştı. Ne kadar şaşırtıcı değil mi bu “milli ve manevi” hassasiyet? Şaşırtmasın. Çünkü 2016’da yapılan ve 2018’de tekrar Cumhuriyet tarafından servis edilen parça, 7 dilde söyleniyor. Bir tanesi ülkenin ulusal ve resmi dili olan Türkçe, diğer altı tanesi de ülkemizde bulunan ve olası ayrıştırıcılar tarafından kaşınmak istenebilecek etnisitelerin dilleri.

Bilmeyenlere ya da unutanlara anımsatalım. Yugoslavya, ortak değerlerini değil farklılıklarını resmileştirdiği için kolayca parçalandı. Ama Yugoslavya’nın Türkiye’den farkı, tam anlamıyla milletleşememiş/uluslaşmamış olması ve farklı ırktan, etnisiteden kişilerin genel olarak farklı bölgelerde ayrı ayrı yaşıyor olmasıydı.

Siyasal İslamcıların Çanakkale’yi “ümmetçi” bir anlayışla algılamak, algılatmak istemesindeki temel amaç, nasıl ki karşı oldukları ve de Çanakkale Zaferi’nin önsöz niteliği taşıdığı “‘Türkiye halkı’nın -etnise ve inanç temelinde olmayan- Türk milleti/ulusu olarak milletleşmesi/uluslaşması” gerçeğini yok saymak ve saldırmak ise; sözde siyasal islamcılara karşı olan neoliberallerin, etnikçilerin, sosyal demokratların Çanakkale’den çıkarmak istedikleri ve onları “duygulandıran ve mest eden” yorumlamalarındaki amaç da siyasal İslamcıların aynısı.

Ve çok iyi biliyorlar, Türkiye’nin Yugoslavya gibi parçalanabilmesi için önce Yugoslovya gibi farklılıkları resmileştirmesi, altını çizmesi gerektiği, ortak değerleri ve tabii bunun için de önce Atatürk Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesini yok etmeleri gerektiğini…

Ama biz ve tarih de daha iyi biliyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti’nin her tarz tehdit ve tehlikeye rağmen ilelebet payidar kalacağını…

Çanakkale Deniz Zaferi’nin 103. yıl dönümünde; tüm şehit ve gazilerimizi rahmetle anıyoruz, gönlümüzün de başta Afrin‘de olmak üzere ülkenin ve dünyanın çeşitli yerlerinde Türkiye Cumhuriyeti “Devleti”nin çıkarlarını korumak için canını ortaya koyan tüm askerlerimizle olduğunu belirterek.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
18 MART 2018

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.